Reklam :
- Merhaba adım Petra.
Şaşırmıştım.
- Hiçbir zaman yolun sonu görülmez. Ama sen yolun sonunu görecekmişsin gibi yaşa dedi .
Sonra bana – Daha önce hiç denize çıktın mı Pınar? Diye sordu. Hayır cevabını verdim.
Genellikle süs eşya satışını bitirdikten sonra onunla balık tutmaya çıkıyor, demirlediğimiz teknesinden buz gibi sulara atlayarak yüzüyorduk. Eğlence ve neşe doluydu Denizkızı Petra. Denize balık tutmaya gitmediği günlerde, hiç durmadan Malaga’yı baştan sona geziyor; insanlarla rahat bir iletişim kurabiliyordum. Denizkızı Petra hayatım için iyi bir deneyimdi.
Babamın ilk cümlesi
Reklam :
MALAGALI DENİZKIZI PETRA

Malaga’ya geldiğimden itibaren hoşuma gitmeyen bir tek özelliğim vardı. İnsanlarla fazla diyalog kurabilen bir yapıya sahip değildim.
Malaga; İspanya’nın Endülüs bölgesinin güneyinde yer alan bir liman şehriydi. Akdeniz insanı olarak sıcakkanlı bir yapım olması gerektiği ve bu sıcak şehre geldiğim halde ruhumda sıcak duygulardan eser yoktu. Oysa resimlerinden çok etkilendiğim İspanyol Ressam Pablo Picasso’nun doğum yeri olan Malaga’daydım ve ben mutlu değildim.
Günlerim okulla ev arasında geçiyordu. Kendime bir tek yapabileceğim uğraş bulamamıştım. Zevksiz biri olmadığımı biliyordum. Fakat ne yazık ki, Malaga da hiçbir şeyden hoşnut olmayan, tam bir zevksizlik abidesine dönüşmüştü ruhum.
Yavaş yavaş kendi içime dönük bir yapı hakim olmaya başladı üzerimde. Bu durum benim için gittikçe zorlaşıyor; işin içinden çıkılamaz bir hal alıyordu. Malaga ya geleli bir sene geçmişti aradan; ama ben, Malaga daki bir seneme geri dönüp bakınca, yeterince mutlu olmadığımı görüyordum.
İşte o gün! Malagalı Denizkızı Petra’ya ilk rastlayışım. Muhteşem güzelliği ve son derece doğal haliyle karşımda duruyordu. Okul çıkışı yine arkadaşlarımla gitmeyi tercih etmemiş deniz kenarında gezerken, el işi, boncuk işlemeli ve deniz kabuğundan yapılmış süs eşyaları yapıp satan genç bir kıza rastladım. Boncuk ve süslemelerini görünce, yüreğim o tarafa doğru bir anda bedenimin harekete geçmesini sağladı.
Bu rastlayış, yıllarca sürecek olan bir dostluğun başlangıcı olacaktı. Malagalı Denizkızı Petra ile ilk göz göze geldiğimde sanki dünyanın en güzel limanına demir atmışım gibi hissettim. Bakışları yüreğimin içinde dolaşıyor, bir mücevher gibi parlıyordu. Sanırım; onunla olan dostluğumuzda bana bu ilk bakışları etkili olmuştu. Malaga’ya geliş nedenimi ve burada huzursuzluk içerisinde geçirdiğim günlerimi bir an aklımdan silip alıverdi.
Tezgahında gümüş renginde boncukla işlenmiş bir yüzük görmüştüm. Güneş tam tepedeyken ışıltılı bir şekilde yüzük parlıyordu.
- Buyurun hanımefendi, Hoş geldiniz dedi elini uzatarak.
Sağ elinin üzerinde kırmızı bir gül dövmesi vardı. Dikkatimi çekmişti. Çılgın birisi olsa gerek diye düşündüm. Daha ilk karşılaşmamızda bana elini uzatmış ve hiç tanımadığı beni selamlamıştı. Sıcak ilgisi ve samimi davranışları hoşuma gitmişti. Gümüş rengindeki yüzüğün fiyatını sordum. Kısık bir sesle bana “ 3 EURO” dedi. Bir yüzük, o andan itibaren bizi birleştirmişti.
- Merhaba adım Petra.
- Pınar.
Memnuniyetimizi belirttikten sonra, aramızda kısa bir sohbet başladı. Yavaş yavaş ikimizde hayat hikayemizi anlatmaya başladık.
Denizkızı Petra, bir anda hayat hikayemi anlatmaktan nefret ederim. Çünkü, geride bıraktığım anılar senin ilgini çekecek kadar eğlenceli değil deyiverdi. Bana anlatmaktan dolayı bir kuşku taşımıyordu içinde. Bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Sadece, geleceğe bakan bir yapıya sahipti. Meraklanmıştım. Anlatacaklarını merak ediyordum. Her ikimizde, hayattan yanımıza aldığımız kadar mutsuzluklarla geziyor; çantalarımızda geleceğe dair güzel umutlarımızı taşıyorduk.
Gözleri hiç kıpırdamadan denize doğru bakarak;
- Annemle birlikte yaşıyorum. Şu hayatta, elimde sadece annem kaldı. Ona ve kendime bakabilmek adına denizde balıkçılık yapıyor ve süs eşyalarını satarak geçimimi sağlıyorum demişti.
Şaşırmıştım.
- Sen ve balıkçılık ha! İlginç!
- Ne var balıkçılık erkek mesleğimi sanıyorsun dedi gülümseyerek. Çoğu erkekten daha iyi balıkçılık yapıyorum. Üç senedir artık alıştım. Balık tutma konusunda en ufak bir problem bile yaşamıyorum dedi.
Sonra, beni merak etmiş ve içimdeki hüznü anlamış olacak gibi bana;
- Sen niye buralarda yalnız başına dolaşıyorsun? Peki! ben sana nasıl yardım edebilirim? dedi bir anda
Tam konuşmak üzereyken kendinden gayet emin bir ses tonuyla;
- Hayatın seni içine almasını istiyorsan, hayatı uzaktan seyretmeyecek, hayatın içine gireceksin dedi bilmiş bir tavırla.
Hoş bir söz söylemişti. Etkilenmiştim. Malaga’daydım ve ben hala bu şehrin bir gün bile tadını çıkarmadan yaşıyordum. Denizkızı Petra, ellerimden sımsıkı tutarak konuşmasına devam etti.
- Hiçbir zaman yolun sonu görülmez. Ama sen yolun sonunu görecekmişsin gibi yaşa dedi .
Petra’nın söylediklerini gözlerimin önünde canlandırmaya çalışıyor; nasıl yaşayabileceğimin kısa bir hesabını tasarlıyordum kafamda.
Sonra, gözlerindeki parlayan ışıltı bir anda gitti ve
- Neyse boş ver! Ben zaman zaman kendimi yakın hissettiğim kişilere böyle konuşurum. Söylediklerimi fazla önemseme! Çünkü hayat, o kadar da fazla önemsenecek kadar zor değil diyerek, yaşadıklarını bir anda unutuvermiş gibi sildi.
Oysaki Petra, Malaga da gideceğim yolu bulmam için, içimde çoktandır hapsolan duygularımı özgür bırakmıştı söyledikleriyle. Bunu nasıl yapmış? Nasıl başarmıştı anlayamıyordum. O günden sonra kesinlikle emin olduğum iki şey vardı ki, Biri Petra benim için artık Denizkızı Petra olacaktı. Onun sayesinde Malaga daki insanlarla sosyal bir diyalog içerisinde olabilecektim.
Ertesi gün okula gitmedim. Kendime yeni kıyafetler almak için alışverişe çıktım. Denizkızı Petra’yada, beni Malaga da mutlu kılan tek insan olduğu için hediye aldım. Geçmiş geçmişte kalmıştır, ileriye bakacaksın sözünü hatırlattığı için.
Bir anda duygularım yeni duygularımla tanıştı. Hoşnutsuzluk yaşadığım duygulardan yüreğimde eser yoktu. Denizkızı Petra’ya tekrar geri geleceğim diye söz vermiştim.
Ertesi gün hava kararmaya başladığı bir sırada deniz kenarına vardım. Denizkızı Petra yı süs eşyalarını toparlar, küçük teknesiyle balığa çıkarken yakaladım.
- Merhaba Petra! Bende peşinden denize geliyorum. Nedenini sorma, bilmiyorum dedim.
Petra – İyi oyalanma o zaman elindekileri hemen tekneye koy ve bin dedi.
Teknesine bindiğim andan itibaren beni rahat ettirme konusunda oldukça titiz davranıyordu. Tekne hala güneşten dolayı sıcaktı. Her yer balık kokuyordu. Balık kokusundan midem bulanmaya başlamıştı ki, Denizkızı Petra
- Al! İç! Bu iyi gelir diyerek bir meyve suyu uzattı.
Sonra bana – Daha önce hiç denize çıktın mı Pınar? Diye sordu. Hayır cevabını verdim.
- O zaman başını fazla sağa sola çevirme! Başın daha çok döner dedi bu durumdan emince.
Bir yandan tekneyi kullanıyor; diğer yandan benimle sohbet ediyordu. Ondaki cesaret beni etkilemişti. İçimden eğer güzel bir fırsat karşısına çıksaydı; eminim ki, çok daha iyi yerlerde ve başarılı olabilirdi diye düşündüm.
Petra’ya hem güzel , hem de cesaretlisin dedim. Petra birden bana;
- Cesaret mi? Hayır Pınar! Benim yaptığım cesaret değil! Yaşamak için hayatı tanımak ve başarmak dedi.
Aklımdan geçen soruya cevap vermişti. Denizkızı Petra başardığını düşünüyor ve yaptığı işten dolayı mutluluk duyuyordu. Petra için başarı mutluluk demekti.
Denizkızı Petra’nın hayata dair düşündükleri, benim Malaga daki geleceğimi çizmem için iyi bir yol oluyordu. Neredeyse artık her gün Petra ile buluşur olmuştuk. Aramızdaki arkadaşlık dostluğa dönüşmüş, ruhsal ve düşünsel olarak birbirimizle bağlantı kuruyorduk. Denizkızı Petra ile birlikteyken haz almama duygusunu tamamıyla yitirmiştim.
Genellikle süs eşya satışını bitirdikten sonra onunla balık tutmaya çıkıyor, demirlediğimiz teknesinden buz gibi sulara atlayarak yüzüyorduk. Eğlence ve neşe doluydu Denizkızı Petra. Denize balık tutmaya gitmediği günlerde, hiç durmadan Malaga’yı baştan sona geziyor; insanlarla rahat bir iletişim kurabiliyordum. Denizkızı Petra hayatım için iyi bir deneyimdi.
Okul çıkışları bazen, annesi Margo rahatsızlandığı zaman, süs eşya sattığı tezgahında ben satış yapar; o gün kazandığım paraları ona teslim ederken yüzündeki sevinci görürdüm.
Denizkızı Petra ile tanışmamızın üzerinden bir yıl geçmişti.
- Bir gün bana yarın akşam en güzel kıyafetlerini giy ve bize gel! Seni bir yere götürmek istiyorum; üstüne de fazla soru sorma diyerek beni meraklandırmıştı.
O geceyi heyecan ve merak içerisinde geçirdim. Ertesi gün en şık kıyafetlerimi giyip, makyajımı da yaptıktan sonra Denizkızı Petra’nın evine gittim.
Benim can dostum, güzel Petra’m! Tam karşımda alımlı bir hanımefendi olarak duruyordu. Balıkçı kızı Petra’dan eser yoktu. Şık, nezih ve seçkin insanların olduğu bir eğlence mekanına götürdü beni. İkimizde o gece şahaneydik. Petra, arkadaşlığımız boyunca bana hiç belli etmedi ama; ona arkadaşlığımdan ve bazı günler onun yerine satış yapmamdan dolayı, beni böyle ara ara eğlencelere götürüyordu. Fakat bu seferki, ona bayağı pahalıya patlayacaktı.
Zil, şal ve güllerin diyarı Endülüs’ün izlerini taşıyan bu eğlence mekanında, bütün gece neredeyse sabaha kadar eğlendik. Uykumuzun geldiğini bile anlamıyorduk. Uzun zamandır ikimizin de hayatında böyle bir eğlenceye ihtiyacı varmış, bunu o gece sabahın ilk ışıkları yaklaşınca anladık. Evlerimize ulaştığımızda yatağa girmeden önce telefonla “Oh!” Şimdi dünya daha da farklı demiştik.
Yine bir akşam teknesiyle denize balık tutmaya açılmış bir haldeyken, gökyüzündeki ay ve yıldızlar gri bulut tabakalarıyla kaplanmaya başladı. Ansızın şiddetli bir rüzgar çıktı. Denizkızı Petra,
- Pınar hemen gitmeliyiz! Fırtına çıkacak uzaklaşmalıyız diyor; var gücüyle dümene sarılıyordu. Rüzgar kıyıya yaklaşmak istedikçe teknesini dalgalara katarak, tekrar denize geri atıyordu. Bu durum bizim için gittikçe zor bir hal alıyordu. Panik yapmıştım. Denizkızı Petra bilinçli bir şekilde teknenin dümenini sağa sola çeviriyor; kıyıya varmaya çalışıyordu. Fakat, sonunda yapamayacağını anlayarak denizin ortasına doğru tekneyi geri manevrayla döndürdü. O gece ikimizde çok korkmuştuk. Bütün geceyi şiddetli lodos ve dalgalarla beraber denizde geçirmiş, yağan yağmurdan teknemiz su dolmuştu.
Bağırıyorduk; sesimizi duyan kimse yoktu. Denizkızı Petra bir anda bana
- Yeter artık sus! bağırma! Dedi kızgınlıkla şaşırmıştım. Dostluğumuzda bana karşı ilk yüksek ses tonuyla konuştuğunu duymuştum. Sonra gözlerini kapadı ve
- Özür dilerim. Başka bir zaman ve başka bir yerde olsa sana asla bağırmazdım. Beni affet! dedi.
O gece denizde hiç gözümüzü kırpmadan bir gece geçirdik. Ertesi sabah nihayet fırtına dindi ve deniz duruldu. Kıyıya geri döndüğümüzde Petra hafifçe başını salladı ve bu bizim için iyi bir tecrübe oldu değil mi? Diyerek üzerimdeki korkuyu atmaya çalıştı.
Denizkızı Petra ile, yıllar içerisinde yüreklerimiz ağzımıza getirecek kadar küçük küçük maceralar yaşadık. Bu olaydan iki yıl sonra, ben okuldan mezun oldum. Babam Malaga da ithalat ve ihracat üzerinde satış yapan bir şirkette çalışıyordu. Okulu iyi bir derece ile bitirmiş olmamdan dolayı, bir yıl sonra babamın çalıştığı şirkette kendime bir iş sahibi oldum.
Denizkızı Petra, bu arada ne boncuk işini, nede balıkçılık mesleğini bırakmıştı. Artık daha da büyümüş ve olgunlaşmıştık. Gereksinim duyduğumuz eğlenceler azalmıştı. İş hayatı beni yoruyor; yine mutlu olamıyordum. Eski günlerdeki memnunsuzluk fırtınaları beni yine esir almaya başlamıştı ki; bir gün babama bir yıl içerisinde biriktirdiğim paralarla küçük bir süs eşya satan dükkanı işletmek istediğimi söyledim.
Babamın ilk cümlesi
- İmkansız olamaz ! oldu.
- İnan bana başaracağım, Denizkızı Petra ile cevabımı vermiştim babama. Babam gözlerimin içerisine bakarak, neden yanımdan ayrılman gerekiyor anlamıyorum dedi ve sonra beni de dükkanınıza ortak yaparsanız neden olmasın diyerek konuyu kapattı.
Denizkızı Petra’ya bu fikrimi söylemeyecek, ona sürpriz yapacaktım. Altı ay kadar bu konuyu Petra’ya ağzımdan kaçıracağım diye hep tereddüt içerisinde yaşadım. Söyleyemedim. Altı ay geçene kadar çok sabrettim. Petra, bende değişikliklerin olduğunu ara ara fark ediyor; ama sorularını havada geçiştiriyordum.
Altı ay kadar sonra Denizkızı Petra isminde içerisinde boncuklarla süslenmiş, deniz kabukları, yüzük, kolye, bilezik, biblo, vazo gibi her türlü işlenmiş taşla dolu dükkanımızı açmak üzere Petra’nın yanına koştum. Altı aydır bilmeceli soruların cevabını artık öğrenme zamanı gelmişti. Yıllar öncesinde beni unutamayacağım bir eğlenceye götüren Petra’nın yüz ifadesini merak ediyordum. Hayatını artık yönlendirmesi gerekiyordu.
Elinden tuttuğum gibi Malaga sokaklarında dükkanımıza nefessiz varana kadar koştuk. Ben, adım adım yaklaşan sonu, Petra’nın düşüncesini merak ediyordum. Bu sürprizimi unutmamalıydı. Nihayet dükkanın sokağına ulaştık. İçimde harika duygular vardı. Keyifli ve heyecanlıydım. Petra’nında dükkanımızı gördüğünde öyle hissetmesini istiyordum.
Tam sokağın köşesindeyken Petra dur! Sana bir teklifim var. Benimle her şeye yeniden başlamaya ne dersin? Diyerek yüzünü “Denizkızı Petra” yazılı küçük dükkanımıza çevirdim. Petra bir ismi yazılı dükkana bakıyor, bir de bana bakıyor; böyle bir sürpriz yapacağın hiç aklıma gelmemişti. Demek benim adıma dükkan açtın diyordu sevinçle.
- Hayır Petra! Senin ve benim dükkanım! Unutmadan babamın da onun emeği yok değil! Onun yardımı olmadan böyle bir işe kalkışamazdım. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değilmiş diyerek, ona; onun hayata bakış açısıyla cevap verdim.
Sonra, dükkanımızın tam önünde kolaylıkla ağzından çıkarabileceği kelimeleri hatırlamakta zorluk çekiyormuşçasına kekeliyordu.
- Altı ay boyunca beni oyaladın. Oysaki ben Malaga dan ayrılmaya kararlı olduğunu düşünüyordum demiş ve bir öğlen vakti neşe içerisinde adım attığımız Denizkızı Petra ismindeki süs eşyası sattığımız dükkanımızdan, aradan yedi yıl geçti ve biz hala aynı adımları atarak işletmeye devam ediyoruz.
Yazan : Melodi AKÇAY
Reklam :