payday loans Car insurance

MASALLAR

AÇGÖZLÜLÜK MASALI

Yayın Tarihi: 26 Nisan 2009 Pazar Saat: 7:06

AÇGÖZLÜLÜK MASALI

Kaf dağının ardındaki ülkelerden birinde yetim ve öksüz iki kardeş nalburculuk yaparak geçimlerini sağlarlarmış.

Anne ve babalarını kaybeden kardeşler arasında bir zaman sonra anlaşmazlık çıkmaya başlamış. Anne ve babalarından kalan mallara büyük kardeş tek başına sahip olmak istiyormuş. Ailesinden kalan bütün malları, tarlaları, büyükbaş ve küçükbaş hayvanları kardeşinin izni olmadan yavaş yavaş satmaya başlamış.

Bu duruma üzülen küçük kardeş abisine yaptığı bu davranışın yanlış olduğunu her seferinde vurguluyormuş. Ama abisi o kadar açgözlü, doyumsuz ve kurnazmış ki, her şeyin kendisinin hakkı olduğunu düşünüyor ve istiyormuş. Sattığı tarlalardan ve hayvanlardan aldığı paraları kendine saklıyor ve harcıyormuş.

Gel zaman git zaman küçük kardeş abisinin yanında duramayacağını anlamış. Bir gün abisi kardeşine bu nalburcu dükkanıda artık benim pılını pırtını topla ve git demiş. Küçük kardeş abisinin bu sözünü gururuna yedirememiş ve bulunduğu ülkeyi terk etmiş.

Kaf dağında bulunan bir başka masallar ülkesine yerleşmiş. Burada yeni hayatına beş parasız sıfırdan başlamış. Evlenmiş çocukları olmuş. Sepetçilik işi yapmaya başlamış. Senelerce hasırdan yaptığı sepetleri ülke ülke, köy köy, kasaba kasaba gezip satmış. Kazandığı paraları hep biriktirmiş. Yaşlılığında hem ona, hem de çocuklarına lazım olur diye.

Seneler içerisinde abisini de hiç görmemiş. Ona kırgın ve dargınmış: Ne kadar kırgın olsa da hep abisini özlüyormuş. Abisini nasıl biri oldu diye hep merak etmiş. Bir gün abisinin özlemine dayanamadığında, eski ülkesine giderek onu görmek istemiş.

Ülkeye vardığında köy meydanının ortasında bulunan bir çeşme başında elinde bastonu, üstü başı yırtık ve ıslak yaşlı bir adamla karşılaşıp, selamlaşmış.

Merhaba Hemşerim. Burada niye böyle oturuyorsunuz? Gelin şu tarafta beraber oturalım demiş. Üstü başı yırtık, ıslak bu yaşlı adama hem yardım etmek, hem de abisinin hala burada yaşayıp yaşamadığını sorup öğrenmek istiyormuş. Ve yaşlı adama abisinin yerini sormuş. Adamın gözlerinden bir anda gözyaşları oluk oluk akmaya başlamış.

Ona doÄŸru dönerek aÄŸabeyin benim demiÅŸ. Küçük kardeÅŸ abisinin bu durumuna çok üzülmüş. Ne oldu sana abi deyince, abisi bir zamanlar birinin olan malları onun izni olmadan sattım ve ona hakkını vermedim. Senin ahını aldım, o ah yıllar sonra, çocuklarımın benim sana yaptığımın aynısını bana yapmalarıyla son buldu. Åžimdi bu durumdayım. Senden özür dilerim. Açgözlülüğümün bedelini ödüyorum demiÅŸ….

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:

PRENSES VE KRALİÇE

Yayın Tarihi: 11 Nisan 2009 Cumartesi Saat: 7:06

PRENSES VE KRALİÇE
Farklı iki masal ülkesinde bir prensesle, bir kraliçe yaşıyormuş. Kraliçe diğer komşu masal ülkesinde yaşayan prensesi küçük görüyor, kendini beğeniyormuş.

Kraliçe o kadar kibirliymiş ki, etrafında çalışanlarına emirler yağdırıyor, bütün isteklerinin yerine gelmesini istiyormuş.
Karşı ülkenin prensesi genç ve güzel olduğu için onu kıskanıyor, onunla her görüşmesinde, onu aşağılayıcı cümleler kuruyormuş.

Kral için yapılan balolarda gelen prensese hep kötü davranıyor, ben kraliçeyim, senden daha üstünüm diyerek kendi kendini kandırıyormuş.

Bir gün bu balolardan birine davet edilen prensesin, taşlarla süslü balo elbisesini kraliçe yırtmış. Prenses kraliçenin bu yaptığına bir anlam verememiş. Fakat çok üzülmüş. Prenses dahil, bütün balodakiler şaşırmışlar. Kral eşinin yaptığı bu davranış yüzünden bütün davetliler ve hizmetçiler karşısında küçük düşmüş. Kraliçe ise kahkahalar atıp, çıldırmışçasına gülüyormuş. Prensese yaptığı bu davranışı çok hoşuna gitmiş. Çünkü, prensesi davetliler arasında yarı çıplak bırakıp küçük düşürmüş.

İki masal ülkesinde de kraliçenin bu davranışı etrafa yayılmış. Bunu duyan halk aralarında konuşmaya başlamışlar. Fakat kral, eşinin yaptığı bu aşağılayıcı davranışa sessiz kalamamış. Halkı tarafından adil olarak bilinen kral, kraliçenin yaptığı bu olay karşısında yargılanmasını, ona verilecek cezanın halk tarafından verilmesini emretmiş.

Kendinden gayet emin olan kraliçe kocasının bu sözü karşısında kızmış, bağırmış. Ben kraliçeyim. Sen nasıl olurda beni halk tarafından cezalandırılmamı istersin demiş.

Kral sağ eliyle işaret yapınca kraliçe korkudan susuvermiş. Ve halka dönerek Kraliçenin cezasını ne uygun görüyorsunuz demiş.

Halk ise hep bir ağızdan – Kralım Kraliçemize hiçbir cezayı uygun görmüyoruz. Aramızda çok düşündük. Bir insana verilebilecek en büyük ceza, kendi yaptığından utanmasıdır. Çünkü, o kendi cezasını kendi eliyle vermiştir. Kraliçeye yakışmayacak bir davranışta bulunmuştur.
Hırsı, inadı büyük gönüllüğü halkı karşısında küçük düşürülmesine sebep olmuştur demişler.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: