ANILARIMLA YENİ YIL

ANILAR 2 Yorum »

Kış yüzünü iyice göstermeye başladı. Yeni yıla girmemize az bir zaman var. 2008 bitiyor,2009 geliyor. Bütün umutlarla, sevinçlerle, başarılarla, sağlıklarla, dostluklarla, arkadaşlıklarla ve hepimizin umduğu paralı günlerle birlikte.

Yeni yıl umutların başlangıcıdır. Yeni yıl, bütün yıl boyunca beklenen özel bir gündür. Hava iyice soğumaya başladı. Bazı bölgelerde kar yağıyor. Soğuk havanın o ürpertici etkisi, yeni yılı beklemenin verdiği bir huzurla, sıcaklığa dönüşüveriyor. Hepimiz umutlarımızı, amaçlarımızı bu yıla veya gelecek yıllara bıraktık. Kimimiz mili piyangodan çıkacağına inandığımız paraya, kimimizde Noel Baba’nın varlığına inanarak, yeni yılın ümitsizlikleri bir kenara atıp götürmesini umutla bekliyoruz.

Küçüklüğüme ait anılarım geldikçe aklıma, kışın o soğuk etkisine aldırmadan, bazen lapa lapa yağan kar eşliğinde, mahallemizdeki bayırdan eldivenlerimiz kuruyana kadar, ellerimize çorap geçirir ve kaymak için, herhangi bir yerden bulduğumuz kalın naylon poşetlerle birlikte, bayırdan aşağıya salıverirdik kendimizi. Üstümüz başımız kar olur, bazen kar erir, biz kaydıkça altından çamuru çıkarırdı. Eve gidip üstümüzü hiç üşenmeden değiştirir, tekrar tekrar kaymaya giderdik. Küçükken, yeni yılda kar yağsın diye dört gözle beklerdim. Çünkü; o zaman çocuktum. Şimdi ise; büyüdüm. Odunsuz, kömürsüz, sobasız buz gibi evlerde yaşayan çocukları, büyükleri, hastaları ve hayvanları düşünmekten, eskisi kadar karın yağmasından zevk alamıyorum. Yeni yıl bile olsa. Ama, yinede içimdeki o çocuk, böyle günlerde kendini bana tekrar hatırlatıyor. Ve bir an tükenmiş olan umutlarımın geri gelmesine yardımcı oluyor.

Eskiden boş alanlar çoktu. Şimdiki gibi binalar yoktu. Çoğunlukla bahçeli evler vardı. Herkes bahçesinde kardan adam yapar, sizlerinde bildiği gibi burnuna havuç takar, gözlerini kömürden yapar, eline evin eski süpürgelerinden birini verir, boynuna da üşümesin diye, en güzel şallarımızdan birini takardık. Bazen de şapka bulabilirsek şapka takardık. Sonrada oturur onu seyrederdik. Sanki, bizim bir arkadaşımızdı. O gece onu yalnız bırakıp eve gidip yatmak zor gelirdi. Yalnız kalacak ve üşüyecek diye korkardık. Kardan adamın hep bizimle kalacağını sanırdık. Bilmezdik ki, o gece bir lodos rüzgarının eseceğini. Ve yarın sabah kalktığımızda, doğru kardan adamın yanına giderdik. Baktığımızda kardan adam yok oluvermiş olurdu. Üşümesin diye taktığımız şapka ve şalı, yerde bir avuç sulu kar veya su birikintisi üzerinde bulurduk. Çok şaşırırdım Ve üzülürdüm. Hatta ağlardım bile.

Gelecek zamanlarda kardan adamın biz çocukları yine ziyaret edeceğini, üzülmememiz gerektiğini bize büyüklerimiz, içimizde umutlar yeşerterek anlatırlardı. Çoğunlukla yaptığımız kardan adamın eşyalarını da, bizi tekrar ziyaret edeceği için sakladığımızı da hatırlıyorum. İşte! Benim çocukluğuma ait güzel bir çocukluk anısı.

O zamanlar çocuk, şimdinin büyükleri olan bizlerin hayatında, bu gibi anılar önemli yer tutar. Bugün hala bir yerlerde pek çok çocuk bizim çocukluğumuzdaki gibi, bu ve bu anılarıma benzer şekilde, kışa ait çocukluğunun tadını çıkarmaktadır. Büyüyeceklerinden habersiz.

Evet! yeni yıl geldi. Herkese sağlık, huzur, mutluluk, barış ve sevdiklerinle beraber uzun ömürler dilerim. Yeni Yılın herkese beklediği fırsatları getirmesi dileğiyle.

 
 
 

 

TRT’NİN HAYATIMDAKİ YERİ

ANILAR, DÜŞÜNCELERİM, MAKALELER Yorum Yok »

Türkiye’nin ilk televizyon kanalı olarak TRT nin hayatımda önemli bir yeri vardır. Küçüklüğümden bu yana TRT deki yayınlanan küçük küçük anektotları , belgeselleri, ve müzik programlarını asla kaçırmamaya çalışırım.

Çocukluğuma ait, bugün bu güzel duygulara sahipsem TRT’nin yayınladığı programlarda bunun çok büyük etkisi vardır. Bugün hala TRT izlemeye çalışıyorsam, iç dünyamı rahatlattığı içindir. Kısada olsa seyrettiğim programların çoğu, yalın ve sade bir anlatımla sunulduğu için bir iç huzur yaşıyorum.

Yıllardır seyrettiğim Nuray Yılmaz’ın sunduğu “Gezelim Görelim” belgeselini kaçırmadan izlemeye çalışırım. Bilmediğimiz, görmediğimiz çoğu yerleri ve bilgileri de bu programdan öğrenme imkanım oldu.

Yazar Selim İleri’nin “Not Defterinden” adlı programı beğenerek ve her konuşmasından, anlatımından bir şeyler çıkararak, hayatın farklı bir yönünü keşfediyorum. Hatta huzur bile buluyorum. Onun anlatışından bir yerlere dalıp gidiyorum. Bu programı yazmayı ve okumayı seven herkese tavsiye derim. Yalın, dokunaklı, hüzünlü hasret kokan bir anlatım tarzıyla beni etkiler. Çoğunlukla bilmediğim yazarlar ve kitaplar hakkında bilgi edinmemi sağlıyor. Ve hayranlığım bir kat daha artar. Birçok eski Arapça ve Osmanlıca kelimeleri ondan duyuyorum. Her ne kadar aklımda kalmasalar da.

“Derin kökler” adlı kısa bir belgesel vardır. Bu belgeseli rastladıkça izlemekten keyif alırım. Kısa kısa hayata dair güzel anektotlar sunmaktadır.

Banu Avar’ın sunduğu “Kırılma Noktası” adlı belgeseli başka bir türlü izlerim. Tarihin ve zamanın farklı yönünü anlatmaktadır.

Balkan kökenli olduğum için Havva Karakaş’ın sunduğu “Balkan Havası” adlı türkü programını büyük bir zevkle izlerim. Kökenimin var olduğu topraklarının kıvrak nağmelerini, ezgilerini Havva Karakaş’ın ağzından dinlemek ve izlemek benim için büyük bir zevk olsa gerek.

Yıllardır o buğulu sesiyle ve duygulu anlatım biçimiyle izlediğimiz Tayfun Talipoğlu’nun “Bam Teli” programını bizlere sunmak için hazırlarken, yolların tozunu dumana katarak aşındırdığını nasıl unatabilirim ki.

TRT, genci yaşlısı herkesin bugüne kadar gönlünün bir yerlerinde bir şeyler, izler mutlaka bırakmıştır bence. Bu yüzden TRT’ye beni bu yaşıma kadar, ruhumu çeşitli güzel duygularla süslediği için, bu programları hazırlayıp sunanların hepsine ve TRT’nin mutfağındaki kişilere de ayrı ayrı teşekkür ederim.

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim