HERKESİN BÖYLE BİR ANNESİ OLMALI

AÅžK, BEÄžENDİKLERİM, DENEME, DUYGULAR, GENEL Yorum Yok »

Yıllarının böyle çok hızlı bir şekilde geçmesine katlanamıyordu annem. Çocukluğu ve genç kızlığı hala durur yanı başında.

Her sabah onlarla kalkar; merhaba der hayata!
Yüzündeki ve gözlerindeki parlaklığı ; kalbinin ve ruhunun derinliklerinden her sabah çıkarır. Takar sevgi maskesini yüzüne.

Keşke! Herkes annem gibi dünyaya gülümsese ışıldayan gözleriyle.

Kahkahalarla gözyaşı geldi mi gözlerinden, içini çekerek kapar gözlerini, seyreder; yüreğindeki düşlerini.

Doğrusunu isterseniz; o andan itibaren gerçek dünyanın dışında yolculuğa çoktan başlamıştır annem.

Birkaç dakika gözlerimin içine baktıktan sonra, garip bir sessizlik olur aramızda. Bunun adı telepatidir. Kısık bir ses konuşmaya başlar içimizde. İyi ki benim kızımsın! İyi ki benim annemsin! der her sabah bu güzel ses içimizde!

Annemim gülümsemesiyle kaç kişinin mutlu olduğunu tahmin etmek güçtür. Benim annem gözleriyle konuşan, yüreğiyle yaşayan biridir.

Ben o sırada koca günü düşünürken, annem yanıma oturmuş saçlarımı okşuyordur. O vakitten sonra, saklanırım koca gün onun sevgisinin arkasına.

Durgun denizler gibi sakindir. Onun yanına uğrayanlar sakinliği yaşar gönül limanında.

Sonra, başlar hayata karşı ilk senaryosunu yazmaya!

Kaya gibi sert olmayı öğretmiştir yıllar ona. Ama, yüreğinin bir köşesinde pamuk kadar yumuşak kırılganlığı hazırdır onu bir anda yıkmaya.

Fakat bakmayın siz söylediğime ,onu kolay kolay bir şey yıkamaz. Gurur duyduğum tek yanı da budur.

Dimdik başı öndedir her zaman. Gururun altın kadar değerli olduğunu, kimi zamanda boş gururun karın doyurmadığını öğretti çocuklarına bunca zaman.

Hani insanın düşlerinde yarattığı bir kahramanı vardır ya! O kahramanlar hep iyi ve güzel olurlar. Bizim ilişkimizde annemle böyle bir şey işte.

Entrikadan, hileden hiç hoşlanmaz. Hele de arkasından zafer kazanmış gibi iş çevirenler olursa, zaferin şerefine kaldırdıkları kadehleri onlara doğru başlar sürüklemeye.

Hayatta kendinden emin olmanın nasıl bir şey olduğunu, fakat her zaman aralanacak bir açık kapı bırakılması gerektiğini savunur.

İdeallerin insanı yaşatmak, umut etmek için yeterli olduğunu, fakat; günü geldiğinde de bir ideal, umut uğruna tükettiğimiz onca zamanın kaldırım kenarlarında oluk oluk yağmur suları gibi boşa akmasına benzetir.

Bir şeyin peşinden koşar benim annem. Bir yanlışını gördü mü bir kalemde siler annem!

Ölümsüz sevdaları, imkansız denilen aşkları ve duyguları sığdırır kalbine. Bir gün bakar; yarım kalmış üzgün sevdalarına, ve aşklarına.
Sonra yeniden sarılır, canla başla yeni doğan bebekler gibi sevdalara!

Umut duygusu annem için üretilmiştir. Umut = Annem; Annem = Umuttur.
Çünkü; umut annemle bizim olduğu kadar hepimizin tutunacak tek dalıdır.

Yazan : Melodi AKÇAY

EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE AYRICALIK

DÜŞÜNCELERİM, GENEL, KÖŞE YAZISI 1 Yorum »

Üniversiteye giriş sınavı açıklandı. Şimdi sıra geldi öss sınavında belirli baraj puanını geçip, dereceye giren öğrencilerin seçim yapma tercihlerine.

Üniversiteye giriş sınavı denince aklıma hep beş şıklı uzun sorular ve genellikle hep iki şıkta karar kıldığım gelir.

Hani ya şundadır; ya bunda meselesi gibi bir şey.

2009 öğrenci seçme sınavına giren öğrencilerin başarı ortalamaları illere göre açıklandı. Yine her zamanki gibi özel okullar ve özel dershaneler ön sıralarda yer aldı.

Yıllardan bu yana aklıma bu konuyla ilgili takılan hep bir soru vardı.

Neden özel okullar genellikle birinciliği ve başarıyı alırlar? Bunun cevabı parayla iyi bir eğitim veriliyor, ya da adı üzerinde yani kişiye özel olması olmamalı!

Benim dönemimde yeni yeni özel okullar açılmaya, yaygınlaşmaya başlamıştı. Yani özel okul kavramı beyinlerimize yavaş yavaş sokulmaya başlamıştı.

Dershaneler bugünkü gibi revaçta, aman çocuğumuzu dershaneye yazdıralım da kazansın diye düşünen ebeveynlerin düşünceleriyle dolu değildi.

Çok değil 90’lı yılların başından ve sonundan bahsediyorum. Yani aradaki senelerin rakamı dudak uçurtacak cinsten değil.

Peki ne oldu da bu anne babalar, çocuklarını özel dershane ve özel okullara yazdırma, kayıt ettirme telaşı içerisine düştüler? Elde ve avuçtakini satıp büyük külfet altına girdiler. Elde avuçta para yok! Taksit altına girip bu özel eğitim yerlerine çocuklarını hani bulunmayan Hint kumaşı gibiymiş gibi yarış halinde kayıt ettirdiler?

İnsanın aklına şu soru gelmiyor mu? Çoğunuzun geliyordur. Gelmelide!

Ülkemin devlet okulları nerede?
Özel dershanelerde ve özel okullarda iyi bir eğitim veriliyor da, devletin okullarında verilmiyor mu? Sorusu geliyor aklıma.

Yani özel eğitim yerleri devlet okullarından kat ve kat daha mı iyi eğitim veriyor? Ve başarılı, dereceye girmiş öğrenciler çıkarıyor.

O zaman biz yıllarca devletin okullarından iyi bir eğitim alıp başarı sağlayan insanlar sıfatına girmiyoruz. Bizler başarı sağlamadık mı? Bugünkü birçok başarılı insanların çoğu, devlet okullarından mezun olmadı mı? Ayrıca başarılı dediğimiz öğrencileri de yetiştiren, hayata hazırlayan yine onlar değil mi? Burada bir çelişki var. Demek ki devlet okullarıda bir başarı sağlayabiliyormuş.

Peki bunca yıl ülkemizdeki doktorlar, mühendisler, avukatlar, öğretmenler, hemşireler ve değişik meslek grubundan olan birçok kişi hangi okulda okudu? Bu başarılı insanlar nereden çıktı?

Eşit haklarda okumak herkesin hakkı!

Sınavlarda dereceye girenlerin çoğunun başarılı olmalarında, para mı etkili oluyor?

Peki devletin okullarında okuyan ve sınavlarda başarısız olan çocukların burada günahı ne?

Nasrettin Hoca’nın dediği gibi parası olan düdüğü çalar misali, para eğitimde ayrıcalığı gerektirecek kadar etkili mi olmalı?

Parası olan okuyacak, parası olmayana üniversite giriş kapısı kapalımı kalacak? Ve öğrenciler o kapının ardından bakamı kalacak?

Ah şu ebeveynler! Arkadaşlarının çocuğu dershaneye gidiyor diye kendi çocuklarını da; belki yok canları pahasına dershanelere yazdırıp külfet altına giriyorlar.

Bırakın Allah Aşkına!

Okumak, iyi bir eğitim almak ve gerçekten adam olmak istiyorsa bir çocuk, ona ne dershane, ne de özel okul gerekir.

Şu dünyada ve ülkemizde gazete kağıtlarını kese kağıdı şeklinde yapıp satan bakkal ve manavlardan meyveler alıp, eve geldiğinde kendi başına okuyan, okumayı öğrenen ve üniversiteyi yokluk içerisinde bitiren çocuklar yok mu?

Bir mum ve sokak lambası ışığında derslerini çalışıp, okula giden öğrenciler ve sınavlarda başarılı olan öğrenciler yok mu?

Peki bu insanlar kimler?
Onların paralı okuyan öğrencilerden bilgi ve başarı konusunda bir eksiklikleri mi var? Bunları nasıl göz ardı edebiliriz?

Devlet okullarında hiç mi başarılı öğrenci çıkmıyor?
Bu sınavlardaki başarı, çocukların imkanları dahilinde mi değerlendirilmeli?

Bugün hangi aileyle sohbet etsem, çocuğunu daha ilkokuldan dershaneye gönderiyor.

Bu kadarına da pes diyorum yani!

Çocuğunu dershaneye göndereceksin madem, okula niye gönderiyorsun? İki taraflı masraf.

Çoğu anne babanın bu soruya cevapları hazırdır.

Okulda öğrendiklerini dershanede pekiştirsinler ya da okulda fazla şey öğretmiyorlar.

Yani gizli kapaklı olarak, para her şeyin anahtarıdır sözünü savunuyorlar.

Son yıllarda eğitimimizle ve eğitim sistemimizle özel veya özel olmayan sistemlerin eksik, hatalı, adil olmayan ve zorunluymuş gibi özendirici kılarak ebeveynleri özel dershanelere yazdırmaya sürüklediğini düşünüyorum.

Çocuklarımız, gençlerimiz!
Onlar bizim yaÅŸama sevincimiz!
Başarılarıyla gurur, onur duyduğumuz çocuklarımız..
Onlar için en iyilerini, en mükemmelini istiyoruz..
Fakat unutulan bir ÅŸeyler var.

Hem okul, hem de dershane masrafından dolayı borç altına giren ailelere yazık oluyor. Okulda okuyup ta dershanelere gidemeyen çocuklara da, dershane sisteminin başarı sağladığının vurgulanması da özendirici ve hayal kırıklığı oluyor.

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim