NEWYORK VE ANNEM

ANILAR, DUYGULAR, DÜŞÜNCELERİM, GENEL, HİKAYE 1 Yorum »

                                 NEWYORK VE ANNEM

Dışarıda şiddetli rüzgarın etkisiyle birlikte, delicesine bir yağmur yağıyordu. Uzun zamandan bu yana, annemle ben yaşamak isteyip te yaşayamadıklarımızı gerçeğe dönüştürmek üzere kesin bir karar verdik. Aslında bu yaşayacaklarımız içimizde kopan fırtınaların bir habercisiydi. Belki de bardaktaki suyun son damlasıydı. Hani bazı insanlar umutlarının ve hayallerinin peşinde koşarlar. Hep bir gün diyerek yapacaklarını ertelerler. Öyle bir gün gelir ki beklenilen o gün çoktan gelip geçmiştir.

İnsanlar ne için yaşar sorusu hep aklımıza takılan bir soruydu. Cevabını aslında tam olarak bilemesek te bizi bu soru başka bir soruya itiyordu. O da hayaller ve umutlar insanları istedikleri noktaya ulaştırabilir miydi? Yoksa içimizde var olup ta farkına varamadığımız olaylar zincirimi bizlere engel oluyordu. Bu sorunun içerisinden birçok soru çıkabiliyordu. Bunun sonucunda da bazen anlaşmazlığa düşebiliyorduk. İkimizde farklı yapıda bireylerdik. Bizi birçok konuda ortak noktada buluşturan duygu ve düşüncelerimizde vardı. Bazen kelimeler bile birbirimizi anlamaya yeterli gelmiyordu. Bunun sebebi annemin kendi kurduğu hayaller ve umutlar dünyasında yaşamasıydı. Benim ise gerçek yaşamla ilgili düşüncelerim ve duygularım onunkilerle ter düşüyordu.

Onunkini hayaller dünyası, benimkini gerçek dünya diye tanımlıyordum. Sonuçta adını koyduğum bu kavramların ikimize de zarar verdiğini gördüm. Onun hayaller dünyasından kazandığı gerçek olmuyor. Benim gerçek dünyadan kazandığım hayal olmuyordu. Bununla birlikte hayallerin gerçek olma olasılığı ve gerçeklerinde hayal olma olasılığı yok muydu? Tabiî ki vardı. Hayal diye düşündüğümüz şeylerin çoğu gerçeklerden ibaretti. Sadece ve sadece; zaman, mekan ve şartlar hayalleri gerçeği dönüştürmüyordu.

Kendimi bildim bileli, annemin hayal diye tanımladığı “Amerika ya” gitme düşüncesi vardı. Bu hayallerinin en başında geliyordu. Oysa bana göre Amerika ya gitmek bir hayal değildi. Amerika gerçekti. Şartlar annemi hayaline şu zaman kadar ulaştıramadı. Amerika yı düşüncelerinde farklı görüyor, oraya ulaşmak istiyordu. Annem “sadece Amerika yaşamımın bütününü sağlayacak bir yer değildi” diyor. Ama, umutlarının çoğunu benimle birlikte orada gerçekleştireceğine inanıyordu. Onu bu düşünceye iten hayatın içindeki bazı şeylerdi. Amerika hakkında çok kitaplar, yazılar okuyordu. Tam bir kitap kurduydu. Okumayı ve bir yerleri görüp, yeni insanlar tanımayı hedef biçmişti kendine. Ama, hayatın ağır yükü ona çok fazla gelmişti. Yaşamı da bu yüzden umutsuzluklarla doluydu. Bu düzensiz yaşamın içerisinde umut ışıkları arıyordu. Hayallerini gerçekleştirecek paraya da ihtiyacı vardı. Ama, parasızlık onun hayallerini de yok etmiyordu. En ufak bir kırgınlıkta kendi kabuğuna da çekilirdi. Annem sanki hayattan dolayı bir kalkan yaratmıştı kendine. Bazen o kalkanı yerinden oynatıyor, bazen de hiçbir şey yapmıyordu. Yani annem gelgit gibiydi. Zırhını giymiş savaşa hazır bir gladyatör gibi hayatla savaşıyordu. Savaş sırasında yaralarda alıyordu. Bazen hiç bitmeyecek sandığı bu savaşın esiri de olmuyordu. Tek düşüncem annemi o çok istediği Amerika ya götürmekti. Umutlarında yaşadığı Amerika yı gerçekte yaşatmaktı.

İşte! öyle günlerden biri gelip, bize “hadi kalkın, gidiyoruz” dercesine şans getirmişti. Sonunda annemin hayalini gerçekleştirebileceğim şans, gelip beni bulmuştu. Çünkü; orası benim içinde imkansızdı. Elime böyle bir şans geldi. Annemi mutlaka götürmeliydim. Başka bir yolu yoktu. Bir daha böyle beklediğimiz fırsat elime geçmeyebilirdi. Çalıştığım şirketin bir başka kolunu açmak için, diğer sorumlu personellerle birlikte oraya gönderilmiştim. Hem de Newyork a! Şaşkınlığımın verdiği huzur artık mutlu bir heyecana bırakmıştı kendini. İnanamıyordum. Ama gerçekti. Şimdi anneme doğru koşmalıydım. Ayaklarım birbirine vurarak. Böyle bir heyecan olur muydu? Ona da yaşatmalıydım bu yıllardır beklediği sevinci. Deliler gibi sokaklarda koştum. Ayaklarım hep geri geriye gidiyordu sanki. Ama, sonunda ulaştım beklenen sona.

Hızla evin ziline basarak annemin kapıyı açmasını bekliyordum. Annemin yüzüne bakıp, gerçekleşmez dediğim hayallerin gerçekleşti anne. Oldu demek istedim. Annem kapıyı telaşla açtı. Benim yorgunluğum ve yüzümdeki gülümseme ona daha bir heyecan katmıştı ki. Bana;
- Ne oldu kızım? dedi. Gülüyordum. Karşısında durup, ağzımı açabildiğim kadar gülüyordum. Gülmeliydim. Çünkü o benim annemdi ve ben onun hayallerine bir nebze olsun katkıda bulunuyordum. Buna ben sebep oluyordum. Annem;
- Evet kızım dedi.
- Anne Amerika ya gidiyorsun dedim. Şaşırdı. Afalladı. Gözlerimin içine baka kaldı. Işıl ışıl parlıyordu, o yeşil gözleri. İnanamamıştı o da benim gibi.
- İnan anne dedim.
- İnanamıyorum dedi.
- Peki nasıl gideceğim?
- Sensiz asla olmaz dedi. Bir an o çok istediği Amerika dan benim için vazgeçmeyi bile göze almıştı.
- Hayır hayır anne! Beraber gidiyoruz dedim.
- Nasıl peki? dedi.
Gitme sebebimi ona anlattım. Şaşırmıştı. Bir an için bile olsa Amerika hayal olmaktan çıkmıştı onun için. Gözlerindeki sevinç yaşanılasıydı doğrusu. O an, tüm tabiatın bu olaya şahit olmasını istiyordum. Hayatımda bir kez de olsa annemin dileğini yerine getirebilecektim. Bir şeyleri başarmıştım. Hayat bize böylece olmaz dediğimiz güleç yüzünü göstermişti. Şimdi sıra uçak biletlerimizi almaya gelmişti. Bir müddet sonra, valizlerimizi büyük bir heyecanla hazırlayarak yolculuk için yola çıkacaktık. Bekle bizi Newyork annem geliyor.

 

 

SENİ YÜREĞİMDEN SÜPÜRDÜM. GEL! TOPLA ARTIKLARINI….

AŞK, DUYGULAR, GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

 

Bazı duygular ve yaşamlar vardır yarım kalmaya mahkum bırakılır. Sen ne kadar çırpınsan da kurtulmak için, yüreğine yenik düşersin her seferinde. Bu böyle yürümez, bu böyle olmaz dedikçe gelir seni bulur. İnatlaşırsın onunla ve bazen hayatla. Seni, tamamıyla kendine benzetmek ister. Onun düşüncelerini ve duygularını önemli kılar senin için. Senin duygu ve düşüncelerini bir kenara atarak. Sanki sen yokmuşsun, sadece ondan ibaret olmuşsun gibi davranır. Her yaptığının doğru olduğunu vurgular konuşmalarında. Senin konuşmalarına izin vermeden. Bir fırsat tanımaz sana, düşüncelerini savunmak için. Tam konuşmaya başlarsın, içinden yakaladığı bir kelimeyle başka manalar çıkarır karşına. Başlar bastırma politikasına. Ve sen, böylece ona karşı savunma kalkanlarını açarsın. Kendini ifade etmeye çalıştıkça anlarsın, o düşünceyi savunan kişinin karşısında, kelimelerin kifayetsiz kaldığını. Bazen diretmeye çalışırsın onun verdiği heyecanla. Yenildiğini zannetmesin diye yenilmemek istersin. Gururun ve doğruların ön plana çıkar. Anlatmalıyım dersin. Bilmeli. Bu cümleler savaşından yorgun çıkar yüreğin. Bazen de bedenin.

Sonunda anlarsın. O bildiğin söz gelir aklına. “Senin bilgin karşındakinin bilgisi kadardır” diye. Susarsın. Cümlelerine artık cevap vermemeyi seçersin. Çünkü bilirsin, her vereceğin cevapta veya sorudan başka bir anlam çıkaracak diye. Yorulur beynin. Şaşırırsın. Ortam birden bire savaş alanına döner gibi olur. Kim haklı, kim haksız durumunda bulursun bir anda kendini. Oysa; fikirlerin rahatça söylenebildiği ve paylaşılabildiği güzel bir ortam yaratmaktır düşüncen. Onunla savamayacağını anlarsın. Geriye çekilirsin. O, bu geriye çekilmeyi kendi haklılığını kabul etmek olarak algılar. Bir anda boş ver dersin. Nasıl algılarsa algılasın. Fakat, yüreğin öyle demez. Karmakarışıktır artık düşüncelerin ve duyguların. Seni senle bırakmıştır, bu cümleler savaşından sonra.

Sevmekle sevmemek, değer vermekle vermemek arasında gidip gelirsin. Bir an nefret edersin ondan, bir an yüreğinin başka sesini dinlersin. Gelgitlere sokmuştur artık seni. Ben mi sevmişim, ben mi değer vermişim diyerek pişmanlılara sokarsın kendini. Değer verdiğin insan canavarlaşır bir anda gözünde. Bazen de bir an gelir, insana ait tarifi imkansız duygular eser yüreğinde. Sıkışıp kalırsın, bu duygu karmaşasında, başlarsın kendini sorgulamaya. Nefret duygusu başlar hem kendine, hem ona. Seni ve kendini niye böyle bir duruma getirdiği için. Gözyaşların gözünden akmakla akmamak arasında sıkışıp kalır. Ağlamaklı gözlerini belli etmek istemezsin ona. Onun için ağladığını sanmasın diye.

Oysa, o bilmez ki insanca yaşamanın anlayış, önem ve değer getirdiğini. Bu düşünceler için ağlarsın sen. Onun için hangi cephelerde ne savaşlar verdiğini, bilsin istersin. Ama, bunlara değer vermediğini hissedince terk eder ilk yüreğin, sonra bedenin onu. Neden böyle oldu diye araştırmadan bulur suçluyu. Suçlu sensindir. Bencillik duygusu burada da ortaya çıkar. Taparcasına sevdiğinden dolayı, bulunmayan hint kumaşı sanır kendini. Doğrular hep onundur. Yanlışlar yanından bile geçmez. Ondan uzaklaştığın nedenleri açılamaya kalktığın anda, yanlış yine senindir. Sebep üretemezsin. Nedenleri, niçinleri sorgulatmaz. Konuşmalarına yanlışsın diyerek başlar. Benim duygularımı biliyor ve beni sanki o yaratmış gibi. Bir an haykırmak istersin içindekileri, bir anda susarsın. Böylece, yaşamak istediğin duyguları yüreğine hapsedersin.

Egoizmin en yüksek noktadadır duygusu. O zaman tamamıyla anlarsın yanlış yerde ve kişide olduğunu. Terk etmeliyim dersin artık onunla olan hayatı. Bir yandan yüreğinle yine savaş verirsin. Ne kadar terk edebilirsin ki yaşanmışlıkları. Onsuz yeni bir hayata yelken açmaya başlarsın. Uzak limanlara doğru. Gittiğin her limanda, bulursun ondan kalan kırıntıları. Hadi GEL! Topla artıklarını…..

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim