payday loans Car insurance

DUYGULAR

SEVGİLİYE MEKTUP

Yayın Tarihi: 04 Şubat 2012 Cumartesi Saat: 15:00

SEVGİLİYE MEKTUP

Şarkıların söylediği gibi, şimdi çok uzaklardasın. Gönlüm hüsran ve hasretle dolu. Senden hiç ayrılmayacağımı sanırken, sensizliğe mahkum ettin beni. Beni, benimle bıraktığın yerde el ele dolaşan, göz göze bakışan iki sevgili görsem, bizi ve bana söylediğin o şarkıyı hatırlarım.

“Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın
Aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın”

Şimdi o istasyondayım. Tren vagonlarına hasretimi, sevdamı yükledim. Sana, her geçen trenle, hiç bitmeyecek sandığımız hasretimi, sevdamı yolluyorum. Kırgınlığımla birlikte. Hani ölümsüzdü, hiç bitmeyecekti sevdamız. “Niye beni sensiz bıraktın”. Şimdi kaybolup gidiyorum, istasyondaki kalabalıklar arasında. Kimse bilmiyor, içimde ne fırtınalar koptuğunu. Gelen bütün trenler, sevdiklerini birbirine kavuşturuyor da, bir benim sevdiğimi niye getirmiyor.

Zaman, hayatla anlaşmışçasına sanki, inatla beni sana, seni bana kavuşturmuyor. Oysa, ben sevdamı, hasretimi tren vagonlarına yükleyip sana göndermiştim. Tren vagonları sevdamı, hasretimi sana getirmemiş olamazlar ki. Yoksa, sen artık başka istasyonlarda mısın?

Şubat ayını, ne kadar da çok severdik. Yeni açan ağaçların tomurcuklarının mis gibi kokusu, sevdamızı sana hiç hatırlatmıyor mu? Yoksa, oralarda ağaçlar tomurcuklanıp, çiçek açmıyor mu? Ya da sen başka ağaçların çiçeklerini mi kokluyorsun?

Yağmurlu gecelerde, birbirimize sarılarak boş sokaklarda dolaşırken, önümüze ilk çıkan köfteciden köfte ekmek alıp, soğan eşliğinde yediğimizi, sevdamızın tadı gibi hatırlamıyor musun? Şimdi, oralarda yağmurlu başka gecelerde, köfte ekmeğini soğan eşliğinde başkalarıyla mı paylaşıyorsun? Oralara yağmur yağmıyor mu? Yağmurlu gecelerde, boş sokaklarda başkalarına mı sarılıyorsun?

Bana söylediğin bir söz vardı. Şimdi bunu tren istasyonunda hüzünle hatırlıyorum. “Eğer bir gün ayrılırsak, sen hep o şarkıda kalacaksın” demiştin. Ben, o şarkıyı yıllardır dinliyorum. Sen demek ki, bu sözünü ve bu şarkıyı unutmuşsun. Yoksa sevdamıza dair, bizim olan bu şarkıyı başkalarına mı söylüyorsun?

Bak sonbahar geldi. Tıpkı sevdamıza geldiği gibi. Eylül ayını ne çok sevdiğimi bilirsin. Ben yine bu boş sokaklarda, düşen yapraklara bakarak yürüyorum. Ve düşen yaprakların hüznüyle sevdamı, kırgınlığımı bu mektupla sana yolluyorum. Şimdi her zamanki gibi, tren istasyonundan ayrılma vaktim geldi. Eve doğru yürüyorum. Sevdamızı bu mektupla bitirdiğimi sanıyorum. Sende bitirmiş olacaksın ki, ne Eylül, ne Şubat, ne de başka aylarda geldin.

Şimdi, evimdeyim. Çelişkiler içerisindeyim. Yalnızım, mutsuzum, inancımı yitirdim. Kapımın zili çalıyor. Kalkıp açmak bile istemiyorum. Zil inadına çalıyor. Sanki, bir şeylerin habercisi gibi. Kapıyı açıyorum. Elime bir mektup tutuşturuluyor. Bu mektubu getiren kimdi? ve nereden geliyordu? düşünemiyorum. Karışık duyguların esiri altında, masaya bırakıyorum. Bir müddet sonra içimden bir ses “ kalk al, aç ve oku” diyordu sanki. Mektubu açtım. Gönderen SENDİN.

Bir an, yıllarca beklediğim halde okuyup, okumamak arasında tereddütte kaldım. Şaşırdım ve sevindim. Demek ki, beni unutmamıştın. Beni sevdiğini, unutamadığını yazıyordun.

                                                 

 

SEVDAMA

Bir gün buralardan gitmek zorunda kalırda, sana dönemezsem demiştim. Lütfen beni affet! Ve, o şarkıyı dinleyerek seni hatırladığımı düşün. Seni hep sevdim. Hiç unutmadım. O zamanlar sana, üstü kapalıda olsa, bazı şeyleri anlatmak istedim. Ama, ikimizin de sevdası buna engel oldu. O zamanlar, hastalığımın daha çok başındaydım. Şimdi, hastalığım iyice ilerledi. Senden bir isteğim var, eski günlerimizdeki gibi, beni yolcu ettiğin yere git, boş sokaklarda, yağmurlu gecelerde beni ve şarkımızı hatırla. SENİ SEVİYORUM.

Not: Bu notu ağabeyimin size özel olarak yazdığı mektuba üzülerekte olsa, ben yazıyorum. Ağabeyim hastaydı. Sizin özleminizle yılları geçti. Yağmurlu gecelerde, hep sizi hatırladı. Ve dudaklarından, belli belirsiz bir şarkı dökülüyordu. “Huysuz ve tatlı kadın” diye.
Ağabeyim vefat etti. Bu mektubu, çok istediği halde size gönderemedi. Onun anısına, ben size gönderiyorum. Sevgi ve mutluluklar sizinle olsun.

Etiketler:

HEP O AYNI RÜYA

Yayın Tarihi: 03 Şubat 2012 Cuma Saat: 0:00

     HEP O AYNI RÜYA

 

Çok uzun yıllar öncesinden bu yana, hemen hemen her gece veya aynı gecede birkaç defa olmak üzere, “Hep o aynı rüyayı” görüyordum.

Bu rüya gençlik yıllarımdan, hatta çocuk denecek yaştan itibaren benimleydi.

Yaşadığım evin önündeki caddenin kıyısını, yolcu gemilerinin yolcu alıp indirdiği bir liman olarak görmeye başladım. Evlerin aralarından geçen yolcu gemilerinin, limanda durduğunu görüyordum.

Önce boş bir arazinin içinde, dört tane yeşillenmiş ağaç yanından caddeden aşağıya doğru yürüyorum. Uzunca bir yürüyüşten sonra, evimden uzaklaşıyorum ve bir anda mekan değişiyor. Akşam olmak, alacakaranlık yüzünü göstermek üzere. Biraz geride bıraktığım boş arsadan, başka bir boş arsaya çıkıyorum. Etrafı evlerle çevrili. Bu arsanın önünde, üç tane yol ağzı var.

Ve ben, bu üç yol ağzının kuzey tarafındaki yoldan uzun boylu, zayıf, siyah takım elbiseli, puantiyeli kravatı ve elinde siyah bir şifreli çanta olan, bir gencin gelmekte olduğunu görüyorum. Dikkati çekecek kadar yakışıklı ve sevecen görünümde.

Bu genci, sanki ben gerçek hayatta tanıyor gibiyim. Çevremde birkaç kişi daha var. Fakat, onları tanımıyorum. Siluetleri belli belirsiz. Fakat bu kişiler, o gençle hararetli bir şekilde konuşuyorlar. Hatta tartışırcasına.

Bu genç, bu kişilerle konuşurken beni görüyor. Bende ona yaklaşıp konuşmak istiyorum. Ama, bir tülü yaklaşamıyorum. Bu gencin bakışlarından, tavırlarından beni hem görüp, hem de görmemek ve konuşmamak istediğini hissediyorum. Konuşmakla konuşmamak arasında kaldığını düşünüyorum.

Diğer kişiler bu üç yol ağzının, güneye bakan kısmından, bayırdan aşağıdaki yola doğru gidiyorlar. Ve, biz bu gençle konuşuyoruz. Bana “ne geldin” der gibi tavırlar takınıyor. Ne konuştuğumuzu yıllardır hatırlamıyorum.

Bu genç elindeki şifreli çantasını, dizinin üstünde açıp, içinden birkaç tane yazılı kağıt ve kalem çıkarıyor. Ve, bu genç sağ dizinin üzerine çantayı koyarak, bu kağıtlara bir şeyler yazıyor. Ve, bana doğru dönerek “Al! Bunlar senin gemi biletlerin. Biraz çabuk ol. Gemi kalmak üzere” diyor ve çantasını kapatıp bayırdan aşağıya inerken, arkasını dönüp bana bakarak el sallıyor gibi hareket yapıyor ve gözden kaybolup gidiveriyor.

Ben, evimin bulunduğu caddeye geri geliyorum. Fakat evimin önünde bulunan limandan, geminin kalkmış olduğunu görüyorum. Orada bulunan kişilere soruyorum. Bana “ilerideki limanda duruyor. Bak görüyor musun” diyorlar. Koşa koşa geminin yanına doğru gidiyorum. Gemi limandan ayrılmak üzere son halatlarını topluyor, iskelesini kaldırmak üzere. Gemiye, denize düşmekle, düşmemek arasında atlıyorum. Bindiğim gibi hareket ediyor. Geminin cam kenarında bir yere oturuyorum. Gemi evlerin, denizin, kasabaların, şehirlerin üzerinden geçiyor. Çok hoş ve güzel manzarayla karşılaşıyorum. Sevdiğim yere gideceğim için mutluydum.

Fakat, birden gemi duruyor. Yıllardır bu bindiğim gemi hep buralarda duruyor. Ve ben, gitmek istediğim yere ulaşamıyorum. Gidemediğim için üzgünüm.Ve ben, hayal kırklığıyla yıllardır gördüğüm bu rüyadan uyanıyorum. Ta ki, ertesi gece aynı rüyayı ve aynı adamı görene kadar.

Bu rüyanın etkisi yıllardır üzerimden gitmiyor. Bir anlam çıkarmam gerekirse, çocukluğumdan başlayan ve bu zamana kadar gelen bu rüyadan, net bir şekilde bir anlam çıkarabilmiş durumda değilim.

İçimdeki benin yansıması mıydı bilemiyorum. Ve ben, yazarlık hayatımda yıllardır gördüğüm bu rüyadan çok çok hikayeler çıkaracak, bunları kaleme dökecektim.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: