payday loans Car insurance

HİKAYE

SEVGİLİYE MEKTUP

Yayın Tarihi: 21 Şubat 2012 Salı Saat: 3:00

          SEVGİLİYE MEKTUP          SEVGİLİYE MEKTUP


Şarkıların söylediği gibi, şimdi çok uzaklardasın. Gönlüm hüsran ve hasretle dolu. Senden hiç ayrılmayacağımı sanırken, sensizliğe mahkum ettin beni. Beni, benimle bıraktığın yerde el ele dolaşan, göz göze bakışan iki sevgili görsem, bizi ve bana söylediğin o şarkıyı hatırlarım.

“Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın
Aşk gibi sevda gibi huysuz ve tatlı kadın”

Şimdi o istasyondayım. Tren vagonlarına hasretimi, sevdamı yükledim. Sana, her geçen trenle, hiç bitmeyecek sandığımız hasretimi, sevdamı yolluyorum. Kırgınlığımla birlikte. Hani ölümsüzdü, hiç bitmeyecekti sevdamız. “Niye beni sensiz bıraktın”. Şimdi kaybolup gidiyorum, istasyondaki kalabalıklar arasında. Kimse bilmiyor, içimde ne fırtınalar koptuğunu. Gelen bütün trenler, sevdiklerini birbirine kavuşturuyor da, bir benim sevdiğimi niye getirmiyor.

Zaman, hayatla anlaşmışçasına sanki, inatla beni sana, seni bana kavuşturmuyor. Oysa, ben sevdamı, hasretimi tren vagonlarına yükleyip sana göndermiştim. Tren vagonları sevdamı, hasretimi sana getirmemiş olamazlar ki. Yoksa, sen artık başka istasyonlarda mısın?

Şubat ayını, ne kadar da çok severdik. Yeni açan ağaçların tomurcuklarının mis gibi kokusu, sevdamızı sana hiç hatırlatmıyor mu? Yoksa, oralarda ağaçlar tomurcuklanıp, çiçek açmıyor mu? Ya da sen başka ağaçların çiçeklerini mi kokluyorsun?

Yağmurlu gecelerde, birbirimize sarılarak boş sokaklarda dolaşırken, önümüze ilk çıkan köfteciden köfte ekmek alıp, soğan eşliğinde yediğimizi, sevdamızın tadı gibi hatırlamıyor musun? Şimdi, oralarda yağmurlu başka gecelerde, köfte ekmeğini soğan eşliğinde başkalarıyla mı paylaşıyorsun? Oralara yağmur yağmıyor mu? Yağmurlu gecelerde, boş sokaklarda başkalarına mı sarılıyorsun?

Bana söylediğin bir söz vardı. Şimdi bunu tren istasyonunda hüzünle hatırlıyorum. “Eğer bir gün ayrılırsak, sen hep o şarkıda kalacaksın” demiştin. Ben, o şarkıyı yıllardır dinliyorum. Sen demek ki, bu sözünü ve bu şarkıyı unutmuşsun. Yoksa sevdamıza dair, bizim olan bu şarkıyı başkalarına mı söylüyorsun?

Bak sonbahar geldi. Tıpkı sevdamıza geldiği gibi. Eylül ayını ne çok sevdiğimi bilirsin. Ben yine bu boş sokaklarda, düşen yapraklara bakarak yürüyorum. Ve düşen yaprakların hüznüyle sevdamı, kırgınlığımı bu mektupla sana yolluyorum. Şimdi her zamanki gibi, tren istasyonundan ayrılma vaktim geldi. Eve doğru yürüyorum. Sevdamızı bu mektupla bitirdiğimi sanıyorum. Sende bitirmiş olacaksın ki, ne Eylül, ne Şubat, ne de başka aylarda geldin.

Şimdi, evimdeyim. Çelişkiler içerisindeyim. Yalnızım, mutsuzum, inancımı yitirdim. Kapımın zili çalıyor. Kalkıp açmak bile istemiyorum. Zil inadına çalıyor. Sanki, bir şeylerin habercisi gibi. Kapıyı açıyorum. Elime bir mektup tutuşturuluyor. Bu mektubu getiren kimdi? ve nereden geliyordu? düşünemiyorum. Karışık duyguların esiri altında, masaya bırakıyorum. Bir müddet sonra içimden bir ses “ kalk al, aç ve oku” diyordu sanki. Mektubu açtım. Gönderen SENDİN.

Bir an, yıllarca beklediğim halde okuyup, okumamak arasında tereddütte kaldım. Şaşırdım ve sevindim. Demek ki, beni unutmamıştın. Beni sevdiğini, unutamadığını yazıyordun.

SEVDAMA

Bir gün buralardan gitmek zorunda kalırda, sana dönemezsem, o şarkıyı dinleyerek seni hatırladığımı düşün. Seni hep sevdim. Hiç unutmadım. O zamanlar sana, üstü kapalıda olsa, bazı şeyleri anlatmak istedim. Ama, ikimizin de sevdası buna engel oldu. O zamanlar, hastalığımın daha çok başındaydım. Şimdi, hastalığım iyice ilerledi. Senden bir isteğim var, eski günlerimizdeki gibi, beni yolcu ettiğin yere git, boş sokaklarda, yağmurlu gecelerde beni ve şarkımızı hatırla. SENİ SEVİYORUM.

Not: Bu notu ağabeyimin size özel olarak yazdığı mektuba üzülerekte olsa, ben yazıyorum. Ağabeyim hastaydı. Sizin özleminizle yılları geçti. Yağmurlu gecelerde, hep sizi hatırladı. Ve dudaklarından, belli belirsiz bir şarkı dökülüyordu. “Huysuz ve tatlı kadın” diye.
Ağabeyim vefat etti. Bu mektubu, çok istediği halde size gönderemedi. Onun anısına, ben size gönderiyorum. Sevgi ve mutluluklar sizinle olsun.

Etiketler:

ANONİM ŞEHİR EFSANESİ

Yayın Tarihi: 13 Şubat 2012 Pazartesi Saat: 21:00

Çok çok yıllar öncesinden süre gelen, halk arasında dolaşan kiminin gerçek olduğunu savunduğu, kiminin de uydurma dediği bir halk hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu hikaye daha apartmanların çok yaygınlaşmadığı, boş arsaların ve arazilerin olduğu zamanlarda başlamıştır. Bir okul bahçesinde, geceleri mahalleli ve oradan geçen insanlar bağırışlar, çığlıklar, yakarışlar ve zincir sesleri duyuyorlarmış. Ve bazen de, ışık yansımalarından ortaya çıkan başı boğa görünümlü, bedeni insan görünümlü halk arasında Zincirli Boğa olarak dilden dile dolaşan, şehir efsanesini paylaşıyorum.

Sokak lambalarının görevliler tarafından yakıldığı, gece bekçilerinin mahalle aralarında dolaştığı zamanlarda hikayemiz şöyle başladı.

Kasabada yaşayan Cengiz, kasaba dışında baktığı boğalarıyla o kadar çok zaman geçirirmiş ki, bu boğaların içinde yaşaya yaşaya, insani duygularını kaybetmeye başlamış. Cengiz, insani tarafını kaybettikçe kendine ve etrafındakilere zarar verir hale gelmiş. Yıllar geçtikçe Cengiz, halktan uzaklaşmış, bulunamaz hale gelmiş. Günün birinde kasabada yaşayan, uzun süre Cengiz’i göremeyen çevre halkı, aralarında karar verip, üç kişilik bir grupla Cengiz’in durumunu öğrenmek için, hayvanlarını baktığı yere gitmişler.

Yöre halkı, hayvanlarını baktığı ahırın etrafında dolaştıktan sonra, ahırın içine girmişler ve gördükleri manzara karşısında şok olmuşlar. Onunla beraber uzun süre ortalarda görünmeyen bazı yöre halkının Cengiz’in ahırında ölmüş bedenleriyle karşılaşmışlar. Bu durumun şaşkınlığını üzerlerinden atamadan, bir şok daha yaşamışlar. Ahırın karanlık noktasından ölen yöre halkının bulunduğu alana doğru yürüyen, başını kesmiş olduğu hayvanlarından bir tanesini başına geçirmiş olan Cengiz’i görmüşler. Korkuyla oldukları yerden kaçan yöre halkı, hemen kasabaya dönüp herkese gördükleri bu olaydan bahsetmişler.

Bunun üzerine aralarında toplanan yöre halkı, Cengiz’in ahırına gitmişler. Cengiz’in başında boğa kafası, elinde bir orakla öldürdüğü kişilerin yanında yakalamışlar. Güçlü ve kuvvetli olan Cengiz’i, yakaladıkları gibi zincir ile bağlamışlar. O zamanlar kasabanın içinde yer alan, mezarlıktaki bulunan bir kuyuya onu kapatmışlar. Ve kuyunun başındaki yeni büyümek üzere olan ceviz ağacına Cengiz’in yaptığı kötülükleri anlatan bir yazılı künye çakmışlar. Sonra, ertesi gün Cengiz’in ölüsü ile karşılaşmışlar. O günden sonra, kasabalılar bu konu hakkında konuşmamaya karar vermişler. Yıllar sonra, o yörede var olan mezarlık yerine, kasaba zamanla geliştiği için bazı evler, binalar yapılmaya başlanmış. Mezarlığın içinde yer alan kuyunun olduğu kısma da okul yapılmış. Okulda kalan gece bekçisi, sokak bekçileri, okulun yanından geçen bazı yöre halkı, gece geç saatlerde, başı boğa ve bedeni insan görünümlü, vücudunda zincir bağlı, yürürken zincirlerin şakır şukur ses çıkardığı esrarengiz bir kişiyle karşılaşmışlar.

Kasabada yaşanan bu olaylar üzerine, geçmişte yaşanmış üzeri örtülmüş olan, bu olaylar hakkında bilgi almışlar. O günlerden bugüne, halk arasında konuşulmayan, ama babadan oğula ve aile arasında anlatılan bir hikayeye dönüşmüş.

Okulun bahçesinde çok çok eski bir ceviz ağacı varmış. Bir gün mahallenin çocukları okulda oynarken, bu ceviz ağacının üzerine tırmanmaya çalışıyorlarmış. Sırayla birbirlerini bu ceviz ağacına çıkarmak isterken, birinin ayağı ağaçtan kaymış ve yere düşmüş. Kayınca, ceviz ağacının kuruyan kabuğu sıyrılıvermiş. Ve çocuklar bir anda ağacın sıyrılan kabuğunun altında bir demir parçası ile karşılaşmışlar. Biraz ağacın kabuğunu koparınca, üzerinde eski yazılar yazılı bir künye ile karşılaşmışlar. Merakla hepsi ailelerine gidip sormuşlar. Aileleri zamanında burada yaşanan olay hakkında çocuklara bilgi vermişler.

Ertesi gün ailelerinden bu esrarengiz olay hakkında bilgilenen küçük çocuklar, merakla tekrar okul bahçesine gidip, ceviz ağacının yanına gelmişler. Çocuklar meraklı bir şekilde ceviz ağacını incelerken, ağacın yanında paslı bir kapak fark etmişler. Bu paslı kapağı açtıklarında anlatılan hikayedeki kuyuyu bulmuşlar. Ve çocukların bulduğu bu kuyudan sonra, üzeri yöre halkı tarafından yıllardır örtülmüş olan bu hikaye, tekrar gündeme gelmiş. Ve o günden sonra çoğu mahalle halkı, geceleri tekrardan bu boğa başlı, insan bedenli esrarengiz kişinin çığlıkları, bağrışları eşliğinde, zincir seslerini duymuşlar ve siluetiyle karşılaşmışlar. Günümüzde de bu esrarengiz olay devam etmektedir. Ve geceleri buradan geçen mahalleli veya başka insanlar bu zincirli boğanın sesi ve görünümüyle karşılaştıklarını söylerler.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: