BAYRAM ZİYARETLERİ

ANILAR, DÜŞÜNCELERİM, GENEL, KÖŞE YAZISI Yorum Yok »

Bayram geliyor ve şimdiki çocuklara üzülüyorum. Nerede o eski bayramlar? Nerede o eski komşuluk ilişkileri? Nerede bizlerin çocukluğunda bir elini sevgiyle uzatan, diğer elinde şekerliği ile ikramda bulunan büyükler? Çok az kaldılar değil mi?

Şimdi kapıyı çalıp, “el öpmeye geldik, bayramınız mübarek olsun” diyerek kutlayan çocuk sayısı da çok az. Çocuklar gelse bile kapıyı açan, bayramlaşmak isteyen, çocuklara verilen birkaç kuruş para ve birkaç şekerle gözlerindeki mutluluğu görmek isteyen insan sayısı da neredeyse hiç kalmadı.

Bayramın ilk sabahı yollarda, sokak aralarında eskisi gibi ne insanlar, ne çocuklar var. Tek tük insan, sadece adet yerini bulsun diye bayramlaşmaya gidiyor.

Oysa eskiden öylemiydi. Sokaklar cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile geçilmez, konu komşu bile birbirine bayramlaşmaya giderdi. Şimdi ise bunların çoğu tarih oldu.

Yine bir bayram geliyor hayatımıza.
Her bayram biz büyüklere çocukluğunu, küçüklere de çikolata, şeker ve parayı hatırlatır bayram sabahında. Unutmadan söyleyim, bir de “Barış Manço”yu ve “bugün bayram erken kalkın çocuklar, giyelim en güzel giysileri. Elimizde taze kır çiçekleri; üzmeyelim bugün annemizi”. Nur İçinde Yat Barış Abi! Kim unutulabilir ki seni ve bu şarkını; dolayısıyla bayramı.

Bayram sabahı en güzel kıyafetler giyinir, gran tuvalet fiyakalı bir şekilde annelerimiz tarafından süslenen o zamanın biz çocukları, aile eşrafıyla akraba ile bayramlaştıktan sonra mahallede ve hatta mahalle dışında tanımadık insanlara gider ellerini öperdik; birkaç şeker ve birkaç lira uğruna.

Çocuklar hep bayram gelsin diye bekler. Bende beklerdim. Çocukluk aklı işte. Şimdi büyüdük ve o çocukların yüreklerinde neler hissettiklerini çok iyi anlayabiliyorum.

Ailelerimiz bayramlaşmayı, bayram gelenek ve göreneklerini öğrenelim diye bizleri bayram ziyaretlerine götürür, onlardan ayrıldığımız zaman sırf para ve güzel şekerler uğruna el öpmeye giderdik. Oralardan topladığımız paralarla gönlümüzce eğlenirdik lunaparkta.

Beğenmediğimiz şekerler olursa yemez; her çocuğun elinde kocaman içi beğenilmeyen şekerlerle dolu bir plastik torba ile kapı kapı dolaşır, o şekerleri eve getirirdik. Bir öbek bayram şekeri olurdu evlerimiz. Bayram bitince de eve alınan şekerlerde biterdi. Sonra, o beğenmediğimiz şekerlere gelirdi sıra ve oturur biz güzel afiyetle yerdik.

Bazı büyükler her sene aynı şekeri alırlar, bu sene belki şekerlerini değiştirmişlerdir diye onlara yine giderdik el öpmeye. Ama nafile yine aynı manzarayla karşılaşırdık. Bazılarının oturmuş gelenekleri vardı. İnatla değiştirmezlerdi. Bazı büyüklerde durumları iyi olduğu halde para vermezler; durumu müsait olmayan büyüklerimiz gönüllerinden geçen ve bizleri sevindirmeye yetecek olan paraları verirlerdi.

Sırf bu yüzdendir tanıdığım veya tanımadığım çocuklara en iyi şekerleri, çikolataları alırım. Bayram sabahı evimin kapısını çaldıkları an onların telaşlı, utangaç, ama bir o kadar da bakışlarından cinlik akan ve acaba bu bayan bize nasıl şekerler, ne kadar para verecek diye içlerinden geçenleri düşünür ve yüzlerindeki mutluluğu görmek isterim. Onlarla birlikte küçüklüğüme o yıllara geri dönerim.

Hiç unutmuyorum. Bir Ayşe Hanım Teyze vardı komşumuz. Bugün Nur İçinde Yatsın. Ne zaman ailemle bayramlaşmaya ona gitsek, tertemiz ütülü bir beyaz mendilin içinde bir miktar para muhakkak bana verilirdi. Şimdi bayram sabahları eski büyükleri hatırlamam için yeterlidir bana

Oysa şimdi günümüzde bu güzel bayramları yaşamış olan biz büyüklerin çoğunun bayram ziyaretleri için sebebi olmakta. Bunu bir güzellik ve mutluluk olarak görmüyor, bir an önce yapılması gereken, zoraki bir görevmiş ve sıradan çıksın diye bakıyoruz; elimizde bir kutu süslenmiş çikolata ve şekerle birlikte, beş dakika bile olmayan ziyaretlerle.

Bu durum ne kadar acı. Sanırım ki gerçekten yürekten bayramlaşmak isteyen insan sayısı azaldı. Bu gidişle daha da azalacak gibi duruyor.

Herkesin şimdiden Ramazan ve Kurban Bayramını kutlar. İleride bayramlarla ilgili hatırlayabileceğiniz güzel anılarınız olması dileğiyle! İyi Bayramlar Dilerim…

Yazan : Melodi AKÇAY

RIHTIM CADDESİ ON NUMARALI EV 1.Bölüm

GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

Arjantin Buenos Aires’in yaklaşık 1700 km güney batısında yer alan San Carlos De Bariloche şehrinin rıhtım caddesindeki on numaralı ev, yeni sahiplerini karşılamak üzere hazırdır.

Bariloche, Arjantin’in Şili yakınlarındaki Patagonya Nahuel Huapi gölü kıyısına kurulmuş, şirin, ılıman iklime sahip, çikolatasıyla, su sporları ve kayak merkezleriyle ünlü turizm şehridir.

Rıhtım caddesi on numaralı ev, Nahuel Huapi gölüne ve arka bahçesine bakan genişçe iki balkonu, pembe boyalı duvarları ve oniki büyük odasıyla, yeni sahiplerine güzel bir hayat yaşatmak için, onların gelmesini sessizce beklemektedir.

Buenos Aires’te Maria adında kırküç yaşındaki bir kadın, dört çocuğuyla birlikte bir güne varmadan Bariloche’ye doğru son hazırlıklarını yapmaktadır. Yıllardır onu ve dört çocuğunu başka bir kadın için terk edip giden kocasından acı dolu hatıralarla geriye kalan evini ve bütün mal varlığını satarak Bariloche rıhtım caddesi on numaralı eve doğru yola çıkmak üzere hazırlıklarını tamamlar.

Hüzünle dolu bütün geçmişini değiştirmek üzere oğulları Martin, Pascal, Carlos ve kızı Alora ile öğleden sonra on numaralı eve doğru yola çıkar. Son bir kez Buenos Aires’teki hayatına geri dönüp baktığında yüreğinde bu eve dair sadece çabaladığını ve bir şeyleri değiştiremediğini, hayallerinin dalgalar arasında çırpınışlarını ve boğuluşlarını görür. Yıllarca karşılık bulamadığı, bir savaş halinde olduğu duygularına elveda diyerek oradan ayrılır.

Yaklaşık bir günlük uzun bir yolculuktan sonra, gece sona erip sabah olana dek hiçbir zaman cesaret edemediği şeyleri gerçekleştirmek üzere, bambaşka bir kadına bürünür. Artık, kendinden daha emindir. Nihayet ertesi gün öğleden sonra Bariloche, Rıhtım caddesi on numaralı eve varırlar. Nahuel Huapi gölü tam karşılarında olabildiğince duru ve saf güzelliğiyle durmaktadır. İnsanın görmeyi arzulayabileceği kadar güzel ve etkileyici bir yerdir. Çocukları ve Maria aşırı bir heyecan içerisinde, kendilerine rahat bir hayat sürdüreceğine inandıkları eve doğru, ilk adımlarını atmaya başlarlar. Kızı Alora ve oğullarından Martin

- Bizden sonra, hayatın boyunca verdiğin en doğru karar bu diyerek annelerini bu konuda desteklerler.

Anneleri Maria çocuklarına söyleyecek kelimeler arıyormuş gibi, onlara garip bir yüz ifadesiyle bakarak sarılır. Ve, titrek bir ses tonuyla sizleri seviyorum der.

Bir yandan eşyaları işçiler tarafından taşınırken, diğer taraftan da Maria, eline aldığı birkaç parça eşyayla rıhtım caddesi on numaralı evin bahçe kapısından içeri girer. Çocukları geniş bir bahçesi olan evin etrafında dolaşmak üzere karar vermişler ve çoktan yeni evlerini keşfe çıkmışlardır. Çocuklar konudan konuya atlıyor, annelerinin mutlu olması için elinden geleni yapacaklarına dair birbirlerine sözler veriyorlardı. Bahçedeki mimoza ağacının kokusu çevreye yayılmış bir haldeyken çimenlere uzanan çocuklar, burada bu sefer başaracağız diyorlardı.

Maria çocuklarını – Haydi! gelin çocuklar evi görmeyecek misiniz? Diye çağırıyordu.

Dört kardeş, evin kapısının önünde el ele tutuşup gözlerini kapayıp içeri girdiler. Gözlerini açtıklarında tam karşılarında uzunca, genişçe bir koridorla karşılaştılar.

- Carlos, tek kelimeyle muhteşem. Şahane! rahatça top oynayabileceğim dedi.
Kız kardeşi Alora, abisinin kolundan çimdikledi. –Hayır! hiçbir zaman bu evde bilinçsizce hareket etmek yok. Bu kuralımızı unutmayalım dedi.

Evin odalarının her bir köşesine dağılan kardeşler, odalardan çıkarken birbirlerinin bakışlarından bu evden ne kadar memnun ve mutlu olduklarını anlıyorlardı. On numaralı evin eski sahiplerinden hiç kullanılmayan ve eski kullanılmış birçok eşyada kalmıştı. El birliğiyle kullanılmayacak kadar eski olan bazı eşyaları aşağıya bodruma indirdiler. Var güçleriyle yeni eşyalarını yerleştirmek için uğraşıyorlardı. Yüreklerinde, geride bıraktıkları evlerine dair özlem kırıntılarını, bu evde akıllarına getirmek istemiyorlardı. Rıhtım caddesindeki on numaralı evin, özlemlerin kavuştuğu yer olduğuna inanmak istiyorlardı.

Bayan Maria nihayet mutlu olmuş, buraya gelerek kaybetme korkularından birazda olsa kurtulmuştu. On numaralı evin rıhtıma bakan balkonunun tam karşısında, Nahuel Huapi gölü muhteşem manzarasıyla duruyordu. Maria balkonundan gölü ve göldeki tekneleri seyrediyordu. Güneş, balkonu iyice kızdırmıştı. İlgisini çekmişti balkon. Burada güzel günler onu bekliyordu. Bunu hissediyordu. Nahuel Huapi gölünü seyrederken kızı Alora annesinin yanına geldi

- Çok güzel değil mi anne?
Haklısın. Sizlerle daha da güzelleşecek buna eminim diyordu annesi.

Ertesi gün öğlene doğru kalktıklarında, rıhtım caddesi on numaralı evde geçirecekleri ilk güne hazırdılar. Uzun bir süre yorgunluktan ağrıyan vücutlarını her ne kadar toparlayamadılarsa da, bu evde hiçbir tatsızlık olmayacaktı. Bu düşünceyi akıllarından hiç çıkarmayacaklardı.

Bayan Maria her zamanki gibi çocuklarından önce kalkmış ve enfes bir kahvaltıyla onları Nahuel Huapi gölüne bakan balkonda, kahvaltı masasında bekliyordu. Teker teker kahvaltıya gelen çocuklar birbirlerine bakarken gülümsüyor, neşelerine kahkahalar ekleniyordu. Onları böyle mutlu gören anneleri, mutluluğun üzerlerinde esen gri bulut tabakasını delerek, hızla geldiğini görüyordu. Rıhtım caddesi on numaralı evde o anın zevkini çıkarmak için, uzun zamandır unuttuğu kahkahalarını, çocuklarının kahkahalarına ekliyordu Maria. Bir yandan da hayal kırıklığına uğramadığı için, Tanrım! Şükürler olsun diyerek dua ediyordu.

Üç oğlu, annesiyle kız kardeşlerini kahvaltı masasında bırakıp, rıhtım caddesini yukarıdan aşağıya doğru gezmek üzere, hızlı bir şekilde masadan kalkarak yola koyulmuşlardı. Anne kız baş başa kalıp Nahuel Huapi gölünün muhteşem manzarasında bu anın keyfini çıkarırken, diğer yandan da

– Bu oğlanlara birer çözüm yolu bulmalıyız diyerek gülüşüyorlardı.

Alora – Bak! Hep birlikte göreceğiz. Çok geçmeden buraya alışacağız ve buradan gitmeye bile niyetimiz olmayacak diyordu annesine.

Öğleden sonra güzel bir gün geçirmişti anne kız. Alora bahçede mimoza ağacının altında yarım kalan romanını okurken, annesi Maria, balkona çiçeklerini yerleştiriyor ve çiçeklerine yeni çiçekler ekliyordu. Rıhtım caddesindeki on numaralı evin tam karşısında Nahuel Huapi gölü, sağ ve sol tarafında iki büyük villa vardı. Bayan Maria, iyi bir ev sahibesi olduğunu göstermek için, dün eşyalarını taşırken, onlara yan villanın balkonundan bakan yaşlıca bir bayanı evine davet etmek istiyordu. Eşyalarını eve taşırken ismini bilmediği o bayan, ona ve çocuklarına öyle içten gülümsemişti ki, bu gülüş karşılıksız kalmamalı diye düşündü.

Yan villanın bahçe kapısından içeri girerken o bayan, villanın dış kapısından dışarı çıkıyordu. Bir an göz göze geldiler ve birbirlerini baştan aşağıya süzdüler.
- Merhaba ismin Maria. On numaralı eve Buenos Aires’ten yeni taşındık.
- Merhaba. Hoş geldiniz Bayan Maria. İsmin İsabel. Memnun oldum bayan.
- Buraya özgü olan sıcak bir çikolata içmeye ne dersiniz evimde dedi Maria.

Bayan İsabel, Maria’nın teklifini nezaketle kabul etti. Elli beş yaşında sevimli bir bayan olan İsabel, oğlu Ramon ile birlikte yaşadığını söylüyordu. Ramon’un yirmi yaşında, Nahuel Huapi gölünde büyük balıkçı teknesiyle balıkçılık ve kimi zamanda turist taşımacılığı yaparak hayatını geçirmekte olduğundan bahseder.

- Oğlum Ramon’un bazen söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmaz. Balık tutmaya gidiyorum der, fakat dağlarda yürüyüşte olduğunu duyarım. Biraz dünyayı umursamaz. Biraz da beni. İnatlaşır benimle. Bu yüzden, benim yaşlı bir ihtiyar olduğuma inanır. Onu, göz hapsinde tuttuğumu sanır ve teknesini benden bir kaçış yolu olarak görür. Bir gün onu serbest bırakacağım. Belki! biraz aklı başına gelir. Neyse bayan Maria, yarın sizi de evimde bir fincan kahve içmeye bekliyorum der gülümseyerek ve oradan ayrılır.

Maria, o gün ve o günden sonra son zamanlarda hiç sahip olmadığı kadar burada mutludur. Güzel ve ona dost olabilecek, arada bir de onu çılgına çeviren oğlu Ramon’u şikayet etmek için uğrayan İsabel’le iyi bir arkadaş olmuştur. Bayan Maria, İsabel’le sohbetlerinden birinde, bir iş sahibi olmak istediğinden ona bahseder.

Bayan İsabel, Maria’ya
– Ben önceleri çikolata, şekerleme ve pasta üzerine pastane işletiyordum. Çikolata ve pasta konusunda ustayım. Bir pastane dükkanım vardı. Fakat bir süreliğine çalışmaya kapattım. O bir süre çok uzun oldu. Şimdi ne dersin? Sen o pastaneyi işletir misin? Dediğinde Maria, ona karşı gelmedi.

Çünkü, kendini yeniden keşfetmek için çalışmaya ihtiyacı vardı. O tekliften sonra artık her gün kızı Alora, oğlu Pascal ve bayan İsabel’le el ele vererek, pastane konusunda üstlerine düşen görevleri bir bir yerine getiriyorlardı. Bayan İsabel pasta ve çikolata üzerinde bildiği kişisel deneyimlerini onlara aktarıyor, onları bu konuda hayata hazırlıyordu.

Maria’nın daha önceleri olanaksız dediği her şey, rıhtım caddesi on numaralı eve sahip olduktan sonra düzelmeye başladı. Bayan İsabel, her sabah oğlu Ramon’u teknesiyle Nahuel Huapi gölüne uğurladıktan sonra, Maria ve çocuklarıyla birlikte pastaneye gidiyorlardı.

Fakat bir gün Maria’nın dikkatini bir şey çeker. İsabel’in oğlu Ramon’u hiç görmemiştir. Oysa Maria’da her sabah erken kalkıyor ve balkonundan Nahuel Huapi gölündeki tekneleri seyrediyordu. Bu süre zarfında Ramon’nun teknesine rastlayamamıştı. Ramon’u merak ediyordu. O gün İsabel’e Ramon’la bizleri ne zaman tanıştıracaksın diye sorarken, İsabel gülümsedi.

- Çok söyledim ona. Gel! Seni Maria ve çocuklarıyla tanıştırmak istiyorum diye fakat, o her zamanki gibi teknesini tercih etti.

Bayan Maria - Neyse, başka bir zaman tanışırız diyerek konuşmasını kesti.

Bundan sonraki günlerde çocukları annelerinin ve hayatlarının ani bir şekilde değişmelerinin mutluluğunu yaşarlarken, Bariloche’yede alışmışlardı. Çikolata dükkanından ve dışarıdan eve her dönüşlerinde, artık hepsi bir heyecan, bir telaş içerisindeydiler. Babalarının onlar üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri burada huzurla, sıkıntılı günlerden uzak yaşamaya başladılar.

Çikolata ve pasta işini iyice öğrenen çocuklar annelerini ve bayan İsabel’i evde bırakıyorlar, kimi zamanda onların güzel sohbetlerine Güney Amerika’ya özgü meyvelerle, yaptıkları pasta ve çikolatalarla eşlik ediyorlardı. Pastaneye gitmeden önce her sabah rıhtım caddesi on numaralı evin balkonunda oturup, Nahuel Huapi gölüne bakarak keyifli sabahlar geçiriyorlardı.

Maria, yine bir sabah erkenden kalkmış üzerinde sabahlığıyla kahvesini yudumlarken, Nahuel Huapi gölünün rıhtımına demirlemiş bir tekne dikkatini çekti. Bugüne kadar görmediği, merak içerisinde olduğu, Ramon yazılı bir tekne rıhtıma yanaşmış duruyordu. Aylar sonra nihayet Ramon’u görebileceğine sevindi. Yeni uyanmakta olan çocuklarına

- Çocuklar! Carlos, Pascal! Diye seslenerek; Bakın! Sonunda bayan İsabel’in oğlu Ramon’un teknesi rıhtıma demirlemiş. Onu görerek merakımız gidereceğiz dedi heyecanla.

Oğlu Pascal - Birkaç zaman daha onu görmeseydim, bayan İsabel’in aklını kaçırmış olduğuna inanacaktım diyor, kardeşleri tarafından da çimdikleniyordu.

Hep birlikte kahvaltı sofralarını hazırlarken Carlos, tekneden genç bir adamın inmekte olduğunu gördü. Ev halkına – Koşun! Buraya gelin. Sanırım bay Ramon tekneden çıkıyor dedi merakla.

Yazan : Melodi AKÇAY

HİKAYENİN DEVAMI

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim