FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK

Hayallerin hayal, umutların umut olmadığı bir sahil kenarındaki büyüklü, küçüklü kayaların üzerine oturdum. Hırçın esen, yüzüme çarpan rüzgarla savaşıyorum. Sırılsıklam olmuşum yükselip alçalan dalgalarla boğuşuyorum.
Fırtınadan önceki sessizliği yaşıyorum. Film şeridi gibi dizildi anılarım gözümün önüne. İçimdeki bu sessizlik, bu suskunluk hiç hayra alamet değil, korkuyorum.
Birden ellibeş yıllık hayatımdaki ilk hüsran sahnesiyle karşılaşıyorum. Ve perde açılıyor. Göz göze geliyorum yaşanmışlıkların derin izler bırakan acılarıyla. Tekrar farkına varıyorum. İçimde birikmişliklerin acısı gömüldüğü yerden, anılarımdan gün yüzüne çıkıyor.
İlk yürek yangınım, ilk hayallerimin suya gömülüşü, ilk umutlarımın beni apansız terk edişi ve gençliğimin solan yüzü karşı karşıya duruyor. İlk, baharın gelişini hissedememem, kuşların cıvıldaşmalarını duyamamam, sımsıkı tuttuğum çocukluğumun elimi ilk bırakışı, hüzün rüzgarlarıyla savrulup hüsrana yelken açacağım ilk yolculuğum. İşte! Hayatın ilk ve güçlü sahnesi yeniden başlıyor.
Birden gökyüzünü gri bulutlar kaplıyor. Hava alacakaranlık. Üşüyorum. Kapandığını, solup gittiğini sandığım anılarımla tekrardan yüzleşmek, benim bu hayat savaşında yeni ufuklara merhaba diyemeyişimin habercisiymiş. Yıllarca bitmeyecek hüsran sahnesinde aynı rolü oynamam.
İşte! o gün kendimle ilk kavgam, ilk keşkelerim, kadere ilk isyanım,
Hayallerimin beni ilk terk edişi
Polyannacılık oynamaktan ilk vazgeçişim
Pembe panjurlu evlerin olmayışına ilk inanışım
Külkedisinin Sindirella olmayışı
Alice’nin hiç harikalar diyarında olmayışı
Süperman diye bir kahramanın gerçekte olmayışı
Noel babanın bacadan giremeyeceğine ilk inanışım.
Beni terk etmeyecek sandığım çocukluk saflığımı ilk kaybedişim. Ve böylece hayatın ağlarına ilk takılışım. Ördükçe ördü hayat ağlarını üzerimde
İki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş sözüne ilk inanmayışım
Bir kuru ekmek, soğan yeter bana kelimelerinin sadece sözden ibaret oluşuna ilk inanışım
Yanıp küle dönen yüreklerin yeniden küllerinden doğuşuna ilk inanmayışım
Gerçek hayatın filmlerdeki gibi aynı mutlu sahneyle son bulmayışı
Hayallerimle yolculuğa çıkmak istediğim anda, yeryüzünden gökyüzüne kadar uzanan bir merdivenin ya da sarmaşığın olmayışına ilk inanışım
Şimdi yüreğimde ilk umutlarımı, ilk hayallerimi kaybettiğim zaman diliminle tekrardan buz gibi ıslak bir kayanın üzerinde, deli gibi esen lodos rüzgarları ile karşılaşmak, umutlarımı bir oluktan hızlıca akan yağmur sularının alması gibi bir şey
Çocukluğumun beni ilk terk edişi ile orta yaşım arasında sıkıştım kaldım. İçimdeki bu fırtınalar, bu sorgulamalar kasırgaya dönüşmek üzere.
Yıllarca kırmızı başlıklı kız masalına inandım durdum. Ama ne yazık ki ben hiç kırmızı başlıklı kız olamadım. Benim masalımda kırmızı başlıklı kız masalındaki gibi tek gerçek kurt idi. Tom ve Jerry gibi, hayatım hep bir kovalamaca içinde geçti. Bazen Jerry gibi bir peynir uğruna kendimi umutlarım için kaptırdım kafese.
Bir şeyler hep eksik kaldı. O çocukluğumun saflığı artık yoktu içimde. Bir kıvılcım, ufacık bir mutluluk yeterdi mutlu olmaya. Hayaller, düşler ve umutlar çizgi filmlerle masallarla yol alırdı gerçeğini sonradan göreceğim hayata doğru.
Kendimden korkuyorum. Rest çektim artık hüsran dolu bu hayat sahnesine. Ya bir gün hayat, ansızın bir gece yarısı çocuk saflığımla dolu umutlarımı geri getirecekti ya da tamamıyla benden vazgeçecekti.
Umutsuzlukla, inançsızlıkla ve hayal kırıklığıyla yan yana yürümekten yoruldum. İnandığım her şeyin bir anda Sindirella’nın bal kabağı arabasının saat gece yarısı oniki’yi vurduğu zaman tekrardan bal kabağına dönüşmesi misali, bir deniz kenarında dalgalarla birlikte fırtınadan öncesindeki sessizliği yaşarken korkuyordum.
Yazan : Melodi AKÇAY
Reklam :