You are here: Melodi Akçay » Archive for Nisan, 2009
KANADI KIRIK GÜVERCİN
Şu hayattaki son yolculuğuna hazırlanıyordu kanadı kırık güvercin. Artık yaşlı, yorgun ve hastaydı. Bir gün bütün güvercinler havada süzülürken kendini yere bırakıverdi aniden. Pes etmişti. Gidecek ne yeri, ne umudu, ne uçacak, ne de kanat çırpacak gücü kalmıştı. Gökyüzünden yeryüzüne doğru düşerken bütün yaşadıkları geldi aklına. Önce bir pencere kenarında bebekliğini gördü, hayalle gerçek arasında. [...]
PRENSES VE KRALİÇE
Farklı iki masal ülkesinde bir prensesle, bir kraliçe yaşıyormuş. Kraliçe diğer komşu masal ülkesinde yaşayan prensesi küçük görüyor, kendini beğeniyormuş. Kraliçe o kadar kibirliymiş ki, etrafında çalışanlarına emirler yağdırıyor, bütün isteklerinin yerine gelmesini istiyormuş. Karşı ülkenin prensesi genç ve güzel olduğu için onu kıskanıyor, onunla her görüşmesinde, onu aşağılayıcı cümleler kuruyormuş. Kral için yapılan balolarda [...]
MAZİDE YARIM KALSIN
Bırak buda dilden çıkmasın İki dudağın arasında Diğer duygular gibi yarım kalsın Söylenmesin Dile gelmesin Nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecek Seneler, hoyrat rüzgarlarla geçecek Bazen sevineceğim Mutluluktan güleceğim Ama, oda yarım kalacak Mutlulukta yerini Acımasız hayata bırakacak Bazen de üzüleceğim Üzüntüm, mutluluk kadar kısa sürmeyecek Mutluluğa her adım attığımda Gölgem misali peşimden gelecek Acımasız hayat [...]
İKİ YORGUN SAVAŞÇI
Kader on yıl arayla ayrı ayrı yerlerde doğan, iki yorgun savaşçı üzerinde hazırlanıyordu ağlarını örmeye. Yıllar sonra onları ortak bir noktada buluşturacaktı. Mehtaplı gecelerden birinde bir kız çocuğu dünyaya geldi. Ondan on yıl sonra dünyaya gelecek bir başka kız çocuğu üzerinde onları ortak bir noktada birleştirmeye hazırlanıyordu. İlk dünyaya gelen kız çocuğunun ismi Meltem’di. Meltem [...]
ÖZÜR DİLEMEK ERDEMLİKTİR
İnsanoğlu sanırım yaradılışı itibariyle “Özür Dilerim” sözünü hayatından büyük bir ölçüde çıkarıyor. Kimi zaman görmemezlikten geldiği gibi, sanki bu söz hiç var olmamışçasına yok sayıyor. Oysa bir “Özür Dilerim” sözü ne insanı alçaltır, ne de yükseltir. Sadece insanı insan yapar. Çoğumuzun hayatında bu söz yoktur. Ya cesaret edemeyiz, ya da söylediğimiz anda alçaldığımızı, eğer özür [...]
BEYAZITTA BİR SABAH VAKTİ
Bir sabah kuşluk vakti, yola çıktı Kemal Bey amca, yirmi yıllık dostu bastonuyla. Başında fötr şapkası, ceketinin yakasında bir adet kırmızı gül ile yürüdü mısır çarşına. Erguvanlar yeni açmıştı. Münevver teyze elli yıldır yaptığı gibi, tahta pervazlı balkonunda mor, pembe sümbüller arasında “uğurlar ola” diyor, el sallıyor Kemal Bey Amca’ya. Kemal Bey Amca, en sadık [...]
ANNE GEL! BUGÜN ANNELER GÜNÜ
Anne gel! Bugün anneler günü. Sensiz geçirdiğim altıncı anneler günü. Artık 11 yaşındayım. Ortaokula yeni başladım. İsmim Kardelen. Senin Kardelen’in. Anneciğim sensiz altı kış geçti. Şimdi mevsim bahar. Kardelen çiçekleri dağlarda çoktan açtılar. Ama ben, senin yokluğunda açamıyorum. Oysa kardelen çiçekleri her yıl karları delip açar. Ben altı yıldır sensiz açamıyorum anne. Babam sensiz çok [...]
KÜÇÜK BİR CESARET
Çoğu insan yaşantısının bir yerlerinde beyninin ve bedeninin ulaşabileceği en üst, en uç noktayı merak ederek yaşar veya sınırlarını zorlamaz. Bazen öyle bir an gelir ki, günlük yaşantımızın monotonluğundan sıkılıp kendimizi zorladığımız, bu dinginlikten, rutinlikten kurtarabildiğimiz nadir zamanlar oluyordur. Bir şey yapmakla yapmamak, monotonluktan kurtulmakla kurtulmamak arasında gidip geliriz. Bu rutinlikten kurtulmak, sıyrılmak istediğimiz anlarda [...]
BAKIŞ AÇISI VE ALGILARIMIZ
Her gün bir günü daha geride bırakıyoruz. Bir gün daha avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor, farkına varamıyoruz. Koca günün sonunda düşünüyorum da, koskoca bir günün bizlere getirdiklerini yaşarken algılarımız, sezgilerimiz ne kadar açık, ne kadar dikkatliyiz acaba? Geçim sıkıntısı, iş yorgunluğu, iş stresi, hasretlik, insan ilişkileri içerisinde kavrulup dururken yaşadığımızın ne ölçüde farkında oluyoruz. Yaşarken, hayata [...]
EZİK YÜREKLER
Yokluk, sefalet, çaresizlik, acı ve keder içerisinde geçen bir yürekle yıllar öncesinde Nisandağı kasabasına doktor olarak yeni tayinim çıktığı sıralarda tanışmıştım. Yeni açılan sağlık ocağına pratisyen hekim olarak atanmıştım. Evden işe, işten eve gidip gelirken aynı güzergahta çöp tenekelerini, çöpleri karıştıran bir yürek vardı. İlk zamanlarda buranın yabancısı olduğum için fazla dikkatimi çekmemişti. Fakat, her [...]











