CÜCELER VE PERİLER ADASI

GENEL, MASALLAR 1 Yorum »

Rengarenk çiçeklerle benzenmiş Cüceler ve Periler Adası yeni bir davetsiz misafiri karşılamaya hazırlanıyordu. Yıldızlı bir gecede, yaz mevsimini denizde geçirmek üzere mavi ufuklara yelken açan Doroti; küçük teknesiyle çıktığı yolculukta dümenin başındayken çok uzaklardan bir ışık fark etti.

Bu ışık kıyıya doğru yaklaştıkça uzanıp gidiyordu. Ayın şavkı, denizin mavi rengini yakamozla ışıldatıyordu. Kıyıya yaklaştıkça arkasından aniden kopup gelen bir dalga, Doroti’nin küçük teknesini bir kaya parçasına çarptırdı. Teknesini yan yatırabileceği korkusuyla son bir gayretle dümene sarıldı. Büyük kaya parçası teknenin durmasını sağladı. Teknesinin su alacağından korktuğu için korkuya kapılmıştı. Fakat, deniz kıyısını ve kayalıkları görünce buranın bir ada olduğunun farkına vardı.

Kumsala ulaştığında onu buraya kadar sürükleyen ışık, bütün kumsal boyunca hala parlıyordu. Kumsal, tropik meyve ağaçları ile kaplıydı.

Cüceler ve periler adası, sanki onu kucaklamıştı. İçinden, burada daha önce sanki bulunmuş gibi bir duyguya kapıldı. Ellerini havaya kaldırdı; yıldızlara bakarak kumsalda kendi etrafında öylece döndü. Denizin sesi ve bu ada içine bir çoşku vermişti. Ay ışığında kumsalın ilerisinde bir kalabalık olduğunu fark etti. Tam oraya doğru adım atmak üzereyken, adada bulunan Cüce Patrick geldi.

– Bayan Doroti cüceler ve periler adasına hoş geldiniz dedi.
Şaşırmıştı Doroti. Bir an adımı nereden biliyor diye düşündü. Gecenin karanlığında yalnız bir başına bir an tedirgin oldu.

Cüce Patrick kibar ve nazik bir şekilde Doroti’ye doğru reverans yapıp elindeki çiçekleri uzattı. Patrick bu adaya yanlışlıkla yolu düşenleri karşılamak üzere buradaydı. Yani kumsalın gediklisiydi. Patrick’in peşinden birkaç cüce ve havada uçuşan periler çıka geldi. Bir süre sonra cüceler ve periler Doroti’nin etrafını sarmışlardı; gözlerine inanamıyordu Doroti. Arada bir elini çimdikliyor, bu gördüklerinin bir rüya olmasını umuyor; fakat, eli acıdıkça gerçeğin tam ortasında olduğunu anlıyordu.

O gece Doroti, hayatı boyunca planladığı mavi ufuklara yelken açarken böyle bir sonuçla karşılaşabileceğini hiç ummamıştı.

O geceden sonra Doroti, cüceler ve periler ile adanın güzelliklerini tanımaya kısa kısa seyahatler düzenliyordu. Doroti’ye bütün ada halkı alışmıştı. Sevimli ve yaşlı olan bu kadını arkadaş edinmişlerdi kendilerine. Adada onu ilk karşılayan Cüce Patrick, yüzünde kahverengi çilleri olan genç bir delikanlıydı.

Adanın arka sokaklarında çam ağaçlarıyla kaplı olan bir bölgede küçük bir terzi dükkanı vardı. Cüceler ve perilerin kıyafetlerini dikip satıyor; eskimiş kıyafetlerini tamir ediyordu.

Doroti ile günlerce ormanın derinliklerine kadar gidiyor, adanın en yüksek noktasında uzanarak konuşmalar yapıyorlardı. Alışmıştı artık Doroti bu adaya ve ada halkına.

Cüceler ve periler adasının her yerinden masmavi sular, çağlayanlar, şelaleler ve cıvıl cıvıl kuş sesleri duyuluyordu. Adanın çevresi çiçeklerle süslenmişti. Doroti yaz tatilini denizde geçirmek üzere çıktığı yolculuğuna cüceler ve periler adasında bir mola verdi. Bu adada mutlu olmuştu. Yanında daima ona arkadaşlık eden Cüce Patrick, Doroti bu adadan gitmesin diye onu hep neşelendirmeye çalışıyordu. Doroti, her gece adanın cüce ve peri çocuklarına masallar anlatıyordu. Hatta! bütün ada halkı onun masallarını her gece heyecanla beklerlerdi.

Bir gece vakti Doroti cüce ve peri çocuklara yine masallar anlatıyorken; ansızın evinin kapısı çalındı. Gelen peri kraliçesinin yardımcısı Manuela periydi. Yarın gece adada Peri kraliçenin gerçekleştirilecek olduğu baloya, onu davet etmek için gönderilmişti. Doroti, Peri Kraliçesinin yardımcısı Manuela’yla yapmış olduğu daveti nazik bir şekilde kabul ederek, çocukların yanına masal anlatmaya geri döndü.

Ertesi sabah adanın iç bölgelerine doğru Cüce Patrick ve Peri Lauren ile birlikte elma toplamaya, yürüyüşe çıktı. Gezintileri boyunca onlara kelebekler, atlar, tavşanlar, sincaplar eşlik ediyordu. Doroti şehirdeyken taze olarak dalında görmediği bitkilerin isimlerini Cüce Patrick ve Cüce Lauren’den öğreniyordu. Patrick ve Lauren birer birer ona gördüğü bitkilerin isimlerini söylüyorlar; onu bu konuda bilgilendiriyorlardı.

Doroti’nin taptaze kopardığı nanenin kokusu çok hoşuna gitmişti.

- Cüce Lauren bu nane bitkisidir. Biz naneyi yemeklerde, çorbalarda kullanırız ve bazen sağanak halinde yağmur yağdığı zaman ıslanırız. Uzunca bir süredir vücudumuz güneşe alışık olduğu için, yağmur bizi üşütür. Vücudumuz yağmura alışık değildir. O yüzden naneyi, adamızın arka bölgelerinde yetişen limon ağaçlarından taptaze kopardığımız limonla ve ıhlamurla kaynatıp içeriz. Bu bizim üşümememize yardımcı olur derken, gökyüzünden masmavi yağmur yağmaya başlar.

Doroti bir anda şaşırdı. Patrick’e ve Lauren’e
- Yağmur mavi yağıyor. Acaba bu adada daha ne kadar şaşıracağım olay başıma gelecek diyor ve gülümsüyordu. Burası çok güzel Patrick, Lauren. Hayatımda hiç olmadığım kadar burada mutluyum. Bu ada bir rüya mı? Bir mucize burası!
- Patrick; Doroti gerçekten öyle mi düşünüyorsun? Ada halkım adına böyle düşündüğün için sana teşekkür ederim.

Doroti, cüceler ve periler adasında yüreğindeki o güne kadar saklı olan duygularını keşfetmişti. Hiç bilmediği duyguları ona burada, şehirde olduğundan daha çok mutluluk veriyordu.

Cüce Patrick ona bu akşam peri kraliçenin vermiş olduğu baloya katılıp katılmayacağını sordu.

Doroti, şimdi orada herkes dans edecek, oynayacak. Benim kavalyem yok. Ama dur! bir dakika sen varsın ya! Sen benim kavalyem olur musun? Dedi.

Patrick hiç düşünmeden ona reverans yaparak; seve seve bu görevi yerine getiririm efendim dedi.
İlişkileri mükemmeldi. Dostlukları harikaydı.

Sık ağaçlar arasında patika yollardan giderlerken topladıkları elmalarla eve vardılar.

Akşam olmuştu. Cüceler ve periler adasının havası öylesine sakindi ki; denizde bir kıpırtı dahi yoktu. Patrick, Doroti’yi baloya götürmek üzere eveine geldi. Doroti en şık kıyafetini giymiş, başına hasır şapkasını takmış, koluna da çantasını almış tam bir hanımefendi olarak Patrick’in karşısına çıktı. Neşe içerisinde ada halkının selamlarına karşılık vererek kumsala ulaştılar.

Kumsalda her zamanki gibi ateşler yakılmış, masalar süslü tabaklar ve bardaklarla sunulmak üzere yemekler ve içeceklerle doluydu. Kumsalın her tarafından müzik sesleri geliyor; baloya eşlik eden cüceler ve perilerin cıvıl cıvıl sesleri içerisinde dans edişleri Doroti’yi mutlu ediyordu.

Peri Kraliçesi Doroti’nin yanına gelerek, davetime nezaket gösterdiğiniz için siz teşekkür ederim diyordu.

Gece karanlığında ay gökyüzünden denize öyle güzel yansıyordu ki; yıldızlar sanki ay’ı kıskanmışlar gibi birbirlerine öyle yaklaşmışlar, ayın denize yansımasından daha çok parlıyorlardı. Herkes balodan memnundu. Yüzlerinden gülücükler hiç eksik olmuyordu. İçilen limonatalar, yenilen böğürtlenli, ahududulu, çilekli pastalar peri kraliçeye sunulan armağanlar eşliğinde adada bir güzel gece daha geçirdi Doroti.

O gece Patrick onu eve bırakırken
- Doroti buradan hiç gitmek istemiyorum Patrick. Burada mutluyum. Bu adada kalmak ve sizlerle yaşamak fikrime ne dersin? Beni kabul edebilir mi? diğer cüceler ve periler diyordu.

Patrick – Aslına bakarsan Doroti. Uzunca bir zamandır bizlerde senden bu soruyu bekliyorduk. Nihayet bunu sordun. Ada halkıyla sen bir elmanın iki yarısı gibisiniz. Hatta benimle de öyle! Değil mi? yoksa derken, Doroti onun yanağına bir öpücük kondurdu.

- Sen bizlerdensin. Bütün ada halkı sevinecek bu kararına. Başın ağrıyana, canın sıkılana ve bizlerden vazgeçene kadar burada kalabilirsin diyordu. Doroti sevinmişti.

O vakitten sonra; onu buraya getiren küçük teknesini cüceler ve periler adasından şehir hayatını merak edip görmek isteyen çocuklar olursa şehre fazla yaklaşmadan, insanlara görünmeden kullanmak üzere bir süreliğine kumsala dinlenmeye terk etti. Belki de Doroti hep cüceler ve periler adasında kalacaktı kim bilir?

Yazan : Melodi AKÇAY

 

CANLANAN OYUNCAKLARIM

GENEL, MASALLAR 2 Yorum »

Noel zamanı yaklaşıyordu. California Santa Barbara’da, Heaven çiftliğine yeni taşınmıştık. Bu seneki Noel’i yeni evimizde kutlayacaktık. Kardeşimle kavga etmiştik. Küçük kardeşim Katherine, kavgamızdan sonra benimle bir daha konuşmayacağını söylemişti. Aynı ev içerisinde ismimi dahi ağzına almıyordu. Ne yaptımsa, ona oyuncaklarımın gecenin bir yarısında canlandığını ispatlayamamıştım. İnanmıyordu. Bu yüzden benimle dalga geçiyordu. Hakkımda hep kötü şeyler söylüyordu. Bir gün aptal, bir gün şapşal, bir gün yalancı ve daha birçok beni aşağılayıcı söz söylüyordu.

Oysa, uzun zamandır hiç sahip olmadığım kadar, yeni taşındığımız evimizde güzel duygular içerisindeydim. Oyuncaklarımla mutluydum. Kardeşim beni sorunlu biri olarak görüyordu. Kardeşimin bütün tatsız düşünceleri ve bana olan tutumu karşısında, onunla oyun oynamaktan vazgeçmiştim. Artık onu oyunlarıma davet etmiyordum.

Ona, odamda beni rahatsız etmemesini söylemiştim. Fakat, kardeşim Katherine gece yarısı olduğu zaman yatağından kalkıyor ve odamın kapısını çalarak beni rahatsız ediyordu. Bu sırada oyuncaklarım Ayı Bobo, Kovboy Smith, Ördeğim Viki, Zürafa Bigıl, Panda Mami, Tavşan Blue, Kedim White, Geyik Pearl, Noel Baba Santa, bebeğim Carmen, kurşun asker Bill, arkadaşım şarkıcı Johnny Guitar ve burada eskiden bu evde yaşamış çocuklardan kalan oyuncaklarım, babama onlar için özel yaptırmış olduğum oyuncak evime korkuyla geri dönüyorlardı.

Katherine aniden kapıyı açarak – Hani! oyuncakların nerede? Canlı değiller ya. Oldukları yerde duruyorlar. Neden yalan söylüyorsun diye canımı yakmaya, beni üzmeye çalışıyordu.

Ne yapsam onu inandıramıyordum. Sanki benim mutsuz olmamı istiyordu. Katherine’nin bana karşı davranışlarını anlayabilseydim, her şey çok daha kolay olacaktı. Fakat, o bana bu fırsatı vermiyordu.

Eskiden çok iyi arkadaştık. Her şeyimizi paylaşırdık. Fakat, annemiz babamızdan ayrılıp, George amcayla evlenince ve yeni kardeşimiz Samuel doğunca, biz babamla Heaven çiftliğine taşınmıştık. Burada davranışları değişmişti. Katherine’nin bana karşı bu kadar anlayışsız olabileceğini hiç düşünmemiştim. Yeni evimiz kardeşimle ilişkimiz konusunda bize uğur getirmemişti.

Fakat, ben buraya taşındığımızın ertesi gecesi oyuncaklarımın canlandığını ve oyuncaklarımdan arkadaşım Johnny Guitar’ın bana

- Haydi kalk! Seninle oynamak istiyoruz dediğini duyunca şaşırmıştım.

O zaman bende kardeşim gibi tepki vermiştim. İnanmamıştım. Ama, hepsi yerlerinden teker teker yürümeye başlayınca, bu gördüklerimin bir rüya olmayacağını anladım. Ve Johnny Guitar’ın oyun teklifini kabul ederek, diğer oyuncaklarımla birlikte oynamaya başladım.

En garip olanı da, benim o geceye kadar oyuncaklarımın canlı olduklarını görmemiş olmamdı. Fakat, bu işte bir tuhaflık vardı. Daha önce oturduğumuz evde böyle bir olay başıma gelmemişti. Heaven çiftliğinde sanki bir sihir, oyuncaklarımın canlanmasına sebep olmuştu. O gece oyuncaklarımın yüzlerindeki şaşkın bakışlarına, benim şaşkın bakışlarımda ekleniyordu. Yeni taşındığımız evimizde oyuncaklarımın neden burada canlandıklarını onlara sormak hiç aklıma gelmemişti.

Fakat bir gece yarısı Johnny Guitar’a bu durumu merak içerisinde sordum. Johnny Guitar ve burada tanıştığım oyuncağım Geyik Pearl,

- Heaven çiftliği kuzey yıldızı eksenine yakındır. Ve kuzey yıldızında Peri Merry yaşamaktadır. Peri Merry, bu civarlarda gece ışıkları sönen evlerdeki çocuklara, karanlıktan korkmamaları için ışık saçar. Peri Merry’nin ışığı öyle güçlüdür ki, gecenin bir yarısı uykularından ağlayarak uyanan, bazı gecelerde de karanlıktan korkan ve bu yüzden uyuyamayan çocuklar olursa, onlara arkadaşlık etmemiz için bizleri canlandırır. Fakat Peri Merry’i kimse görmemiştir. Bu oyuncaklar arasında bilinir demişti.

O geceden sonra artık her gece oyuncak arkadaşlarımla oynuyor ve annemi özlediğim gecelerde Peri Merry kuzey yıldızından bana ışık saçıyordu. Kardeşim Katherine’ninde bana inanmasını çok istiyordum. Fakat, o bana inanmıyordu. Onunla aramız iyi olduğu ve onun hakkında öyle düşünmediğim halde, ona beni kıskanıyorsun demiştim. Bu aramızdaki bardağı taşıran son damla oldu. O günden sonra iki hafta oldu hiç konuşmadık. Kardeşimle oyun oynamayı çok özlemiştim. Oyuncaklarımla oynuyordum ama, Katherine’nin eksikliğini hissediyordum. Noel de yaklaşıyordu.

Ne yapıp, ne edip onunla barışmalı, oyuncaklarımın canlandığını ona ispatlamalı ve bu Noel’i dargın geçirmemeliydik. Katherine’de oyunlarımıza davet etmeliydim. Arkadaşım Johnny Guitar üzüldüğümü görüyor ve bana bu konuda yardım edebileceğini söylüyordu. Haklı olduğum halde onu kaybetmemek adına gerekirse, ondan çok çok özür dileyecek, ona ihtiyacım olduğunu söyleyecektim.

Arkadaşım Johnny Guitar ve diğer oyuncaklarım bir plan yaptılar. Babamın evde olmadığı bir gece yarısı oyuncaklarımdan Kedi White ve bebeğim Carmen’ide alarak mutfağa gittim. Onları mutfak masasının üzerine bıraktım. Küs olduğumuz halde, kardeşime karnın acıktıysa sana bir şeyler hazırlayabilirim dedim. Yüz ifadesinden benimle konuşmaya ve barışmaya niyeti yoktu. Fakat, bu küskünlükten zararlı çıkacağını bildiği için, karnının açlığı üstün gelmişti.

Uzun zaman sonra şimdi ikimizde baş başaydık.
Kardeşim Katherine biraz bekle! reçel kalmamış kilere gidip alıp geliyorum dedim. Fakat gitmedim. Mutfağın köşesinden onları gözetliyordum. Bebeğim Carmen ve Kedim White tam karşısında hiç hareket etmeden oturuyorlar, ona bakıyorlardı. Katherine biraz sonra olacaklardan habersizce onlarla

- Şimdi siz canlısınız öyle mi diyerek dalga geçiyordu.

Kilere gidip gelmiş gibi yaparak, Katherine reçel kalmamış, sen bir kere daha dolaba bakar mısın derken, ben mutfaktan çıkıyor gibi yapıp, onları gözetlemeye devam ediyordum. Bu sırada kedim White ve bebeğim Carmen masadan aşağıya atlamışlar, mutfak tezgahına oturmuşlardı. Katherine arkasını döndüğü anda onları yerlerinde göremedi. Şaşırdığı yüzünden belli oluyordu, fakat, biraz inanmamak için inat ediyordu. Benim orada olmadığımı bildiği halde, bunu sen yapıyorsun Clair. Bu oyunu bana yapma, hiç hoş değil diyordu.

Reçeli bulamayınca, arkasını dönmüş kavanozdan kurabiye almaya giderken, oyuncaklarım yerlerinden yine hareket ettiler ve mutfak masasına tekrar oturdular. Katherine iyice kızmaya başladı. Onu daha fazla kızdırmak ve üzmek istemiyordum. Odamdan geliyormuş gibi ses çıkarıp, onu bunları benim yapmadığıma inandırmak istiyordum. Yanına gittiğimde gözleri korkuyla bana bakıyor

- Sen iyi bir oyuncusun diyordu.
-Dur! Dinle! beni Katherine dedim. Sana anlattıklarımın hepsi doğru, oyuncaklarım canlı. Bak! sende gördün. Hem ben yanında yoktum ki diyor, onu ikna etmeye çalışıyordum. Bak şimdi! Kendi gözlerinle göreceksin derken, bütün oyuncaklarım mutfak kapısının oradan yürümeye başladılar.

Korkulu gözleri gitmiş, şaşırmıştı kardeşim. Mutfak masasından bebeğim ve kedim de ayağa kalkıp yürümeye başlayınca, Katherine olamaz Clair, oyuncakların gerçekten canlıymışlar deyip, bir ara küçük bir baygınlık geçirmişti. Kendine geldiğinde, oyuncaklarım ve ben onun etrafındaydık. O gün kardeşim, benim yalan söylemediğime inandı. Ayrı olan odalarımızı birleştirdik. Artık aynı odada yatıyor, arkadaşım Johnny Guitar’ın, gitarıyla çaldığı müziklerle hep birlikte dans ediyor ve iki gün sonra kutlayacak olduğumuz Noel için oyuncaklarımızla beraber hazırlıklar yapıyor, diğer yandan da oynuyorduk.

Bu gecede annemi özlediğimiz gecelerden birisiydi. Uyuyamıyorduk. Oyuncaklarımızla gecenin karanlığında gökyüzüne bakarken, ilk defa kuzey yıldızındaki Peri Merry’i gördük. Bize el salıyor ve göz kırpıyordu.

“Biliyor musunuz çocuklar, belki bu masalımızdaki gibi oyuncaklarında bir dünyası var. Belki de, birçok çocuğun onlara arkadaşlık eden oyuncakları var. Masal bu ya…. Neden olmasın….”

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim