ANAHTARLIÄžIN SIRRI

GENEL, HİKAYE Yorum Yap

Yağmurlu bir gecede ansızın San Francisco’ya bir hayalet gibi gelen ve bir anda ortadan gizemli bir şekilde kaybolan menekşe gözlü kadından geriye emanet kalan anahtarlığın sırrını çözmek üzere kendi planlarımı erteleyerek araştırmalara başladım. Kimdi bu kadın? Anlayamıyordum. Yoğun duyguların altında benliğimin bana oynadığı bir oyun olsaydı bu, bana ait olmayan bir anahtarlığın masamın üzerinde ne işi vardı.

Günlerce birçok arkadaşıma, şehirde bulunan emanetçi depolarına, postanelere gittim. Anahtarlıkta yazılan numaranın hangi posta kutusuna ait olduğunu öğrenmek için çok çaba sarf ettim. Yağmurlu bir gecede ansızın hayatıma giren bu kadın, hayatımda bir gizem bırakarak beni alt üst ederek çıkıp gitmişti.

Nereliydi? San Francisco’ya yağmurlu bir gecede aniden niçin gelip gitmişti? Bu sorular kafamı kurcalıyordu. Kendi sorunlarımı unutmuş adeta bu gizemli olaya takılı kalmıştı düşüncelerim. Beni kendimden uzaklaştırmaya yetmişti bu kadın. Sanki beni kararımdan vazgeçirmek, değiştirmek için gelmişti. Unutamıyordum. O geceyi düşünmemeye çalıştığım halde, geceler boyu onun hayali gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu.

Onu ne olursa olsun bulmam gerekiyordu. Onun hakkında ufacık bir iz dahi bulabileceğim bütün kapıları çalmıştım. 2723. E yazılı bir posta kutusuna San Francisco ve civarlarında rastlayamamıştım. Bir gün Roxvel kasabasında polislik yapan, yıllarca beraber basketbol oynadığım arkadaşım Kevin’ın kapısını araladım. Tek çarem oydu. Elimdeki son imkanıda kullanmak istiyordum. Bir anahtarlık Elizabeth’in izini bulmama yetecek miydi? Bilmiyordum. Ama bir an önce Kevin’ın yanına gitmek istiyordum. Roxvel kasabasına vardığımda aklımdaki soru işaretleri çoğalıyordu. Kevin’la karşılaştığımda yıllardır görmediği arkadaşını bir anda karşısında görünce elimi tutarken gülümsüyordu. Uzun yıllar onunla görüşmediğim için bana sitem etti. Fakat, bir an önce bana yardım etmeliydi. Buradan ayrılmadan önce söylemek istediklerimi ona açıkladım.

Anlattıklarım karşısında gülümsemesine yeni bir gülümseme eklendi. İnanamıyordu. Ve bana – Bir gece evine aldığın bir kadın için mi buraya kadar geldin? Ne aptalca bir şey dedi.
Ben öyle düşünmüyordum. O an hiç umurumda değildi onun sözleri. Beni, o gece Elizabeth’e bağlayan ve kaderimi de değiştiren bir şey oluşmuştu aramızda. Bu garip olay beni o yöne çekiyordu.

Anlattıklarım karşısında Kevın’a eğlence olmuştum. Suratım onun davranışları karşısında asıldı. Bunu fark etmiş olacak ki,
- Haydi gel. Merak etme. Bir sıcak kahve içelim dedi.
Elini omzuma koyarken hala gülüyor, bir yandan da anahtarlığın numarasını istiyordu. Kağıda yazıp verdim. Sersemlemiştim. Kevın bana onu bulabileceğine dair bir iz verip vermemiş miydi anlayamamıştım. Tam bir şey söylemek üzereyken, elini kaldırıp sus işareti yaptı. Ve
– Taman. Benden gelecek cevabı bekle dedi.

Bilmiyordu. O geceden sonra Elizabeth’ten başka, gözümün hiçbir şeyi görmeyecek kadar arzulamanın ne olduğunu. Roxvel kasabasından ayrılıp eve vardığımda bir an önce Kevın’dan gelecek cevabı bekliyordum. İki hafta boyunca bir haber gelmedi. Bir cumartesi sabahı telefonum uykudan uyandırırcasına çalıyordu. Arayan Kevın’dı. O an tek istediğim bana onun izini bulduğunu söylemesiydi. Kevin yüksek sesle
– Bana bir yemek borçlusun. Bir gece bize yemeğe geliyorsun. Bu konuyu konuşmak üzere. Yaz! Adres Santa Maria 72.cadde, 42. sokak, RainBow bulvarı köşesi dedi.

Kevın’a borçlu kalmıştım. Bu sanırım hayatımda karşılığında rahatça ödeyebileceğim bir borçtu. İnanamıyordum. Şaşkınlık içerisinde ona doğru dürüst hoşça kal diyemeden telefonu kapadım. Beni, Elizabeth’i bulmaya artık hiçbir sebep tutamazdı.

Sacramento’ya gitmek üzere yola çıkarken tereddütlerim vardı. Fakat bu sefer Santa Maria’ya doğru çıkacağım yolculukta hiç tereddütsüzdüm. Bana bir ömür gibi gelen bu süreçte, belisizlik fırtınaları yavaş yavaş dinmeye başlamıştı. Evin içerisinde sanki bir zafer kazanmış edasıyla çılgın gibi haykıra haykıra bağırmaya başladığım bir anda paniğe kapıldım. Araştırmam mutlu sonla bitecek miydi? Kendimi toparlamaya çalışarak Santa Maria’ya doğru yola çıktım.

Yolculuk boyunca avare bir şekilde çevreme bakınıyordum. Endişelerimden kurtulmak için kendimi mantıklı olmaya zorladım. Bilinmeyen bir şeyin peşinden koşmanın ne demek olduğunu ancak o an anladım. Belki de hayatta bizi nelerin beklediğini bilmemiz için, bir sırrın açığa çıkması gerekiyordu.

Onu bulduğumda beni hatırlayacak mıydı? Yoksa görmezlikten mi gelecekti? Kuşkularım vardı. Rainbow bulvarını bulduğumda karşımda bir ev beklerken, bir emanetçi dükkanı ile karşılaşmıştım. Kaldırımdan dükkana girdiğimde içeride birçok numaralı posta kutusu vardı. Onu burada bulamayacağımı anladım. Anahtarlığın üzerindeki adres buraya aitti. Bir eve ait değildi. Yanılmıştım. 2723.E yazılı posta kutusunu açtığımda içerisinde bir anahtar ve bir zarfla karşılaştım. Vakit gece yarısını geçmek üzereydi. Karşılaştığım bu sonuçtan dolayı sersemlemiştim. Zarfı açtığımda ince, kıvrımlı bir el yazısıyla yazılmış bir adres ile bu adreste bekleniyorsun. Lütfen gel diye bir not vardı. Bu not karşısında bir an korktum. Şaşırmıştım. Bir bulmaca gibiydi. Kafamdaki sorulara daha cevaplar bulamadan başka bir sorunun cevabını aramak üzere, beni nelerin bekleyeceğinden habersiz bu adrese doğru yola çıktım.

O gece geç vakit içimden gele sese kulak vererek perondan ayrıldığımda, çeşitli düşünceler içerisindeydim. Düşüncelerim düşünceden düşünceye atlıyordu ki, otobüs sabah vakti bu adrese ulaştı. Sabah güneşi öğle sıcağı gibi yakıcıydı. Zarftaki adresi bulduğumda karşıma beyaz boyalı, iki katlı dar bir patika yolu olan çiftlik evi çıktı. Anayol üzerindeki posta kutusunda 1854 Marc Brandon yazılı olduğunu gördüm. Adres burasıydı. Santa Maria’nın kırlık alanlarında yer alan çiftlik evlerinden birisiydi. Kafam karmakarışık olmuştu. Elimdeki bu anahtarla bilmediğim bir eve girecektim ve bir puzzle tamamlandığı gibi bir anlam kazanacaktı kafamdaki sorular.

Heyecanımdan dolayı başım dönmeye başladı. Bir anda kendimi toparlayıp yürümeliyim diye düşündüm. Ortalıkta büyük bir sessizlik hakimdi. Etrafta kimse görünmüyordu. Elizabeth ile karşılaşınca onun benim hakkımda neler düşündüğünün merakı içerisindeydim. Elimdeki anahtarla kapıyı açtığımda karşıma büyük, genişçe, ferah ve kahverengi tahta mobilyalardan yapılmış büyükçe bir salon çıktı. Bir yabancının evindeydim ve korkuyordum. Acaba bu anahtar ve zarf bana mı bırakılmıştı sorusu, evin içerisine girdiğim anda aklıma takılmıştı. İzinsiz girdiğim için tutuklanabilirdim. Bir an kimse yok mu? diye seslendim. Salonu yukarıdaki katlara bağlayan uzun, genişçe bir merdivenden ayak sesleri gelmeye başladı. Heyecanlandım. Merdivenin basamaklarından daha kimin indiğini göremeden bir bayan sesi
– Hoş geldin. Biraz geç kaldın dedi.
Merdivenin köşesinden dönerken o görüldü. Elizabeth menekşe rengi gözleriyle tam karşımda duruyordu. Üzerinde turkuaz renginde bir elbise vardı. Menekşe rengi gözlerini bu renk adeta ortaya çıkarmıştı. Önce beni bir süzdü. Sonra yanıma doğru emin adımlarla gelerek elini uzattı.
– Merhaba Carlos. Hoş geldin.
Sanki beni suçlarcasına bir kez daha
– Seni daha erken bekliyordum. Geç kalmak üzereydin dedi.
Anlamamıştım. Neyi ifade etmek istediğini. Eliyle işaret edip beni salonun ortasındaki büyük bir masanın yanındaki ihtişamlı ahşap bir sandalyeye oturmamı rica etti.
Ve – Bekle geliyorum diyerek yanımdan ayrıldı.
Kendimi o gelene kadar toplamalıydım. İlk şoku atlatmalıydım.
Elinde iki fincan kahve ve genişçe kalın bir dosya ile geri döndüğünde
– Kahvelerimizi içelim Carlos.
O gece benim evimde konuşmayan kadın bu evde konuşur olmuştu. Şimdi ben susuyor onu dinliyordum. Birden
- Sana bir teşekkür etmeden gittiğim için özür dilerim Carlos.
- Neden o gece bir haber bırakmadan gittin Elizabeth.
- Biraz sakinleş. Her şeyi anlatacağım. Kahveni yudumla ve masada duran şu dosyayı aç dedi.
- Ne var bu dosyada.
- Aç Carlos. Benle ve senle ilgili bazı sorulara cevaplar var dedi.

Şaşırmıştım. Demek hakkımda oda benim gibi araştırma yapmıştı diye düşünmeden edemedim. Elizabeth sanki benimle oyun oynar gibiydi. Sorularıma daha cevap bulamadan yeni cevapsız sorular ekleniyordu. Sıkılmıştım bu oyundan ve bir hışımla dosyayı açtım. İçinden birçok yazılı dosya ile resimler ve albümler çıktı.

Bir an gözlerimizle birbirimize dimdik bakıştık.
- Bunlar ne oluyor Elizabeth? Derken onu ağlayarak tanığım kadın gülümsüyordu.
- Bütün geçmişin Carlos.
- Nasıl. Ne demek istiyorsun sen?
- Bir göz gezdir: Bak benimle ve seninle ilgili bazı ipuçları göreceksin dedi.

Okumaya başladığımda bilmediğim bir çocuk ismiyle, Elizabeth’in ismi evlatlık verildiklerine dair evlatlık verilen ailelerin ismi ve öz ailelerinin isimleri beraber geçiyordu. Çiftliğin posta kutusunda yazan Marc Brandon adı burada da geçiyordu. Şaşırmıştım.
- Ne demek oluyor bu Elizabeth.
- Biz kardeÅŸiz Carlos
- Hayır buna inanmıyorum. Ne yani benim adım Carlos değil de Michael mı? Ben İngiliz miyim? Hayır böyle bir şey olamaz. Benim ailem Meksikalı Elizabeth.
Kafam iyice karışmıştı. Buraya niçin gelmiştim ve neyle karşılaşmıştım. Kendimi toparlamaya çalıştığım anlarda sorularıma yeni sorular ekleniyordu. Şok olmuştum.
- Peki Elizabeth senin adın neden değiştirilmemiş burada dediğim anda önce iyi oku, ondan sonra karar ver ve ip uçlarını birleştir dedi.
- Hiç düşünmedin mi Carlos. Sen niye sarışınsın.
- Büyükannem sarışın ona benziyordum.
- Sarışın Meksikalı olur mu Carlos.
Bu sorunun karşısında hayır cevabını verdim. Fakat
- Böyle bir şey olamaz. Kes şu konuşmayı Elizabeth.
- Lütfen bu dosyaları ve fotoğrafları incele Carlos.

Ona çok kızmıştım, çok öfkelenmiştim.
- Bütün bunlar bir saçmalıktan ibaret. Kabul görecek hiçbir şey yok benim gözümde dedim.
Ama dosyaları incelemeye başladıkça Elizabeth’in iddiasında haklı olduğunun farkına vardım. Öz ailemiz ikimizide bir başka ailelere evlatlık vermişti. Benim bugüne kadar büyüdüğüm, yanlarında mutlu olduğum ailem kendi ailem değildi. Öz anne babamın bizleri neden ve niçin evlatlık verdiklerine dair yazılar, açıklamalarıyla birlikte ben yazıları okudukça çoğalıyordu. Öz babamın çiftliğin posta kutusunda yazan Marc Brandon olduğunu görmüştüm.

- Özür dilerim Carlos. Bende yıllar sonra evlatlık verildiğim ailemden bu gerçeği öğrendim. Annemiz ve babamız ölmüş. Bu olayı öğrendiğim gün tüm gerçeği ve doğduğum yeri öğrenmek adına buraya geldim. Ve kısa bir süre burada kalmaya karar verdim. Bu acı gerçeği yıllar sonra öğrenmek aynen sana ağır geldiği gibi inan ki bana da çok ağır geldi. Ailemden senin varlığını öğrendim. Yıllarca takip etmişlerdi seni. Ellerinde seninle ilgili bütün ipuçlarını bana verdiler, buraya geldiğimde puzzle tamamlanmıştı. Seni bulmaya geldiğim geceden önce ailemin yanından ayrıldım. Onlarla bu şoku atlatana kadar bir müddet görüşmeme kararı aldım. O geceyle ve seninle ilgili bütün hikayem bu.

- Hakkında her şeyi öğrenmiştim. Hangi aileye evlatlık verildiğini, nerede oturduğunu, kaç kardeşin olduğunu bütün bunların hepsini öğrendim.

- Peki beni o gece nasıl peronda buldun.
-San Francisco’yu terk edecektin. Kız kardeşin Ruby’i aradım. O gece şehirden saat kaçta, hangi peronda olacağını ve nereye gideceğini söylemişti. Bütün hazırlıklarımı senin saatine göre yaptım. Sacramento’ya gitmeden önce bir yabancı gibi gelip seni tanıyacaktım. O gece oraya senin için geldim. Ve, anahtarlığı da benim izimi bulursun ve tanımadığın bu kadın hakkındaki gerçekleri öğrenmek istersin diye bıraktım. Yani rastlantı değil Carlos. Gelmeyeceğini sanıyordum ama geldin dedi.

Uzunca bir konuşmaydı. Kafam karmakarışık olmuştu. Benim her yaşta çekilen fotoğraflarım bu dosya içerisinde duruyordu. İnanamamıştım. Bu durumu yavaş yavaş kavramaya, Elizabeth anlattıkça sorular cevaplarıyla yerlerine oturmaya başladı.

Lavaboya gidip şokun etkisini üzerimden atabilmek için, yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştım. Bundan sonraki hayatımda ne yapacaktım. Kendi yolumu mu çizecektim, yoksa diğer kardeşlerim arasına Elzabeth’ idemi dahil edecektim, bunu zaman gösterecekti.

Yağmurlu bir gece vakti beyaz yağmurluğu ve elinde küçük bir valizi ile gelen bu kadın uğruna ne hayaller kurmuştum. Hayallerim kız kardeşim olduğunu öğrenmemle altüst olmuştu. Şimdi ise ailemin gerçek ailem olamamasından daha ağır geleni galiba, Elizabeth’e kısa süre içerisinde beslediğim garip duygular olacaktı.

Yıllar sonra bilmediğim bir gerçekle yüzleştikten sonra onun yanından ayrılırken, Elizabeth’e karşı beslediğim hissiyat yüzüme tokat gibi vuracaktı. İçimdeki duygular yok olana kadar onunla görüşmeyecektim. Bunu zaman gösterecekti.

(Bu hikayenin başlangıcı, Yağmurla Gelen Kadın hikayesinde)

Yazan : Melodi AKÇAY

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim