DÜŞÜNCELERİM
« Önceki Örnekler Sonraki Örnekler»UMUT TRENİ
Yayın Tarihi: 16 Şubat 2012 Perşembe Saat: 15:00
, umuduyla başlar rotasını çizmeye. Uğradığı her istasyonda alır, umutsuz yürekleri umuda çevirmeye. Ona binen bir daha inmek istemez. Elinin altında bulunan sihirli bir değnek gibidir. Hayallerle ve düşlerle dostluk yapar yolculuk boyunca seninle. Senin düşüncelerine, hislerine göre yol alır ve istediğin yere bırakıverir. Gerçek dünyanın dışında başlamıştır seninle yolculuğa. İstersen dumanıyla bulutlara uçuruverir, istersen yağmur olup, bulutlardan istediğin yere yağdırıverir seni.
Bir yağmur damlası olup, gönlündeki çiçeklerin açması için,
Katran karası gecelerde binmek gerek umut trenine. Üstelik bu trenin bileti de yok, nereye gideceksin diyeni de. İstediğin koltuğa oturabilir, istediğin kompartmanda umuda yolculuk yapabilirsin. Herhangi bir rotası da yoktur. Senin belirlediğin rotaya doğru yol alır.
Hayal ettiğin, düşlediğin her şey bir anda gerçek olur. Koltuklarının her birinde farklı farklı umutlar vardır. Bu tren umut taşır. Umutlarının mesafesi sınırsızdır. Bir anda karlı bir dağın zirvesinde kamp kurarsın. Bir anda sıcak güneşli bir günde kumsalda uzanırsın.
Umut treni, umutsuz gönüllere düdüğünü çalarak geldiğini belli eder. Evlerinden koşarcasına çıkan yürekleri umutla bekler. Aldığı her yüreğin kurak topraklara düşürüverir seni. Eğer, uzunca bir zaman hasret çektiysen, esen rüzgarlara katıverir, sevdiklerine kavuşturur seni.
Bir bakmışsın ki, İstanbul da, boğaz içinden geçen gemilere binivermişsindir. Bir bakarsın, Paris’te Şanzelize de sevdiğinle elele dolaşmaktasın. Bir bakarsın, güzelim İzmir’de kordon boyunda bir bankta oturmaktasın. Bir bakarsın, Karadeniz’in o güzelim buram buram içtenlik kokan, yaylalarındasın. Bir bakarsın, Newyork’ta Manhattan’da Central Park’ta bir gezinti yapmaktasın.
Bir bakarsın, İstanbul’da Kadıköy’de kıyıdaki cafelerde oturmuş, tazecik balık ekmek yiyorsundur soğan eşliğinde. Bir bakarsın, Arjantin’de uçsuz bucaksız Patagonya’dasın. Bir bakarsın, yaşlı bir amca ve teyzenin koluna girmiş, onları karşıdan karşıya geçiriveriyorsundur. Bir bakarsın, Londra Hyde Park’ta bir ünlünün konserini dinlemektesin. Yağmurlu bir günde cafelerinden birinde çay içmektesin. Bir bakarsın, geçmişteki çocukluğuna götürmüş seni.
Bir anda, İsviçre’de Alp dağlarında Heidi ve büyükbabasının yanında, arkadaşı Peter’le, severek okuduğun bir kitabın kahramanı olarak bulursun kendini. Evet! Evet! Umut treni, umutlarını yakalaman için, ummadığın yerlere bırakır seni.
TRT’NİN HAYATIMDAKİ YERİ
Yayın Tarihi: 13 Şubat 2012 Pazartesi Saat: 0:00Türkiye’nin ilk televizyon kanalı olarak TRT nin hayatımda önemli bir yeri vardır. Küçüklüğümden bu yana TRT deki yayınlanan küçük küçük anektotları , belgeselleri, ve müzik programlarını asla kaçırmaya çalışırım.
Çocukluğuma ait, bugün bu güzel duygulara sahipsem TRT’nin yayınladığı programlarda bunun çok büyük etkisi vardır. Bugün hala TRT izlemeye çalışıyorsam, iç dünyamı rahatlattığı içindir. Kısada olsa seyrettiğim programların çoğu yalın ve sade bir anlatımla sunulduğu için bir iç huzur yaşıyorum.
Yıllardır seyrettiğim Nuray Yılmaz’ın sunduğu “Gezelim Görelim” belgeselini kaçırmadan izlemeye çalışırım. Bilmediğimiz, görmediğimiz çoğu yerleri ve bilgileri de bu programdan öğrenme imkanım oldu.
Yazar Selim İleri’nin “Not Defteriden” adlı programı beğenerek ve her konuşmasından, anlatımından bir şeyler çıkararak, hayatın farklı bir yönünü keşfediyorum. Hatta huzur bile buluyorum. Onun anlatışından bir yerlere dalıp gidiyorum. Bu programı yazmayı ve okumayı seven herkese tavsiye derim. Yalın, dokunaklı, hüzünlü hasret kokan bir anlatım tarzıyla beni etkiler. Çoğunlukla bilmediğim yazarlar ve kitaplar hakkında bilgi edinmemi sağlıyor. Ve hayranlığım bir kat daha artar. Birçok eski Arapça ve Osmanlıca kelimeleri ondan duyuyorum. Her ne kadar aklımda kalmasalar da.
Derin kökler adlı kısa bir belgesel vardır. Bu belgeseli rastladıkça izlemekten keyif alırım. Kısa kısa hayata dair güzel anektotlar sunmaktadır.
Banu Avar’ın sunduğu “Kırılma Noktası” adlı belgeseli başka bir türlü izlerim. Tarihin ve zamanın farklı yönünü anlatmaktadır.
Balkan kökenli olduğum için Havva Karakaş’ın sunduğu “Balkan Havası” adlı türkü programını büyük bir zevkle izlerim. Kökenimin var olduğu topraklarının kıvrak nağmelerini, ezgilerini Havva Karakaş’ın ağzından dinlemek ve izlemek benim için büyük bir zevk olsa gerek.
Yıllardır o buğulu sesiyle ve duygulu anlatım biçimiyle izlediğimiz Tayfun Talipoğlu’nun “Bam Teli” programını bizlere sunmak için hazırlarken yolların tozunu dumana katarak aşındırdığını nasıl unatabilirim ki.
TRT, genci yaşlısı herkesin bugüne kadar gönlünün bir yerlerinde bir şeyler, izler mutlaka bırakmıştır bence. Bu yüzden TRT’ye beni bu yaşıma kadar, ruhumu çeşitli güzel duygularla süslediği için, bu programları hazırlayıp sunanların hepsine ve TRT’nin mutfağındaki kişilere de ayrı ayrı teşekkür ederim.
« Previous Entries Next Entries »