payday loans Car insurance

Archive for Nisan, 2009

BUNU BANA NİYE YAPTIN

Yayın Tarihi: 24 Nisan 2009 Cuma Saat: 7:16

BUNU BANA NİYE YAPTIN

Hani en çaresiz, en yalnız kaldığın anlarda yanında veya çok uzaklarda bile olsa, seni düşünen bir seslenişinde elini yüreğine koyacak kadar yakın bir dostun vardır ya! İşte, sen benim için öyleydin.

Bütün duvarlar yıkılsa bile sana yaslandığım zaman yıkılmayacak kadar güçlüydün.

Hani! bir yerlerde seni düşünen, senin için çarpan bir yürek gibi bir şeydin.

Hani! bütün darbeler bütün aksilikler gelir seni bulur ya! İşte, o zaman bilirsin ki, çaresizliğinde en önemlisi varlığı ile senin çaren olacak, seni sarıp sarmalayacak birisi vardır. Gelmese de, görmese de bilirsin bir dostun seninle birlikte yol alır hayata doğru.

Kaf dağına oturtursun onu. Hiçbir zaman inmez oradan onunla beraber büyürsün, onunla beraber yürürsün, en kırılgan olduğun anda seni tamir eder. Yaslanırsın omzuna yumuşacıktır, sevgi doludur omuzları.

Aklının hayalinin ucundan bile geçmez bir gün bunu bana niye yaptın? Senden bunu beklemezdim sorusu.

O zamana kadar çıkarsız sevgiden de öte bir dostluktur sizinki si. İşte bu soruyu sordurana kadar.

Yıkılırsın bütün hayallerin, umutların yok olur. Yaslanılacak duvarın bir anda yıkılır. Arkanda seni düşünen, senin seven biri yoktur artık anlarsın.

Nedenini sorarsın bunu bana niye yaptın diye…Ağzından tam olarak istediğin ve beklediğin bir cevap çıkmaz, şaşırırsın. Bir sıkıntısı vardır, bunu dile getiremiyor diye düşünürsün. Fakat, sonradan hangi hakla kendi sıkıntılarını, problemlerini benden çıkarır diye sende düşünürsün. Başlarsınız birbirinizle alakadar değilmiş gibi konuşmaya. Bir dargın, bir barışık kalmaya. Konuştukça alevlenir cümleler. Yerini daha bir hüsrana bırakır.

Nedenler, niçinler başlar seni sorgulamaya. Susarsın. Beklediğin cevabı alamadığın için soru işaretleri hiç eksik olmaz artık, yıkılmaz duvar gibi dediğin dostundan. Güven kavramı aranızdan buhar olup uçuvermiştir.

Belki yine dostluğun devam edecektir, ama yürekte bir ince sızı, bunu bana niye yaptın sorusu ile hep kalacaktır.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:

SARDUNYALI KONAK 2.Bölüm

Yayın Tarihi: 23 Nisan 2009 Perşembe Saat: 7:57

SARDUNYALI KONAK 2.Bölüm

Belkıs Hanımla ilk tanışmamız güzel bir diyalogla başlamıştı. Konuşmamızın üzerinden bir hafta sonra tekrar geleceğini, benimde geldiğinde sardunyalar içerisinde yine ona eşlik etmemi rica etmişti. Hoş bir bayandı. Büyükada’da kendimize yeni bir dost bulmuştuk. Sanırım oda öyle hissetmiş olacak ki, doğru dürüst tanımadığı bu yabancıyı yüreğine basarak ona geçmişini ve duygularını açmıştı.

Bir hafta boyunca çocuklarımla birlikte Belkıs Hanımın yolunu gözlüyorduk. Kızlarıma anlatmıştım Belkıs Hanımı, onlarda tanışmak, görmek istiyorlardı. Bu arada İstanbul’a gidiyor, küçük kızımın tedavisi için uğraşıyorduk. Çocuklarımda güzel, olumlu değişikler olmaya başlamıştı. Büyükada’nın ve sardunyalı konağın mucizesiydi herhalde diye düşünmeden edemiyordum.

Belkıs Hanımın tekrar geleceği gün bahçede oturmuş kızlarımla birlikte onu gelmesini bekliyorduk. Birden konağın kapısının sesi yine duyuldu. Daha önceden hazırlamış olduğum kekleri, çörekleri ve çayı alarak kızlarımla birlikte yanına gittik. Bizi gördüğünde sevindi. Kızlarım merak ettikleri Belkıs hanımla tanışırken o kadar kibar ve naziktiler ki, ben bile bu duruma şaşırdım kaldım. Onlardan beklemeyeceğim kadar büyük bir olgunluk gösterdiler. Onlarla gurur duydum. Biz çayımız eşliğinde keklerimizi ve çöreklerimizi yiyip sohbet ederken, kızlarım bahçedeki sardunyalarla ilgileniyordu. Bir ara Belkıs Hanım benden kibarca özür dileyip ayağa kalkarak kızlarımın yanına doğru gitti. O sırada sağ bacağının aksadığını, zor yürüdüğünü fark ettim. Yanıma geldiğinde “Bugün neyiniz var Belkıs Hanım” dedim, neyi ifade etmek istediğimi anlamış gibi eski bir hikaye diyerek bulduğu bir taşa oturdu.

Sonra – Sana daha önce ağır bir hastalık geçirdiğimden ve bu yüzden huzurevine yerleştiğimden kısaca bahsetmiştim. Fark ettin sanırım. Ama üzülmeni, endişelenmeni gerektirecek bir durum yok Müsteri ol dedi. Ve şeker hastalığından dolayı sağ bacağım diz altından kesildi. Tıp dilinde buna ampute diyorlar. Şimdi protez bacağımla on yıldır yaşıyorum. İyi bir arkadaş olduk onunla, ama arada bir bana ihanet ediyor demişti. Üzülmüştüm bu durumuna ama, o mutluydu. Belkıs hanımla sohbet ederken çayına neden şeker atmadığının o an farkına varmıştım. Getirdiğim yiyeceklerden de çok az yemişti. Sebebi buymuş diye düşünüp, bir daha bu konuyu onun yanında hiç açmadım.

Yaz boyunca her hafta çocuklarım, hatta eşimle birlikte bile onun yolunu gözlüyorduk. Konağa her geldiğinde “Zuhal ben geldim” diye sesleniyordu. İkibuçuk aydan sonra tekrar geleceği bir hafta sonu, buradan ayrılmadan önce kendi evimizde ağırlamak istiyorduk onu. Güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştım. Onu bekliyorduk. Belkıs Hanım elinde bir kutu çikolata ile çıka geldi. Kızlarım bu duruma çok sevinmişti. Nede olsa çocuktular ve hangi çocuk çikolatayı sevmezdi ki. Belkıs Hanımın o gün yüzündeki ifadeyi hiç unutamıyorum. Mutlu bir aile tablosunun içinde yer aldığını, bizimle tanıştığından ve bizimle olmaktan dolayı mutlu olduğunu söylemişti.

Artık yaz mevsimin sonuna yaklaşıyorduk. Bol güneş, temiz hava, yeni dostlar ve bu ada ailemiz üzerinde güzel yönde değişiklikler göstermişti. Rüzgarlar esmeye, havalar soğumaya başlamıştı. Okulların açılma vakti gelmişti. O sene büyük kızım okula başlayacaktı. Kardeşlerimize teslim ettiğimiz şirketimizin başına da geçme vaktiydi. Pazartesi günü İstanbul’a doğru yola çıkacaktık. Cumartesi Belkıs Hanımı tekrar son bir kez görmek için Büyükada’ya bekliyorduk ki, adada şiddetli yağmurlar yağmaya, fırtınalar esmeye başladı. Upuzun sokak boyunca uzanan ağaçlar rüzgarın ve yağmurun etkisiyle sallanıyorlardı. Kızlarımla birlikte oturmuş pencereden Belkıs Hanımın yolunu gözlüyor ve yağan yağmuru seyrediyorduk. İçimde bir tedirginlik, bir huzursuzluk vardı. Onun bu havada adaya vapurun kalkmayacağından dolayı bu yüzden gelemeyeceğinden korkuyordum. O gün onu çok bekledik. Belkıs Hanım gelmedi. Onu görmeden Büyük ada’dan ayrılmak istemiyorduk. Fakat ayrılmak zorundaydık. Pazartesi günü ufak tefek eşyalarımızı toparlayıp son bir kez sardunyalarla dolu konağa bakarken, Belkıs Hanımı görür gibi oldum. Güneşli bir günde İstanbul’a vardık. Kızlarımın elleri birbirine kenetliydi. Hiç ayrılmıyorlardı birbirlerinden. Birbirlerine teşekkür etmeyi, özür dilemeyi öğrendiler.

İşlerimizin başına geçtiğimden bu yana aklım hep Belkıs hanımda ve sardunyalı konakta kalmıştı. O gün neden gelemediğini hep merak içinde geçti günlerim. Bu soru aklımı iyice kurcalıyordu. Kızlarım bir gün Belkıs Teyzeyi özledik, onu huzurevine görmeye gidelim mi anne? Dedikleri an hiç düşünmeden yaşadığı huzurevine gittik. Kızlarımın elinde birer adet sardunya saksılarıyla ve Belkıs hanımla birlikte sardunyalı konakta çekilmiş bir adet fotoğrafla birlikte. Görevlilere Belkıs hanımı ziyaret etmeye geldik dediğimizde hangi Belkıs hanım diye sordular. Büyükada’da sardunyalı konağı olan Belkıs Hanım dedim. Yüzlerinde anlaşılmayan bir ifade belirdi. Ve bir görevli Belkıs Hanım diye birisi on yıl kadar önce burada kalıyordu. O, on yıl önce vefat etti deyince şaşırdım. Böyle bir şeyin olması imkansızdı. Olamaz! Nasıl olur! daha iki hafta öncesine kadar onunla Büyükada’da komşuyduk. Bir yanlışlık olmasın dediğimde. Hayır Hanımefendi o on yıl önce vefat etti ısrarlı cevabıyla şok oldum. Kızlarımla birlikte getirmiş olduğum fotoğrafı gösterince Evet! Belkıs Hanım bu dediler. Nasıl olurdu. Anlayamamıştım bu garip olayı. O an iyi ki kızlarım yanımda yoktu. Belkıs hanımın hem ölümüyle, hem de bu garip olayla karşılaşınca, tekrar hastalanabilirlerdi ve bu garip olayı anlayabilecek yaşta değillerdi diye düşünmeden edemedim.

Şaşkınlıkla geri dönerken eşimle telefonda bu konuyu paylaştım. O da benim gibi tepki verdi. Nasıl olurda gördüğümüz ve beraber hafta sonlarını paylaştığımız Belkıs hanım, on yıl önce ölebilirdi ve bizim gördüğümüz Belkıs hanım kimdi sorusu aklımızdan çıkmadı. Bu sorunun cevabını bulmalıydık. Eşimle çocuklarımızı anneme bırakıp ilk vapura atladığımız gibi doğru Büyükada’daki sardunyalı konağa gittik. Bahçe ve balkonlar yine sardunyalarla doluydu. Bu sefer biraz ürkmüştük. Yavaş adımlarla kendi bahçemizden konağın bahçesine girdik. Tedirgindik. Bu olaya bir anlam verememiştik. Şaşkınlıkla geri dönerken son bir kez konağa baktığımızda pencerelerden birinin perdesinin yarı aralık olduğunu ve Belkıs hanımın oradan bize gülümseyerek baktığını gördük.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: