SEKER HASTALIÄžI
DİABETİK ÇİKOLATAM
Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2009 Cumartesi Saat: 7:21
Bir diabetik, ÅŸeker hastasının hastalığıyla ilgili düşünceleri, sesleniÅŸi, feryadı….
Kim olduğumu hala keşfedemiyorum. İlkel, vahşi bir yaratık mı, yoksa şeker hastalığına karşı koyabileceğini sanan ve bu uğurda arayışlar içerisine giren bir gezgincimi?
Bazen bir vahşi yaratık gibi aç susuz kalmış önüne ne gelirse saldıran, kendi ruhunun derinliklerinde ara sıra şeytanla yüzyüze gelen, kuruyan damaklarında bir yudum çikolata, tatlı diye savaşa giren ruhunu doyuramamış çaresiz bir beden mi?
İki ben var yüreğimde. Biri tatlı ve şekerli bir şeyler yiyemediği için kendinden nefret eden, biri bir yudum tatlı diye iç geçiren. Böyle yaşayamıyorum. Ya bir gün şekerli bir şey yiyeceğim, ya da bu işten vazgeçeceğim.
Kendime şeker ve tatlı konusunda izin verirsem içimdeki vahşi yaratık ortaya çıkacak ve sonuçlarına tahammülüm kalmayacak, bu yüzden korkuyorum. Eğer izin vermezsem aklımı kaçıracağım. Bir sürü sebep var cesaretsizliğime ya da cesaret edip tatlı bir şeyler yiyemeyişime. İçimdeki ses gittikçe yükseliyor.
O kadar kolay olmuyor bir şeker hastasının şekerli bir şeyler yemesi. İstemesi daha sık daha kolay ve daha başka oluyor. İşte en can yakanda istediğim zaman tatlı bir şeyler yiyememem. Şekerli bir şeyler yediğim zaman özür diliyorum kendimden. Söz bir daha olmayacak diyorum. Ama yine yeniliyorum. Yiyemiyorum ama istiyorum. Ben istedikçe kendime olan nefretin bir kat daha artıyor. Hastalığım konusunda bilinçli olmak, kimi zaman geliyor canımı yakıyor. İşte o zaman diyorum. Kendi kendimi incitmek, kırmak pahasına yemeliyim. Sonuçlarına katlanmalıyım. Olmuyor, olmuyor. Mantığım nefsimden önce geliyor. Hani derler ya! mantık her şeyin çözümüdür. Bu noktada mantığım bazen işe yaramıyor. Canım yanıyor, dilimi damağımı kurutuyor. Susuz çöllerde kalmış bir yudum suya muhtaç bir bedevi gibi bir yudum tatlı, çikolata arayan bedeviden farkım kalmıyor.
Anahtarı bende biliyorum. Elimin altında, gözümün önünde ona o kadar yakınım ki dokunamıyorum, tadamıyorum. Buna rağmen ben bu savaştan yine mantığımla galip geliyorum. Ya da geldiğimi sanıyorum. Çünkü yaşamak istiyorum. Bu hissettiklerim, yaşamın bir parçasıysa yaşıyorum.
Şimdi yaz geliyor. Rengarenk meyveli, dondurmalar, külahlarda yollarda insanların ellerinde olacak. Televizyon ekranlarında reklamlarda bol bol dondurma ve çikolata reklamları yayınlanmaya başladı. Pamuk şekeri ve elma şekeri yollarda gezinti yapan insanların ellerinde olacak. Ben yiyemeyeceğim, isteyip sadece özeneceğim. Yine arayacak gözlerim, yine yenilecek.
Bu düşünce içimdeki acıyı hafifletmiyor. İnsanın ne kadar aklı başında olsa bile bir gün gelip nefsine yeniliyor. Sonra sorgulamalarla, şeker hastalığının yan etkileriyle geçiyor bir günü. Sonuçta olan yine benin bedenime oluyor. Şeker hastalığıyla girdiğim bu savaştan yoruldum.
Şekerle ve tatlıyla girdiğim bu savaş bir gün değil bir ömürlük. Ne zaman nerede geleceği belli olmuyor. Öyle bir an geliyor ki, ummadığım bir anda bir hain gibi arkamdan vuruyor. Oysaki diyorum. Ben seninle savaşmayı öğrendim. Tekrar bu savaş niye? Anlayamıyorum.
Her şey ve bütün hissettiklerim birbirine öyle karıştı ki, bu yaşadıklarım gerçek değilmiş gibi geliyor. İki pişmanlık türü yüreğime girmiş, beni usulca pusuda bekliyor. Biri şekerli bir şey yediğim anda pişman oluşum, biri yemediğim anda. Bu nasıl bir şey anlayamadım.
Tarifi imkansız duygular, uykuya dalsa keşke içimde. Şimdi ben şeker hastalığımı sevmek ve sevilmek, şekerin adını, o tatlı güneş gibi parlayan yüzünü görmek, kapımı tekrar apansız çalmadan tanımak istiyorum.
Bana ızdırap çektirmeden, bazen güven vererek, korkmadan, herhangi bir şey olacak diye endişe duymadan diabetik çikolatamdan yemek ve sağlıklı insanlar gibi bende hayatı yaşamak istiyorum.
Yazan : Melodi AKÇAY
BİR ŞEKER HASTASININ YAŞAMI
Yayın Tarihi: 15 Aralık 2008 Pazartesi Saat: 8:30
Bu yazacağım hikaye gerçek bir yaşam öyküsüdür. Komşuma, şeker hastalığı teşhisi konulduğundan bu yana, neredeyse yaşamının tamamı bir şeylerden yoksun olarak geçmeye başladı. Hep bir şeylere özlem içerisinde kaldı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte insülin iğnesini vurmakla merhaba dedi hayata. Ardından bir şeyler yemeliydi ki, vücuduna verdiği insülin hormonu, yediği yiyeceklerle denge sağlasın. Bu yiyeceği şeyler, yaptığı insülinle doğru orantılı olmalıydı. Şekerini yükseltecek veya düşürecek gıdalar tüketmemeliydi. Yaşamak için dışarıdan aldığı insülin hormonuna muhtaçtı. Bu hormon onun yaşamasına ve hastalığının çok ilerlememsine yardımcı oluyordu.
Böylece başlıyordu, ilk sancısı. İnsanoğlu yiyecek ve içecekten ne kadar kısabilirdi ki kendini. Komşumda, hastalığından önceki yediği ve içtiği şeylerin hemen hemen hepsini yiyemez ve içemez oldu. Hayatta yaşama sebeplerinden bir tanesi daha gitmişti. İstediğini yiyip, içemediği için yavaş yavaş yaşamdan soyutlamaya başladı kendini.
Önceleri çok önemli olmayan şeyler, önemliydi artık onun için. İlk engelle karşılaşmıştı. Daha sonra, önüne çıkacağı engelleri bilmeden. Hayat, ona yaşarken öğretecekti. İleride daha ağırlaşacaktı şeker hastalığı.
Yaşamak istediklerini gönlünce yaşayamayacaktı. Çünkü, her an şekeri yükselip ya da düşecek endişesi duyacaktı. Böylece hayatın güzel yanlarını kaçıracaktı. Çünkü, bu hastalık onun fazla üzülmesine ve sıkıntı çekmesine yediklerinin yanında, daha da ön plana çıkaracaktı. Her üzüldüğünde normal olan şekeri, yükselecek veya düşecekti. Zamanla inişli, çıkışlı olan şekeri, komşumun vücudunda, yavaş yavaş değişik arazlar bırakmaya başlayacaktı.
Şeker hastasının sağlıklı beslenmesi ve yaşaması gerektiğini, onunla her gün karşılaştığımda ve onu dinlediğimde anladım. Üzüntüden, kederden uzak yaşamalıydı. Yiyeceğini de vücuduna göre ayarlayamazsa, şeker hastası üzüntüyle baş edemiyordu. İşte! Bu yüzden komşumda bazen öyle bir noktaya geliyordu ki, yaşamdan kopmak istiyordu. Kendi kendini sorgulamaya başlıyordu. Neden yiyemiyorum, içemiyorum. Bu böyle nereye kadar gidecek diye. Hayatın önümüze sunduğu birçok nimetlerden yararlanamamak, onu üzüyordu. Onunla konuşmalarımda her zaman bana anlattığı bir anektotu sizlerle paylaşmak istedim. Şekerli bir şey yiyemiyorum ve içemiyorum. Canım çikolata, dondurma, pasta, değişik tatlılar ve meyveler istiyor. Yemekleri doya doya yiyemiyorum. Değişik yemekler tadamıyorum. Meyvelerin hiçbirisini yiyemiyorum. Biraz yesem şekerim aniden çıkıp, düşebiliyor. Nefsim yiyecek konusunda bazen zayıfta kalıbiliyor. Bir türlü ayarlayamıyorum. Hiçbir şey yiyemiyorum. Ölçülü yemek yemekten sıkıldım. Hayatım tuzsuz ve yağsız yiyeceklerle. Şekerimi yükseltecek veya alçaltacak şeyleri yemek ve yememek arasında geçiyor. Şekerli gıdaları veya her türlü yiyeceği içeceği rahatça içebilen ve yiyen insanları gördüğüm anda özeniyorum. O an bir çocuk gibi oluyorum. Hayatım yarı aç geçiyor. Belki bilmesem bu yiyeceklerin tadını özenmezdim. Ama, biliyor ve özlüyorum diyordu.
Bu anlattıklarından dolayı, onun yanında şekerli pek bir şey yiyip içmemeye dikkat ediyordum. Ama, insan ne kadar kendini kısıtladıkça, o kadar zor durumla karşılaşıyordu. Misafirlere ikram edilmek üzere, evinde bulunan yiyeceklerden bana da ikram ettiği zamanlar oluyordu. Bazen; farkına varamadığım zamanlarda, komşumun karşısında bu yiyeceklerden yiyor ve içiyordum. O anki yüz ifadesi, yüreğimi yaralıyordu. Yaptığım hatanın farkına vararak, ortamı toparlamaya çalışsam da, onun gözlerindeki hüznü ve yutkunduğunu görünce kendime çok kızıyordum. O an, bana hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ama, ben onun bakışlarından alacağım dersi alıyordum. Çok üzülüyordum.
Duyduğum birçok şeker hastası var. Fakat, çoğu komşum gibi, ağır şeker hastalığına sahip değil. Herkesin bünyesinde farklı farklı belirtiler gösteriyor. Çoğu istediğini yiyip, içebiliyor. Komşum ne kadar bu hastalıktan kendini korumaya çalışsa da, sakınan göze çöp batarmış misali, etkileri hızla büyüyerek kendini gösteriyor. Ve bu şeker hastalığı, vücudundaki diğer organları da tahrip etmeye başladı. Bu yüzden komşum bazen çıkmazlara girip, umudunu iyice yitirmek üzere. Her gün şeker hastalığının vücuduna getirdiği olumsuz etkilerle, umudunu kaybetmeden baş etmek istiyor. Ama; bu hastalığa yenik düştüğü zamanlarda da, tüm umutlarını kaybedebiliyor. Bu hastalık çok zor bir hastalık, bununla birlikte yaşamını devam ettiren bireyler yok değil. Ama, dediğim gibi, her bünyede farklı etkiler gösteriyor.
Yaşarken hayatın ve sağlığımızın kıymetini bilelim. Ve farkına varmadan yaptığımız davranışlar yüzünden, herhangi bir hastalığa sahip insanlara karşı, özendirici davranışlarda bulmamaya çalışalım. Tüm hastalara geçmiş olsun der ve acil şifalar dilerim.