
Bazı duygular ve yaşamlar vardır yarım kalmaya mahkum bırakılır. Sen ne kadar çırpınsan da kurtulmak için, yüreğine yenik düşersin her seferinde. Bu böyle yürümez, bu böyle olmaz dedikçe gelir seni bulur. İnatlaşırsın onunla ve bazen hayatla. Seni, tamamıyla kendine benzetmek ister. Onun düşüncelerini ve duygularını önemli kılar senin için. Senin duygu ve düşüncelerini bir kenara atarak. Sanki sen yokmuşsun, sadece ondan ibaret olmuşsun gibi davranır. Her yaptığının doğru olduğunu vurgular konuşmalarında. Senin konuşmalarına izin vermeden. Bir fırsat tanımaz sana, düşüncelerini savunmak için. Tam konuşmaya başlarsın, içinden yakaladığı bir kelimeyle başka manalar çıkarır karşına. Başlar bastırma politikasına. Ve sen, böylece ona karşı savunma kalkanlarını açarsın. Kendini ifade etmeye çalıştıkça anlarsın, o düşünceyi savunan kişinin karşısında, kelimelerin kifayetsiz kaldığını. Bazen diretmeye çalışırsın onun verdiği heyecanla. Yenildiğini zannetmesin diye yenilmemek istersin. Gururun ve doğruların ön plana çıkar. Anlatmalıyım dersin. Bilmeli. Bu cümleler savaşından yorgun çıkar yüreğin. Bazen de bedenin.
Sonunda anlarsın. O bildiğin söz gelir aklına. “Senin bilgin karşındakinin bilgisi kadardır” diye. Susarsın. Cümlelerine artık cevap vermemeyi seçersin. Çünkü bilirsin, her vereceğin cevapta veya sorudan başka bir anlam çıkaracak diye. Yorulur beynin. Şaşırırsın. Ortam birden bire savaş alanına döner gibi olur. Kim haklı, kim haksız durumunda bulursun bir anda kendini. Oysa; fikirlerin rahatça söylenebildiği ve paylaşılabildiği güzel bir ortam yaratmaktır düşüncen. Onunla savamayacağını anlarsın. Geriye çekilirsin. O, bu geriye çekilmeyi kendi haklılığını kabul etmek olarak algılar. Bir anda boş ver dersin. Nasıl algılarsa algılasın. Fakat, yüreğin öyle demez. Karmakarışıktır artık düşüncelerin ve duyguların. Seni senle bırakmıştır, bu cümleler savaşından sonra.
Sevmekle sevmemek, değer vermekle vermemek arasında gidip gelirsin. Bir an nefret edersin ondan, bir an yüreğinin başka sesini dinlersin. Gelgitlere sokmuştur artık seni. Ben mi sevmişim, ben mi değer vermişim diyerek pişmanlılara sokarsın kendini. Değer verdiğin insan canavarlaşır bir anda gözünde. Bazen de bir an gelir, insana ait tarifi imkansız duygular eser yüreğinde. Sıkışıp kalırsın, bu duygu karmaşasında, başlarsın kendini sorgulamaya. Nefret duygusu başlar hem kendine, hem ona. Seni ve kendini niye böyle bir duruma getirdiği için. Gözyaşların gözünden akmakla akmamak arasında sıkışıp kalır. Ağlamaklı gözlerini belli etmek istemezsin ona. Onun için ağladığını sanmasın diye.
Oysa, o bilmez ki insanca yaşamanın anlayış, önem ve değer getirdiğini. Bu düşünceler için ağlarsın sen. Onun için hangi cephelerde ne savaşlar verdiğini, bilsin istersin. Ama, bunlara değer vermediğini hissedince terk eder ilk yüreğin, sonra bedenin onu. Neden böyle oldu diye araştırmadan bulur suçluyu. Suçlu sensindir. Bencillik duygusu burada da ortaya çıkar. Taparcasına sevdiğinden dolayı, bulunmayan hint kumaşı sanır kendini. Doğrular hep onundur. Yanlışlar yanından bile geçmez. Ondan uzaklaştığın nedenleri açılamaya kalktığın anda, yanlış yine senindir. Sebep üretemezsin. Nedenleri, niçinleri sorgulatmaz. Konuşmalarına yanlışsın diyerek başlar. Benim duygularımı biliyor ve beni sanki o yaratmış gibi. Bir an haykırmak istersin içindekileri, bir anda susarsın. Böylece, yaşamak istediğin duyguları yüreğine hapsedersin.
Egoizmin en yüksek noktadadır duygusu. O zaman tamamıyla anlarsın yanlış yerde ve kişide olduğunu. Terk etmeliyim dersin artık onunla olan hayatı. Bir yandan yüreğinle yine savaş verirsin. Ne kadar terk edebilirsin ki yaşanmışlıkları. Onsuz yeni bir hayata yelken açmaya başlarsın. Uzak limanlara doğru. Gittiğin her limanda, bulursun ondan kalan kırıntıları. Hadi GEL! Topla artıklarını…..
Son Yorumlar