Author Archive

Vadideki Nine

Yayın Tarihi: 23 Nisan 2012 Pazartesi Saat: 10:30

Vadideki Nine

Su akar gider denize kavuÅŸur. Ay güneÅŸi kovalar gece olur. Masal ülkesinde bir telaÅŸtır baÅŸlar: PadiÅŸah kızının bu geceki masalı hazır mıdır? Aynacık nerede? Hadi acele edin. Uyku krallığı bizden önce davranırsa gücümüzü yitiririz. Ve sevgili aynacık son anda nefes nefese bir masal ile gelir: Kusurumuza bakmayın prensesim. Ceylanları bir araya getirmek zaman aldı? Adı belki de hiç duyulmamış ülkenin birinde, bir delikanlı annesiyle beraber yaÅŸarmış. Küçük bir daÄŸ köyünde, minicik evlerinde güzel günler ve güzel geceler geçirirlermiÅŸ. Sofralarından bereket, yüzlerinden tebessüm hiç eksik olmazmış. Babalarını çok çok eskiden, delikanlı henüz bir bebekken kaybetmiÅŸler. İşte o zaman anne-oÄŸul yalnız kalmışlar. ÜzülmüÅŸler, aÄŸlamışlar; fakat yapabilecekleri bir ÅŸey yokmuÅŸ. Küçük bir bahçeleri varmış minik evlerinin önünde. Onu ekip-dikerle, onun sayesinde karınlarını doyururlarmış. Ne az diye yakınırlarmış, ne de daha çok olsun diye aranırlarmış. Aradan yıllar geçmiÅŸ. Çocuk, fidan gibi boy atmış, delikanlı olmuÅŸ. Fakat yıllar annesinin gücünü azaltıyormuÅŸ gitgide. Artık eskisi gibi bahçeye gidip çalışamıyormuÅŸ. Saçlarına aklar düÅŸmüÅŸ. Dizlerinde derman kalmamış. Delikanlı da zaten onun yorulmasını hiç istemiyormuÅŸ. Bahçenin ekimini tek başına yapmaya baÅŸlamış. DaÄŸa da çıkıyormuÅŸ arada bir, odun kesmek için. Bu odunları eve getirir, soÄŸuk günlerden onlarla ısınırlarmış. Artan odunları da ÅŸehirde satarlar üç-beÅŸ kuruÅŸ kazanırlarmış. Delikanlının annesi artık iyice yaÅŸlanmış. Güzel mi güzel, ÅŸirin mi ÅŸirin bir nine olmuÅŸ. Tatlı dilli, hoÅŸsohbet bir ninecik? KomÅŸuları onu pek severlermiÅŸ. Üzülmesine hiç dayanamazlarmış. Delikanlı da istemezmiÅŸ tabiî annesinin üzülmesini. Ninecik yemek piÅŸiremiyor, evi temizleyemiyormuÅŸ artık. Devamlı yalvarıyormuÅŸ: – Bir tek oÄŸlum var. Onun mutlu olmasını isterim. Ne olur, onun gibi iyi bir gelin ver bana. Bu evin neÅŸesi eksilmesin. Güzel ninecik böyle düÅŸünmeye devam ederken birgün oÄŸlunu yanı başına çağırmış. DüÅŸüncesini söylemiÅŸ ona: Ey oÄŸul, ben hiçbir iÅŸ yapamaz oldum. İhtiyaçlarımızı karşılayamayacak kadar yaÅŸlandım. İsterim ki bir gelin gelsin, evimize çeki-düzen versin. Sen ne dersin oÄŸul? Delikanlı annesinin söylediklerini bir gün düÅŸünmüÅŸ, iki gün düÅŸünmüÅŸ? Sonun da onun da bakıma ihtiyacı olduÄŸuna karar vermiÅŸ. Sonra da; – AnneciÄŸim sen nasıl istersen öyle olsun, demiÅŸ. Böylece iyi kalpli, tatlı dilli, güler yüzlü bir gelin adayı aramaya baÅŸlamışlar. Ninecik hanım hanımcık olsun istiyormuÅŸ. Çok geçmeden evin içinde üçüncü bir kiÅŸi gezinir olmuÅŸ bile. Delikanlıyı evlendirmiÅŸler. Gelin hanım da artık o evin bir parçası olmuÅŸ çıkmış. Önce öyle güzel geçiyormuÅŸ ki günleri. Gülüyor, eÄŸleniyorlarmış hep beraber. Sabah, oÄŸul ile gelin bahçeye çeki-düzen veriyorlarmış. Sonra delikanlı odun kesmeye daÄŸa gidiyormuÅŸ. Annesi ile eÅŸi kendisini beklediklerinden iÅŸini bitirir bitirmez evin yolunu tutuyormuÅŸ. Ne zaman güneÅŸ kızarmaya baÅŸlasa, her ÅŸeyini toplayıp düÅŸüyormuÅŸ yollara. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış. Mevsimler bir bir deÄŸiÅŸmiÅŸ. O eski güzel günler yavaÅŸ yavaÅŸ kaybolmaya baÅŸlamış. Artık baÄŸrışmalar dökülüyormuÅŸ evin pencerelerinden dışarıya. Zavallı ninecik bu tartışmalara engel olabilecek hiçbir ÅŸey yapamıyormuÅŸ. Çünkü tartışmanın sebebi kendisiymiÅŸ. Gelin, sabah-akÅŸam söylenir olmuÅŸ: – Annene bakmak zorunda deÄŸiliz. Onu bu evden götür. Gitsin yanımızdan. MutluluÄŸumuza engel oluyor. İstemiyorum onu. Delikanlı sabırla; – Nereye gidecek? Onun benden baÅŸka kimsesi yok ki, diyormuÅŸ. Hem neden gitsin? O, bizim annemiz. O, bizim en sevdiÄŸimiz olmalı bu dünyada. Bir köÅŸede oturmaktan baÅŸka hiçbir ÅŸey yapmıyor. Neden onu istemiyorsun? Önüne yemek koymasan, günlerce aç kalabilir. Senden bir lokma istemez. Hiç ÅŸikayet etmez. Nedir ondan alıp-veremediÄŸin. Zaten yapabilecek gücü olsa ne senden bekler yardım, ne de benden. Ama bütün bu sözlere raÄŸmen gelin hanım, ısrarla ninenin gitmesini istiyormuÅŸ. Delikanlı bir gece annesinin yanına varmış. Bir bir söylemiÅŸ her ÅŸeyi: – AnneciÄŸim, beni affet. Karım senin bu evden gitmeni istiyor. Benim de artık ona gücüm yetmiyor. Ninecik kısık bir sesle; – Biliyorum evladım, demiÅŸ. Her ÅŸey den haberim var. Sen hiç üzülme. Beni buradan çoook uzaklara götür ve bırak. Ben başımın çaresine bakarım. Beni bir koruyan çıkar. Delikanlı çok sevdiÄŸi annesinden ayrılmayı hiç istemiyormuÅŸ, fakat karısının sözlerini duymaktan da bıkmış. Bu yüzden bir gün sabahın aydınlığı ortaya çıkmadan, horozlar yeni yeni uyanıyorken annesinin koluna girmiÅŸ ve birlikte ağır ağır yürümeye baÅŸlamışlar. Evden belki on, belki yirmi kilometre, belki de daha fazla uzaklaÅŸmışlar. Bir vadiye gelmiÅŸler. AkÅŸam olmak üzereymiÅŸ. Delikanlı annesine; – AnneciÄŸim, seni getirebileceÄŸim tek yer burası, demiÅŸ. Beni affet. Ninecik yüzünde minik bir tebessümle oÄŸlunu uÄŸurlamış: – Güle güle evladım. Dertler sizden uzak olsun. Hep mutlu olun inÅŸallah. Hadi yolun açık, yüreÄŸin ferah olsun. Delikanlı, annesini akÅŸam vakti o vadide bırakmış evine dönmüÅŸ. Günler geçmiÅŸ üzerinden. Fakat içi bir türlü rahat etmiyormuÅŸ. Aklına kötü kötü ÅŸeyler geliyormuÅŸ, uykularından korkuyla uyanıyormuÅŸ: – Kim bilir orada ne büyük kurtlar, vahÅŸi hayvanlar vardır. Annemi belki de paramparça etmiÅŸlerdir. Karısına da söyleniyormuÅŸ: – Yarın annemi bıraktığım yere gittiÄŸimde, onu bulamayacağımdan eminim. İstediÄŸin oldu iÅŸte. Bunun için mutlusundur. Ama ben annemi kendi ellerimle öldürdüm. Bunu nasıl yapabildim, nasıl senin sözlerinle annemi daÄŸ başına attım! Karısı ise bu sözleri hiiiiç mi hiç umursamıyor, duymazlıktan geliyormuÅŸ. Onun bu hâlini gören delikanlı daha bir öfkeleniyor, daha bir kendisine kızıyormuÅŸ. Ertesi sabah, delikanlı koÅŸa koÅŸa vadiye gitmiÅŸ. Bir yandan da kendi kendine; – Hiç olmazsa annemin kemiklerini toplayıp topraÄŸa gömeyim, diye düÅŸünüyormuÅŸ. Fakat delikanlı vadiye vardığında gözlerine inanamamış. O da nesi. Bu vadi sanki o vadi deÄŸil. Cennetten bir köÅŸe olup çıkmış. Kurtlar yerine her yanda güzel gözlü ceylanlar geziniyormuÅŸ. Annesinin çevresinde dolaşıyorlar, onun dizlerinde uyuyorlarmış. Delikanlı heyecanla annesinin yanına koÅŸmuÅŸ: – Anne! Anne, ÅŸükürler olsun ki yaşıyorsun. Hâlâ buradasın! Güzel ninecik güler yüzle karşılamış oÄŸlunu. Sevgiyle kucaklaÅŸmışlar. Delikanlı merakla sormuÅŸ olanları. Ninecik de anlatmış: – Sen gittikten sonra bol bol dua ettim. Sonra bu güzel hayvanlar geldi buraya. Beni hiç yalnız bırakmadılar. Bana yiyecek getiriyorlar. Var git yoluna oÄŸul, ben burada rahatım. Merak da etme. Delikanlı, annesi her aÄŸzını açtığında daha çok hayrete düÅŸüyormuÅŸ. Çünkü annesi konuÅŸurken aÄŸzından çil çil altın saçılıyormuÅŸ yerlere. Güzel yüzünde güller açmış sanki. Her taraf mis gibi kokuyormuÅŸ. Gözlerine inanamamış. Biraz daha oturmuÅŸ annesinin yanında. Sonra düÅŸünceli düÅŸünceli yola koyulmuÅŸ. İçi rahat, sevinçle dönmüÅŸ evine. Haberi karısına vermek için sabırsızlanıyormuÅŸ. Nihayet karısı bütün olanları öÄŸrenince çıldırmış: – Ne! Olamaz! Çabuk benim de annemi o vadiye götür. Mutlaka o vadinin sihirli güçleri vardır. Benim de annemin aÄŸzından çil çil altın dökülür. Ne çok zengin olacağım, düÅŸünsene. Çabuk ol! Ne duruyorsun daha? Delikanlı annesinin aÄŸzından dökülen altınlara ÅŸaşırmaktan vazgeçip karısının bu halini hayretle seyretmeye koyulmuÅŸ. Ama diyecek söz bulamamış. Neler olacağını merak ederek karısının annesini de almış o vadiye götürmüÅŸ. Vadiye bıraktıktan sonra evine dönmüÅŸ. Ertesi sabah sabırsızlıkla karısı onu vadiye göndermiÅŸ: – Åžu keseleri de yanına al. Altınları doldur içine. Hiç oyalanmadan geri gel. Altınlarıma bir ân önce kavuÅŸmak istiyorum. Kim bilir ne kadar çok olmuÅŸlardır. KöÅŸklerde yaÅŸayacağım artık. MuhteÅŸem bir ÅŸey bu. Hizmetçilerim olacak. Åžu evin içinde yaÅŸlanıp gitmekten kurtulacağım. Zengin olacağım, zengin! Karısı böyle hayâl kura dursun, delikanlı vadiye doÄŸru yola çıkmış. Fakat vadiye vardığında gördükleri onu çok korkutmuÅŸ. Vadi, o vadi deÄŸil sanki. Ceylanlar gitmiÅŸ yerine dev kurtlar gelmiÅŸ. Üzgün bir ÅŸekilde eve dönmüÅŸ delikanlı. Karısına bütün gördüklerini anlatmış: – Annen ölmüÅŸ. Kurtlar onu paramparça etmiÅŸ. BulduÄŸum parçaları topraÄŸa gömdüm. Annemi görmedim. Orada deÄŸildi. Ceylanlar onu alıp kim bilir nereye götürdü. Karısı hiçbir ÅŸey söyleyememiÅŸ. SusmuÅŸ? susmuÅŸ? günlerce, aylarca tek kelime etmemiÅŸ. Ve bir daha da hiiiç konuÅŸmamış

Etiketler:

Anı Yaşamanın Önemi

Yayın Tarihi: 23 Nisan 2012 Pazartesi Saat: 9:15

Anı Yaşamanın Önemi

Bilge bir insan son anlarını yaÅŸadığı hasta yatağında yatarken, öÄŸrencileri etrafına toplanmış, bir isteÄŸinin olup olmadığını sorduklarında, tüm öÄŸrencileri hayretler içinde bırakan ÅŸu cevabı vermiÅŸ:
-Bana bir tabak pasta getirir misiniz? Pasta getirilir, pastayı yer ve öÄŸrenciler bilge insanın aÄŸzından çıkacak son mesajı beklerken, o;
– Pastanın tadı çok nefisti, der ve gözlerini yumar. ÖÄŸrenciler, buna hiçbir anlam veremezler… Durumu bir baÅŸka bilge insana aktardıklarında o, ÅŸu açıklamayı yapmış: Aslında hocanız size muhteÅŸem bir mesaj iletmiÅŸtir. O da, dikkatinizi yaÅŸadığınız ana çekmek. Ne geçmiÅŸin acılarına, ne de geleceÄŸin kaygılarına yoÄŸunlaÅŸmadan yaÅŸadığınız anın tadını çıkarmaya, yediÄŸiniz pastanın zevkini çıkarmaya dikkatinizi çekmiÅŸtir, der.
        Birçok insan geçmiÅŸte yaÅŸadıklarının veya gelecekte yaÅŸayacaklarının arasında gidip gelmekten bugünü yaÅŸayamazlar. Tedirgindirler, aceleci olurlar, panik halini yaÅŸarlar, bir koltuÄŸa iki karpuzu almaya çalışırlar. Zamanlarını verimli kullanamazlar. Bu halleri, beyin hücrelerini tahrip etmeye kadar götürür.
        Hatta bu insanlar, “Bir olayın kötü yönlerini düÅŸün, iyi olunca sevinirsin” gibi bir felsefeyi de benimsemiÅŸ durumdadırlar. Yaptıkları hatalar, yaÅŸadıkları baÅŸarısızlıklar, gösterdikleri beceriksizlikler, üzüntüler onları öylesine meÅŸgul eder ki, “Ben aslında daha önce de pek baÅŸarılı olamadım” gibi geçmiÅŸte yaÅŸadıklarını düÅŸünüp dururken zaman akıp gider ve bugünü deÄŸerlendiremezler.
        Zamanın verimli bir ÅŸekilde kullanılamamasından dolayı da baÅŸarısızlık doÄŸal bir sonuç olacağından “Ben biliyordum böyle olacağını ” diyerek kehanette bulunurlar. Oysa insan “Ne ekerse onu biçer.”
Ancak bunda öylesine aşırıya kaçmışlardır ki, geleceÄŸin olumsuz sonuçlarını daha ÅŸimdiden yaÅŸamaya baÅŸlamışlardır bile. Ama nedense korktukları hep baÅŸlarına gelir. Temel?in muz fıkrası örneÄŸinde olduÄŸu gibi. Temel bir gün yolda yürürken muz kabuÄŸuna basıp düÅŸmüÅŸ; birkaç gün sonra yine aynı yolda on metre ilerisinde bir muz kabuÄŸunu görünce “Hay Allah, yine düÅŸeceÄŸim…” demesi gibi. Sınava hazırlanan öÄŸrencilerin de “BaÅŸarılı olamazsam…” diye olumsuz düÅŸünüp, bu düÅŸündüklerinin gerçekleÅŸmesi gibi.
İşte bu durumdaki öÄŸrenciler, sınava hazırlanırken bütün güçlerini kullanırlar. Belki çok çalışırlar, belki de çalışmayı çok isterler. Ancak akıllarından geçen “Ya kazanamazsam…” düÅŸüncesi onların tüm umutlarını kırar.”Zaten kazanamayacağım” düÅŸüncesine o kadar inanırlar ki çalışma konusunda isteksizleÅŸebilir, hatta baÅŸtan pes edebilirler.
Tüm bunların sonunda, bu öÄŸrenciler ve bu insanlar potansiyellerinin çok altında baÅŸarı gösterirler. Çünkü var olan potansiyellerini kullanma fırsatını bulamazlar.
        GeçmiÅŸi yeniden yaÅŸayamayız. Gelecek çok uzakta, onu göremeyiz. EÄŸer geleceÄŸi deÄŸiÅŸtirmek istiyorsanız bugünü deÄŸerlendirin ve deÄŸiÅŸimi hayallerinizde deÄŸil “bugünde” gerçekleÅŸtirin. Çünkü ancak “bugün” denetimimiz altındadır ve bizler sadece denetimimizde olan ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirebiliriz.
        Ne geçmiÅŸin acılarını ne de geleceÄŸin kaygılarını yaÅŸamak… Bugünün tadını, yaÅŸadığımız anın zevkini çıkarmak…

 

Etiketler: