T İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

DEYİMLER, GENEL 1 Yorum »

Tabana Kuvvet: Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı anlamında kullanılır

Tabanları Kaldırmak: Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak kaçmaya başlamak

Tabanları Yağlamak: Uzak bir yere yayan olarak gitmek için hazırlanmak. Hızlıca koşarak kaçmak.

Taban Tabana Zıt: Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine çok aykırı

Taban Tepmek (patlatmak): Yayan olarak çok uzun yol yürümek, çok sık gidip gelmek

Tabanvayla Gitmek: Araçla değil de yürüyerek gitmek.

Taburcu Olmak: İyileşen hasta, bakıma gerek duymadığından hastaneden çıkmak

Tadı Damağında Kalmak: Tadını, lezzetini bir türlü unutamamak

Tadına Bakmak: Küçük bir parçasını ağzına alarak lezzetini denemek, nasıl olduğunu yoklamak

Tadına Varamamak: Bir şeydeki ince güzelliği duyamamak, hissedememek ya da kavrayamamak

Tadında Bırakmak: Ölçülü olup aşırılığa kaçmamak

Tadını Almak: Bir şeyin lezzetini almak. Yaptığı işten zevk duymaya başlamak

Tadını Çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkânlardan istediği gibi yararlanmak

Tadını Kaçırmak: Zevkine varılmaya çalışılan bir şeyde aşırılığa kaçarak olumsuz bir durum oluşturmak, zevki bozmak.

Tadı Tuzu Kalmamak: Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak

Tahtalı Köy: Mezarlık.

Tahtası Eksik: Aklı noksan, deli

Takım Taklavat: Hepsi, parçalarıyla birlikte.

Takıp Takıştırmak: Özenerek süslenmek

Takke Düştü Kel Göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.

Tam Adamını Bulmak: En uygun kişiyi seçmek. En uygunsuz kişiyi seçmek

Tam Takır Kuru Bakır: İçinde hiçbir şey yok, bomboş

Tam Üstüne Basmak: İstenilen şeyi bulmak, fikir ve davranışlarında isabet kaydetmek, istenilen sözü söylemek.

Tanrı Misafiri: Eve kendiliğinden gelen konuk

Taraf Tutmak: Bir yanı desteklemek, yan çıkmak

Tarihe Karışmak: Yalnız adı anılır olmak veya etkisi yok olmak.

Tası Tarağı Toplamak: Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak

Taş Atmak: Birine dokunacak, onu incitecek söz söylemek.

Taş Attı da Kolu mu Yoruldu?: “Bu kazancı sağlamak için hiç yoruldu mu, emek verdi mi, para harcadı mı?” anlamında kullanılır.

Taşa Tutmak: Üst üste taş atmak, sürekli taşlamak

Taş Çatlasa: “Ne yapılsa, ne denli zorlansa, gerçekleşmesi imkânsız” anlamında kullanılır

Taş Çıkartmak: Biri, ötekinden niteliğiyle üstün olmak

Taşı Gediğine Koymak: Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek.

Taşı Sıksa Suyunu Çıkarmak: Bedence çok kuvvetli, dinç kimse

Taş Kesilmek: Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez olmak; sesini çıkaramamak, hareket edememek

Taş Üstünde Taş Bırakmamak (koymamak): Her şeyi yıkıp yerle bir etmek

Taş Yürekli: Hiç acıma hissi taşımayan, merhametsiz

Tatlı Dil: Gönül alıcı, hoşa giden, kırmayan konuşma biçimi ya da söz

Tatlı Sert: Kırmamakla birlikte yumuşak da olmayan söz ya da davranış.

Tatlıya Bağlamak: Bir anlaşmazlığı tarafları memnun edecek biçimde bir çözüme ulaştırmak

Tava Getirmek: Gereği kadar ısıtmak.

Tavına Getirmek: Bir işi en uygun duruma getirmek

Tava Gelmek: Yumuşamak, kanmak. Süzülecek duruma gelmek

Tavır Almak (takınmak): Belli bir durum ve davranış almak

Tavşana Kaç Tazıya Tut: Birbirine karşı olan tarafları çatışma için kışkırtma, davranışlarında yüreklendirme.

Tavşanın Suyunu Suyu: İki şey arasında çok uzak bir ilgi olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tavşan Yürekli: Korkak, ürkek, çekingen

Tazıya Dönmek: Oldukça zayıflamış olmak. Sırılsıklam, çok ıslanmış olmak.

Tebelleş Olmak: Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak

Tebdil Gezmek: Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek.

Tefe Koymak: Biriyle ilgili olarak alaylı dedikodu yapmak

Tekbir Getirmek: “Allah-ü ekber” diyerek Allah`ın adını yüceltmek.

Tekerine Çomak Sokmak: Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak

Tekin Değil: İçinde cinlerin olduğu kabul edilen bina ya da yer. Kendisinde bazı gizli güçlerin olduğu sanılan, tehlikeli kabul edilen kimse

Telâşa Düşmek: Heyecanlanmak, aceleci olmak.

Tel Çekmek: Telgraf çekmek. Telle sınırlandırmak, telle çevirmek.

Telleyip Pullanmak: Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek

Temcit Pilavı Gibi Isıtıp Isıtıp Koymak: Bir meseleyi sürekli anlatmak, yeni bir şeymiş gibi birçok defa söz konusu etmek.

Temel Atmak: Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek

Temel Taşı: Bir yapının temeline konan taş. Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı

Temize Çekmek: Karalama hâlindeki bir yazıyı yeniden, silintisiz ve kazıntısız bir şekilde kâğıda yazmak

Temize Çıkmak: Bir kimsenin suçsuz olduğu anlaşılmak

Temiz Para: Kesintiden sonra elde kalan para miktarı. Doğru yoldan kazanılmış para.

Tencerede Pişirip Kapağında Yemek: Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek.

Tencere Dibin Kara Seninki Benden Kara: “Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin” anlamında kullanılır.

Tencere Yuvarlanmış Kapağını Bulmuş: İki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine.

Tepeden Bakmak: Küçümsemek, kendini üstün görmek

Tepeden İnme: Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen. Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir.

Tepeden Tırnağa (kadar): Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu

Tepesi Atmak: Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek

Tepesinde Havan Dövmek: Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.

Tepesinden (başından) Kaynar Su Dökülmek: Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak

Tepesine Binmek: Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak

Tepesi Üstü: Tepe taklak, başı yere gelmek üzere

Tepe Tepe Kullanmak: Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak

Terbiyesini Vermek: Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek.

Tercüman Olmak: Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak.

Ter Dökmek: Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek. Çok terlemek

Tereciye Tere Satmak: Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak.

Tere Yağından Kıl Çeker Gibi: Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak

Tersi Dönmek: Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.

Ters Tarafından Kalkmak: Aksi, huysuz ve ters olmak

Ters Yüz Etmek: İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek

Ters Yüz Geri Dönmek: İstediğini elde edemeden, eli boş dönmek.

Teselli Etmek: Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak

Teselli Bulmak: Avunmak.

Teslim Bayrağı Çekmek: Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak. Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak

Teslim Olmak: Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek. Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak

Teşrif Etmek: Onurlandırmak, şereflendirmek.

Tetikte Olmak: Her an uyanık ve hazır bulunmak

Tez Canlı: Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan.

Tez Elden: Çabucak, bir an önce, çarçabuk

Tezgâhı Kurmak: İşe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak

Tezkeresini Eline Vermek: Kovmak, işten atmak, işine son vermek.

Tıka Basa Doldurmak: Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak

Tıka Basa Yemek: Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek

Tımarhane Kaçkını: Delice işler yapan kimse.

Tıpış Tıpış yürümek: Kısa adımlarla çabuk yürümek. İster istemez bir yere gitmek.

Tıraş Etmek: (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak. Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak

Tırnak Göstermek: Gözdağı vermek, korkutmak.

Tırpan Atmak: İstemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek. Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak

Tohuma Kaçmak: Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak.

Tok Evin Aç Kedisi: Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse

Tokat Aşk etmek: Ansızın el içi ile vurmak.

Tok Gözlü: Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert.

Tok Sözlü: Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen

Tongaya Basmak: Tuzağa düşmek

Top Atmak: İflas etmek

Topa Tutmak: Bir yeri top ateşi altında bulundurmak. Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek.

Topun Ağzında: Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak.

Toprağı Bol Olsun: Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için

Topu Topu: (Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi

Toz Kondurmamak: Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek

Toz Olmak: Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak

Toz Pembe Görmek: Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak

Tozu Dumana Katmak: Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak. Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak

Tur Atmak: Dolaşmak, dolaşıp gelmek

Turnayı Gözünden Vurmak: Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkânını ele geçirmek.

Turp Gibi: Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde

Turşu Gibi Olmak: Çok yorgun, bitkin düşmek

Turşusu Çıkmak: Çok yorulmak. İyice ezilmek, parçalanmak

Turşusunu Kurmak: Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir

Tut Kelin Perçeminden: Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır.

Tuttuğu Dal Elinde Kalmak: Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak.

Tuttuğunu Koparmak: Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek

Tutunacak Dalı Olmamak: Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak.

Tuz Biber Ekmek: Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek. Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak

Tuz (la) Buz Olmak: Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak

Tuzlayayım da Kokma: Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır.

Tuzluya Mal Olmak: Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak

Tuzu Kuru: Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan

Tükürdüğünü Yalamak: Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek.

Tümen Tümen: Pek çok.

Türküsünü Çağırmak: Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak

Türkü Yakmak: Bir türküye ezgi uydurmak

Tütünü Tepesinden Çıkmak: Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek.

Tüy Dikmek: Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek.

Tüyleri Diken Diken Olmak: Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek

Tüyü Düzmek: Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak.

DEĞİŞMEYEN HASTANE SİSTEMİ

DUYGULAR, DÜŞÜNCELERİM, GENEL, HİKAYE, KÖŞE YAZISI, MAKALELER, şiir 1 Yorum »

Hastanelere hiç yolunuz düştü mü?
Eminim ki bir ara; bulunduğunuz yerdeki hastaneleri sık sık arşınlamışsınızdır.

Canımızı ve sağlığımızı emanet ettiğimiz hastanelerden; bizlere gösterilmesi ve yapılması gereken tetkik ve davranışları beklediğiniz ölçüde görebiliyor musunuz peki?

Hastane, insanın kendi başına çözemediği sağlık problemleriyle ilgili başvurduğu, yardım beklediği en güvenilir kurumlardan biri değil midir?

Son zamanlarda hastaneye yolum çok sık düşer oldu. Bu süreç zarfında “böyle gelmiş böyle gider” felsefesinin ne yazık ki! hala birçok Devlet Hastanesinde değişmediğini görmekteyim.

Her hastanenin muhakkak her katında, o yağlı boyayla boyalı duvarlarında sadece; cam bir pano içerisinde asılı bulunan hasta hakları ile yazılan maddeleri okuyan ve bunları bilen var mı aranızda?

Küçüklüğümden bu yana hastaneye her gidişimde bu maddeleri okuyan, onları neredeyse ezbere bilen bir kişi olarak bu maddeleri çok iyi bilirken yıllardır duvarlarda asılı bulunan bu maddelerin evimde duvarımda asılı duran bir manzara resminden artık farksız olmadığını düşünmekteyim.

Nedenini sorarsanız? İşte size nedeni.
Sağlık Bakanlığı tarafından konulan o kuralların birçok hastanede uygulanmadığını, yok yok sözümü geri alıyorum; hiç uygulanmadığını sonunun mutlu bitmesini beklediğim hüzünlü bir filmin sahneleri gibi yıllardır izlemekteyim.

Fakat ne yazık ki; bu filmin sonunda gözü yaşlı değil, hastaneye her girip, çıkışımda hayret dolu bakışlarımla değişmeyen sistemi ve bu sistem içerisinde elini kolunu rahatça sallayarak gezen, dünya yansa umurunda olmayacak birçok personelle karşılaşma sahnelerini aaaaaa diyerek seyretmekteyim.

Bir çürük armut, bir kilo armut içindeki diğer armutları da çürütür. Bunu hepimiz biliyoruz. Diğer armutlarda çürük armutun yaşam standardına bazen istemese de uymak zorunda kalır. Önemli olan o çürük armutu diğer sağlam armutların arasından çekip alabilmek ve bu cesareti gösterebilmektir. Sağlık konusunda yıllardır bu cesareti gösterebilecek, insan hayatında önemli olan hastanelerdeki bu bozuk düzeni değiştirebilecek vicdanlı bir yürek görmedim.

Ama ne yapalım! Sistem oturmuş bir kere. Sen, ben, o değiştiremeyiz ki. Böyle gelmiş böyle gider felsefesi, “ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin” felsefesini hastalara ve hasta yakınlarına istemeye istemeye benimsetilerek yoluna bulaşıcı bir virüs gibi devam etmekte ve insanları çaresizliğe doğru sürüklemekte.

Eminim hastanelere gittiğinizde orada beklediğimiz ilgi ile karşılaşmayan insan sayısı az değildir. Az diyene gülerim…

İlk önce hastanelerden ne bekliyoruz? Beklediklerimiz karşılaştıklarımızla birebir ölçüsü tutuyor mu? Diyerek bir vatandaş olarak sormak istiyorum.

Bu soruya kendi adıma öncelikle tam güven cevabını vererek başlamak istiyorum.

Peki! Benim hastane çalışanlarına ve personellerine karşı güvenim umduklarımla örtüşüyor mu?

Oraya gittiğimde birçok pervasız davranış, düşünce ve sözlerden sonra aklımda birçok soru işaretleriyle birlikte evime dönerken, bir gün yine mutlaka hastaneye yolumun düşeceğini bildiğim halde “Allah bir daha düşürmesin ve eksik etmesin” sözünü bana sarf ettiriyorsa, gittiğim hastanelerdeki personelin güveninden şüphem var demektir.

İkinci beklentim. Tetkiklerim emin ellerde, araştırılarak bilinçli bir şekilde tam olarak yapılıp hastalığın teşhisinin konulup ona göre tedaviye başlanması.

Peki! Devlet hastanelerinden herhangi, birine başvurduğumda beni tedavi edecek olan doktorun tam olarak tetkik araştırması içine girmediğini görüyor, bana hastalığın teşhisi ile gerekli ve yeterli bilgiyi ağzını açmakta direnen, ben sormadan hastalıkla ilgili bir şey konuşmayan sadece önündeki reçeteye bakarak acaba ne yazayım diye düşünen, başı daima önde duran, konuşmakta zorluk çeken doktorlardan duyamıyor ve göremiyorsam üstüne üstük hastalığın teşhisi sonucunda hastaya verilen ilaçların yan etkileri konusunda birçok doktorun yazdıkları ilaçlar hakkında yetersiz ve bilgisiz kaldıklarını görüyorsam, bazı doktorlara ve hastanelere güven yoksunluğum da bu yüzdendir.

Ayrıca hastanelerdeki bu hasta kalabalığı doktorları muayenehane açmaya ve hastaları da o muayenehanelere para karşılığı zorla mecbur bırakılarak götürmeye sevk ediyorsa, bu sistemde düzeltilmesi gereken birçok bir yanlış var demektir.

Muayenehanesine gittiğim doktor beni orada bir kral edasıyla karşılıyor ve ayağa kalkarak elimden tutup selamlıyorsa, hastanede neden tanımadığını muayenehanesinde bana gösterdiği o ihtişamlı karşılama seramonisini neden hastane poliklinik odasında yapmadığını sormak istiyorum. Birçok sebep vardır.
Neymiş efendim hastalar çok kalabalık herkesin elini sıkıp kalkamaz, herkesle tokalaşamaz, o zaman vakit kaybı olur. Böyle bir beklentimizde yok ki. Tamam orasını anladık ta; güler yüz, azcık ilgi alaka vakit kaybı olur mu acaba ?

Bu sorunun cevabını tabiî ki ben ve benim gibi birçok hastaneye başvuran kişi biliyor. Bu saklanılamaz, görüneni fakat; göz ardı edilen ve hep edilmek istenen bir gerçek.

Para her kapıyı belki açmıyor ama; burada hiç olmazsa birçok doktorun o poliklinik odasında suskun olan ağzını bir anda açıveriyor ne yazık ki. Nedendir acaba ?

Cevabı para tabiî ki biliyorum. Ama diğer yandan da doktorların Hipokrat Yemini ettiklerini unutmuyorum. Ben unutmuyorum da, onlar nasıl unutuyor? Onu onlara ve sisteme bu soruyu soruyorum.

Hastanelerde çalışan doktor, hemşire, hizmetli, memur ve güvenlik görevlisi personellerinin birçoğunun hasta ve hasta yakınını karşılama bakımından yetersiz ve vicdani duygularını yitirilmiş buluyorum.

Hastanelerde kraldan çok kralcı kesilen felsefeci görevliler hakim.

Taşeron firmalar tarafından çoğu hiçbir eğitimden dahi geçmeyen, tanıdık vasıtasıyla işe alınan birçok hizmetli, hasta bakıcıların yetersiz kaldığına birebir şahit olmuş biri olarak kendimi ve hasta yakınımı hastaneye emanet ederken aklımda binbir korku dolu soru oluşuyorsa, o duvarda yazılı maddelerin içeriğinin yıllardır boş olduğunu sadece göz boyamacadan başka bir şey olmadığını biliyor, görüyor ve birebir yaşıyorsam hastanelere duyduğum güven eksikliklerimden bir tanesi de bu sebeplerdir.

Böyle düşündüğüm için suç bende mi acaba? Yoksa beni böyle düşünmeye zorlayan sistemde mi?

Ama ne yapalım ki, zorlu hayat şartları mecburen, elimiz mahkum bir şekilde duyduğum güven eksikliğimi güvene çevirmek zorunda kalıyor. Her güvene çevrilişinde, ha düzel di, ha düzelir, belki de düzelmiştir diye düşündüğümde mızıkçılık yapan ben olmadığım halde polyannacılık oyunundan ekarte edilip dışarı atılmış oluyorum. Çünkü sistem öyle istiyor.

İsyan ettiğin bunun yanlış olduğunu söylediğin hayır böyle yapamazsınız, böyle davranamazsınız siz doktor, siz hemşiresiniz. Hatta en önemlisi sizin bu kimliklerinizden önce ve öte gelen bizlerle örtüşen insan diye bir sıfatınız var diye söylendiğim anda hastaneyi kendi malı sanıp işin içinde üzerine çullanan güvenlik görevlileriyle uğraşmakta var.

Yani hastaneye dertli gidip derdin üzerine dert almakta var. Yani hastaneler çoğu hastane personelleri tarafından parsellenmiş durumda. İsteyen istediği ciriti volta şeklinde atıp hastane koridorlarında istediği hükmü sürüyor.
Denetlemelerde göz boyamaca. Üst makam görev yerini ve görev saatini terk ettiği anda, geminin dümenine geçen çok oluyor.

Belindeki copa ve üstündeki üniformaya güvenen birçok güvenlik görevlisi üstlerinden aldığı emirle ve bunun yanında kendi insiyatifleriyle görev yaptıklarını , insanlara hizmet ettiklerini zannetmekte.

Bir vatandaş olarak doktorların odasından her hasta çıkışında asık suratlı, üzgün, beklediği ilgi ve alakayı görememiş, yaka silken, bağıran, çağıran insanlar görmek istemiyorum. Siz ne dersiniz?

İşte okuyucular; şimdilik sağlık sistemimiz konusunda siz söyleyebileceklerim bunlar. İnsanın nerede bu devlet, nerede bu düzen diyesi geliyor. Çok izledik televizyon ekranlarından nerede bu devlet, nerede bu millet diye serzeniş şeklindeki seslenişleri. Peki bu imdat yardım feryadlarını duyan oldu mu?. Vallahi benimde nerede bu devlet diyesim geliyor artık. Hayatımda hiç böyle bir sözü söyleyeceğim aklıma gelmezdi. Ama dedim ya hayat. İnsanı yakıp yakıp küle döndürüyor. Sonra bu hissettiklerimin hayatla bir ilgisi var mı diye sorguluyorum. Hayat burada en masum olanımız olarak kalıyor. Ne gelirse başımıza yine bizden; insanoğlundan geliyor.

Oraya gidiyoruz, makam ve fors sahibi kişiler tarafından ekarte ediliyoruz. Buraya gidiyoruz; dinlenmiyoruz, sindiriliyoruz, sustukça başımızı daha da öne eğiyoruz. Aman bir şey olmasın, aman uzak duralım diyoruz. Diyoruz da değişen bir şeyler görebiliyor muyuz? Böylece ensesine vur ekmeğini al konumunda olan insanlara dönüşüyoruz.

Günbegün vicdanını yitirmiş insanlarla karşılaşmak yaşamın gittikçe insanlar için daha da zorlaşacağını bir alamet olarak gözümüze soka soka gösteriyor. Ama ne yazık ki biz insanlar bizim başımıza gelmeyecek sanıyor ve bu durumu görmüyoruz.

Zorla görev yapan, sadece sallarım elimi alırım maaşımı felsefesi güden insanlarla karşılaşmak, ve bunların vicdanlarını yitirmiş olarak görmek; hala bu zamanda bile insanlığını kaybetmemiş bir birey olarak beni utandırıyor. Riyakar yüzler, riyakar sözler ne kadar da dolu etrafımızda. Üstelik bu kişilerin birçoğunun sağlık görevlilerinden olması, bilhassa yerinde görerek ve bilerek yaşamak canımı iyice acıtıyor. İnsan hayatı ve bir can kurtarma, bir canı yeniden yaşama bağlama ile görevlendirilmiş bu kişilerin birçoğunun görevlerini yerine getirirken gönülden getirmediklerini izlemekteyim. Aman şu hastaya bakalımda, bir an önce bir fincan kahve içmek isteyen, ve odasında televizyon seyretmek isteyen işimiz bitsin diye söylenen hemşirelerin benim ülkemde var olduğunu bilmek ve görmek sağlık sistemimizin ne kadar da düşünülesi bir durumda olduğunu gösteriyor benim için. Bilmem ya sizin için?

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim