
1985 kışının bir Çarşamba günü saat 15.15 treni ile Beydağı kasabasından teyzelerinin çiftliğine gitmek üzere yola çıkan Zeynep, saat 19. 45’te Erenler kasabası tren istasyonunda oldu.
Kuzeydoğudan esen poyraz rüzgarları havanın sıcaklığını epey düşürmüştü. Tren istasyonunda onu almaya gelecek olan teyzesinin oğlu Kemal’i beklerken üşüyordu. Kemal biraz gecikmişti. Tren Kemal’le buluşma saatlerinden 20 dakika önce istasyonda olmuştu. Tren istasyonu teyzelerinin yaşadığı çiftliğe epeyce uzaktaydı. Erenler kasabasına uzun zamandır görmediği teyzesini ziyarete gelen Zeynep, Kemali beklerken soğuktan kımıldayamıyor, elleriyle kendini ısıtmaya çalışıyordu. Bu kadar soğuğa alışık değildi.
Erenler kasabasına yılın ilk karı düşmek üzereydi. Kemal bir türlü gelmiyordu. Soğuktan neredeyse donmak üzereydi. Kemali beklerken “ömrümün en uzun gecesiydi bu” diye düşünmeden edemiyordu. Gecenin karanlığını yırtarcasına aydınlatan araba farlarıyla Kemal göründü. Çok üşümüş olan Zeynep’in elinden bavullarını alan Kemal ile Zeynep merhabalaştıktan sonra, çiftlik evine doğru yola çıktılar. Kar gökyüzünden inci taneleri gibi yağıyordu. Soğuktan üşüyen Zeynep; ağzını dahi açacak, konuşacak durumda değildi. Çiftliğe varana kadar arabada sessizlik hüküm sürdü. Birbirini fazla tanımayan bu iki yeğen arasında konuşacak pek fazla bir şeyde yoktu. Çiftliğe vardıklarında teyzesi Melahat Hanım Zeynep’i sımsıcak karşıladı. – Hoş geldin Zeynep. Değişmişsin.
Uzun zamandır birbirleriyle görüşmemişlerdi. Zeynep yumuşak bir ses tonuyla karşılık verdi. – Hoş bulduk teyzeciğim. – Haydi gel içeri girelim.
Eve girdiklerinde uzun yıllar görüşmemiş olduklarından dolayı hemen sohbete koyuldular. Zeynep uzun yolculuktan ve soğuktan dolayı yorulmuştu.
– Biraz dinlenmek istiyorum teyze dedi.
Melahat Hanım ona kalacağı odayı gösterdi. Mutfağa bir fincan çay almaya giden teyzesi, geri döndüğünde onu yatağında uyurken buldu. Rahatsız etmeden odanın kapısını yavaşça çekerek dinlenmesini sağladı. Nede olsa üç hafta boyunca birbirlerini yeniden tanımaları için yorgun olmamaları gerekiyordu.
Zeynep ertesi sabah uyandığında her taraf karla kaplanmıştı. Pencereden bakınca karlar içerisindeki o harika doğa manzarasıyla karşılaştı. Karda bahçede gezinen tavuklara yem veren bir bayanın olduğunu fark etti. Çalışanlardan biri olduğunu düşündü. Aşağıya indiğinde kahvaltı sofrası hazırlanmış, sobanın üzerinde çaydanlıktan çıkan buharın sesi bir müzik seremonisini andırıyordu. Teyzesinin oğlu Kemal hafif kirli sakallı, kahverengi gözleriyle, sert bakışlı pek konuşmayı sevmeyen yağız bir delikanlıydı.
Zeynep’e dönerek – Yürümeyi sever misin? Diye sordu. – Çok severim.
- O zaman kahvaltımızı yaptıktan sonra önce çiftliği gezeriz. Sonrada seni bir yere götürmek istiyorum. Gerçi yaz gününde oraya gitsek daha iyi olurdu ama, şimdi bu mevsimde de güzeldir orası.
- Benim için değişiklik olur Kemal.
Kahvaltılarını kısa ve kesik konuşmalarla yapan iki yeğen çiftliği dolaştıktan sonra, karlar üzerinde çiftliğin yan tarafında bulunan dar yoldan aşağıya doru inmeye başladılar.
- Nereye gidiyoruz Kemal?
- Muhteşem güzelliklerin olduğu yere.
Kar bu dar yolda rahatça yürümelerine imkan vermiyordu. Yol boyunca pek fazla sohbet edecek ortak noktaları da yoktu. Zeynep etrafı seyredip bu güzel görüntüyü kaçırmak istemiyordu. Etrafta çam ağaçlarına kar kuşları konmuş günlük serenatlarını yapıyorlardı.
- Daha gelmedik mi Kemal?
- 30 metre sonra. Bu kadar çabuk pes etme.
- Yok pes etmek değil. Merak dedi.
- Ben buraya her zaman gelirim. İçimdekileri burada haykırıyorum. Doğanın sesini burada dinliyorum. Bumerang misali her şey bana geri dönüyor. Hatırlamıyor musun? Küçükken birkaç sefer seninle de gelmiştik.
- Hayır, hatırlamıyorum.
- Öyleyse Zeynep, anılarının tazelenme vakti.
En sonunda oraya vardılar: Kemal koca bir taşın üzerine oturdu.
– Bak Zeynep burası Yankı Vadisi. İşte sana göstermek istediğim yer.
- Zeynep bu eşsiz manzara karşısında etkilenmişti. – Çok güzel. Harika bir yer burası.
- Sen, birde yaz mevsiminde gör burasını. O zaman daha bir hayran kalırsın.
Birbirini fazla tanımayan bu iki yeğeni Yankı Vadisi bir anda birleştirmişti. Konuşmaları gittikçe çoğalıyordu. Birbirlerine sorular soruyor, neleri sevip, nelerden hoşlandıklarını öğreniyorlardı. Kemal yankı vadisinin sessizliğine hayrandı. Yalnız kalmak istediği anlarda kendini buraya atıyordu. Bu arada iki yeğen bağırıyor, seslerinin yankısı geri dönerken gülüşüyorlardı. Mutlu olmuştu iki yeğen.
Zeynep biraz üşümüştü. Geri dönüş yoluna koyulmuşlardı ki, ağaçların arasından bir ses duyuldu. Kemal – Kim var orada? Cevap gelmiyordu. Tekrar sordu. – Kim var orada?
– Benim Ali. - Sen miydin? Gelsen buraya.
Ali, Kemalin çocukluk arkadaşıydı. Patika yolundan kasabaya gitmek üzere yola çıkan Ali, onları yankı vadisinde görmüş ve Kemalin yanındaki Zeynep’i merak etmişti. Fakat, rahatsız etme düşüncesine kapıldığı için yanlarına gelememişti.
Ali içine kapanık, sessiz, saygılı bir genç delikanlıydı. Yavaş adımlarla yanlarına geldi. – Merhaba Kemal
- Merhaba Ali. Sizi tanıştırayım teyzemin kızı Zeynep.
Utangaç bir tavırla başını kaldıran Ali Zeynep’le bir an göz göze geldi. Ve merhaba der gibi onu selamladı. Zeynep yeni tanıştığı bu genç delikanlının davranışlarında bir sıkılganlık, çekingenlik fark etti. Fakat, Ali’nin yeşil gözleri karşısında kilitlenmişti.
Zeynep iyice üşümeye başladı. Ellerini ovuşturuyor, ürpermesine engel olamıyordu. Yol boyunca giderlerken Ali ile Kemal sohbet ediyor, Zeynep bu konuşmaların dışında kalıyordu. Dikkatini çekmişti Zeynep’in Ali, konuşmaları kibar ve nazikti. Konuşacağı kelimelere dikkat ediyordu. Arada bir iki arkadaş şakalaşıyor, fakat Ali yanlarında bir bayan olduğu için kelimelerini özenle seçiyordu.
Zeynep o günden sonra Ali ile ilgili değişik düşüncelere kapılmaya, içinde aşk kıvılcımlarının oluşmaya başladığının farkına vardı. Ali’yi tekrar göreceği günü sabırsızlıkla bekliyordu. Kemalden onların yan çiftlikte oturduklarını öğrenmişti. Teyzelerinin ilgisini çekmeden çiftliğin bahçesinde dolaşıyor, onu görebilmek umuduyla bekliyordu. İki gün boyunca Ali ile karşılaşmadı, üzülüyordu.
Yine onu görmek istediği bir gün bahçede dolaşırken, izleniyormuş gibi garip bir duyguya kapıldı. Evet: Ali hayvanların bağlı olduğu ahırın köşesinden onu izliyordu. Zeynep yanılmamıştı. Tedirgin oldu. Fakat o tarafa baktığında etrafta kimseyi göremedi. Geleli birkaç gün olmuştu. O günden sonra Ali ortalıklarda görünmemişti. Zeynep günde birkaç defa çiftliğin bahçesine çıkıyor, Alilerin çiftliğine doğru yürüyüş yapıyordu. Sık sık dışarıya çıkması teyzesinin gözünden kaçmamıştı. Zeynep’in tuhaf hareketleri, bir ses duyduğunda bahçeye bir anda fırlamaları gözden kaçmayacak kadar çoğalmıştı.
Teyzesi onun hep aynı yere doğru yürüyüş yaptığının Ali ile bir bağlantısı olabileceğini anladı. Zeynep bahçedeyken teyzesi bir anda yanında beliriverdi.
- Bugün hava çok güzel değil mi Zeynep?
- Evet teyzeciğim. Buraları çok güzel. Güzel bir tatil olacak benim için.
- Biliyor musun Zeynep? Metin Bey’le Sevim hanımların at çiftliği burası. Oğulları Ali iyi bir at binicisi ve bakıcısıdır. Atlar ile büyümüştür diyerek Zeynep’in düşüncelerini yoklamaya çalışıyordu.
Zeynep teyzesinin bir şeyler fark etmiş olacağını hisseder gibi oldu. Ve
– Ali ile ilk gün yankı vadisinde tanışmıştık. Sessiz, kibar bir çocuktu. Atları seviyor demek.
- Ne diyorsun sen Zeynep. Onun bütün hayatı atlardır. Pek arkadaşıda yoktur. Gerçi bu kasabada pek az genç yaşta insan bulunur.
Teyze ile yeğen birbirlerine sarılarak eve geri döndüler. Zeynep bundan sonra atacağı adımlara dikkat edecekti. Ertesi gün dışarıya çıkmadı. Evin içerisinde çalışan kadınlarla birlikte kışlık bazı yiyecekler hazırlamalarına yardım etti.
hikayenin devamı
Yazan : Melodi AKÇAY
Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Son Yorumlar