Archive for Ocak, 2009
« Önceki Örnekler Sonraki Örnekler»JUDE LAW HAYATI
Yayın Tarihi: 30 Ocak 2009 Cuma Saat: 8:17
Jude Law 1972 yılında İngiltere’nin Güneyinde yer alan Londra’ya bağlı Lewisham’da öğretmen bir anneyle, babanın çocuğu olarak doğdu. Gerçek adı David Jude Law dır.
Sodie Frost’la evlenmiş ve boşanmıştır. Bu evlilikten üç çocuğu bulunmaktadır.
Son zamanların gelecek vadeden en iyi oyuncusudur bence ve sinema dünyası açısından da öyle görülmektedir. Sinema yaşamına daha ortaokul yıllarında tiyatroyla ilgilenerek ve okuluna giderek başlamıştır. Fakat bu okuldan birkaç sene sonra ayrılmıştır. Broadway’e giderek tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Bu arada birçok bağımsız televizyon ve sinema filmi çekti.
İlk büyük filmi 1997 yılında Umma Thurman ve Ethan Hawke ile oynadığı Gattaca filmi ona şöhreti yakalamasında büyük pay oldu.
Sonrasında onu 1999 yılında Matt Damon ve Gwyneth Paltrow’la oynadığı The Talented Mr. Ripley bizdeki ismiyle “Yetenekli Bay Rapley” olan filmiyle şöhreti tamamıyla yakaladı. Sinema dünyasında yükselişini arttırdı ve bu film gişe rekorları kırdı. Jude Law ı bu filmiyle tanıdım ve hayranlığım o gün bugündür devam etmektedir. Yetenekli Bay Rapley’de gizem, suç, esrar ve duygusal romantik konuları işlenmiştir. Heyecanlı ve sürükleyici bir filmdir.
Jude Law ın sinema dünyasına birçok güzel film çevirebilecek kadar oyunculuğunu güçlü görmekteyim. Bence son zamanların kazandığı en iyi aktördür. Yeşil gözleriyle ve yakışıklılığıyla birçok gönülde taht kurmuştur. Bu yüzden 2004 yılında yapılan People dergisinin anketine göre yaşayan en cazibeli erkekler arasında yer almıştır. Jude Law ı yetenekli bay rapley den sonra oynadığı birçok filmle takip ettim. Hepsinde farklı farklı karakterler ve oyun gücünü sergiliyordu. Buda bir oyuncu için sinema dünyasında etkin kalabilmesi adına önemli bir etkendi. Ve yakışıklılığının yanında oyun gücüde etkiliydi.

The Talented Mr. Ripley, filminin işlenişi ve konusu harikaydı. Bu film İtalya da geçiyordu. 1950 lili yıllarda zengin bir ailenin çocuğu olan Jude Law “Dichie Greenleaf” yaşadığı yerden uzak olmayı seçmiş genç bir delikanlı olarak başladığı yeni yaşamına İtalya da devam etmektedir. Babasının kendisini bulması ve geri getirmesi için birini tuttuğundan habersiz olarak hayatına devam etmektedir. Biraz çapkın ve farklı cinsel istekleri olabilecek bir karakteri olan Grenleaf, kız arkadaşıyla “Gwyneth Paltrow” yaşarken bu gelen genç adamın “ Matt Damon” onu öldürüp yerine geçeceğinden habersiz yaşamına sürdürmektedir. Güzel başlayan arkadaşlıkları onun ölümüyle ve yerine bu gelen genç adamın geçmesiyle son bulacaktır. Onun ismini devam ettireceği için hep yaşıyor sanılacaktır. Entirika, gizem, suç ve romantizim hakim bir filmdir. Bu film Oscar’a aday gösterilmiş ve Jude Law “Bafta Film Award” festivaliyle en iyi performans gösteren oyuncu ödülünü almıştır. İzlenebilecek güzel filmler arasındadır. İzlemeyenlere tavsiye ederim.
Melodi AKÇAY
ESKİ KONAKTA HİKAYELER
Yayın Tarihi: 29 Ocak 2009 Perşembe Saat: 7:59
Yıkık, harabe eski konaklardan birinin bahçe kapısından içeri girmekteyim. Zamanın rengi, kokusu ve sesi bu harabe konakta yaşanmışlıklara götürüyor beni. Zamana direnen eski konağın bahçe duvarlarını, sarmaşıklar kaplamış. Demir kapısı, zamanında ince bir zanaatkarın elinden çıktığını belli etmekte.
Konağın kapısı belli ki; uzun zamandır açılmamış. Gıcırdama sesiyle giriyorum konağın bahçe kapısından içeri. Adım adım ilerliyorum ve yaşanmışlıkları hissediyorum. Konağın kapısı tahtalarla çivilenmiş. Biraz ittirince kırılıveriyorlar. Koskoca konak karşımda duruyor. Genizlerime rutubet ve geçmişin kokusu doluyor. Ağır bir rutubet kokusu hakim.
İlerliyorum. Önüme büyük bir salon çıkıyor, yukarı merdivenlere bağlı. Altı tane kapı var, salona çıkan. Salonun duvarında eski bir duvar saati gözüme çarpıyor. Çalışmıyor. Kim bilir? Hangi zaman diliminde kaldı. Saatte eski konak gibi, zamana yenik düşmüş. Kapılardan bir tanesini açıyorum. Bulunduğum odanın duvarlarının sıvaları dökülmüş, yerlerin tahtaları yer yer gıcırdamakta ve çürümüş. Yavaş yavaş salona çıkıyorum. Karşımda kapısı olmayan mutfağı görüyorum. Eskiden kalmış birkaç kap, kacak görüyorum. Ve, bir anda eski bir mangal gözüme takılıyor. Hala, birazda olsa içinde küller var. Kim bilir? Kimler? Kimlere? Ne kahveler pişirdi bu mangalda.
Bunların hayaliyle, konağın eski tahta merdivenlerinin basamaklarından, yavaş yavaş ilerliyorum. Merdivenler gıcırdama sesiyle bana eşlik ediyorlar. Bazı yerlerinde basamaklar kırılmıştı bastığım an fark ediyorum. Trabzanlarına tutunduğum an anladım, onlarda zamana yenik düşmüşlerdi. Rutubet kokusuna alışmıştı genizlerim. Artık bu konağın parçasıydım sanki.
Zar zorda olsa, çıkmıştım konağın merdivenlerinden. Yine, odaları birbirine bağlayan bir salon çıktı karşıma. Odaların kapılarının hepsi açıktı. Kimisi kırılmıştı, yerinden düşmüştü. Duvarları sıvasını ve boyasını atmıştı. Duvarda asılı bir resim takıldı gözüme geçmişten kalan. Sandalını kıyıya çekmiş bir balıkçı, birkaç martı ve küçük kulübe resmi vardı. Bu resmi kimin yaptığına dair altındaki imza silinmişti. Tıpkı, bir zamanlar burada yaşanmış olan hayatların izlerinin çoğunun silindiği gibi.
Bahçeye bakan pencerelerin camları neredeyse, tamamıyla kırılmıştı. Pencerelerin birinden bahçeye doğru baktım. Açtığım bu pencere, konağın arka bahçesine bakıyordu. Arka bahçesi olduğunu fark etmiştim. Arka bahçede eski bir müştemiliyat vardı. Eskimişti, ama hala sevimliliğini koruyordu. Müştemiliyatları oldum olası severdim. Küçüktüler ve gizem doluydular. Büyük dünyanın içerisinde, küçük saklanma yerleriydi onlar benim için.
Bu eski konak, zamana tanıklık ediyordu. İçerisinde gezdikçe bir bir veriyordu yaşanmışlıkların izlerini. Hayal ediyordum, kimler bu merdivenlerden yaşama katılmak üzere inip çıktı. Hangi çocuklar en sevdikleri oyunları bu bahçede ve konakta oynadılar. Hangi yemekler pişti. Hangi umutlar yeşerdi ve bu hayatlara ne oldu? O çocuklar nerede şimdi? Yaşanılanlar hangi zaman diliminde kaldı?
Bir şarkı eşliğinde müzik sesi kulaklarıma geliyor. Ve bu ses “Düşen bir yaprak görürsen beni hatırla demiştim. Biliyorsun seni ben, sonbaharda sevmiştim” diyordu. Sanki hayal, bir rüya gibiydi.
Hepsinin farkındayım ama, işte bu farkındalık acı veriyor bu harabe konakta dolaşırken. Bir garip duygu esiyor yüreğimde, engel olamıyorum. Ve ben, yinede hala dimdik ayakta duran bu eski konaktan, eski yaşanmış hikayelerin, bana verdiği özlemle ayrılarak günümüze gidiyorum
Yazan : Melodi AKÇAY
« Previous Entries Next Entries »