BARMAİD NOLA JENKINS 2.Bölüm

GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

HİKAYENİN ÖNCESİ

Bir gün arkadaşı Paul, uzunca bir yürüyüşten sonra onu evine götürdü. Paul üzerindeki giysileri değiştirmek için odasına gittiğinde; Nola, Paul’un çekmecelerinden birini yarı aralık olarak açık ve içinden bir şeyin parladığını gördü. Çekmeceye doğru elini uzatınca Paul’un gümüş saati, üzerine lambanın ışığının vurmasından dolayı yansıyordu. Birden Nola’nın gözünü küçük bir çocuğa ait olabilecek bir tişört çekti. Nola bu tişörtü bir yerden tanır gibi biraz daha çekmeceyi karıştırınca, altından çocuk pantolonu ve gümüş bir zincir çıktı. Nola tişörtü içgüdüsel olarak bir yerlerden hatırladığını düşünüyordu ki; Paul’e - Ne o Paul çocuğun mu var? Yoksa! sen hala çocukluk giysilerini mi saklıyorsun? dedi alaycı bir tavırla.

Paul kızgın ve düşünceli bir yüz ifadesiyle ona
- Başkalarının çekmecelerini karıştırmak huyun mudur?

- Hayır Paul! Çekmece yarı aralıktı. İçinden bir şey parlıyordu ve ilgimi çekti. Sadece o kadar. Tamam Paul asma suratını! Hadi gülümse! dudaklarının kenarlarındaki kıvrımları görmek istiyorum diyerek; Paul’u bu sözleriyle yumuşattı.

Paul - Pardon Nola bu gece hiç havamda değilim. Peki bu tişört dikkatini çektiyse sana şu açıklamayı yapayım.
Biliyor musun Nola! Sana hiç bahsetmedim. Seninde dikkatini çekmemiş olacak ki! ben yalnız yaşıyorum. Bir ailem yok. Gerçekte kim olduğumu bilmiyorum. Sadece yıllar öncesinde orta yaşlarda bir adam gemiye binmek üzereyken beni belirli bir yaşa kadar büyüten anneme vermiş. Ve o an gözden kaybolmuş. Uzun yıllardır annem olarak bildiğim kadın, bir müddet sonra beni teyzeme bırakarak ortadan kayboldu. Bu kıyafetlerde beni anneme verip ortadan kaybolan adamın yanındayken giydiğim giysilermiş. Annem giysilerimle birlikte beni teyzeme vermiş. Şimdi bunları saklıyorum. Belki sana çok aptalca gelebilir; ama hiç tanımadığım anne ve babamı bulabilirim ve benim küçüklüğüme ait oldukları için dedi.

Şimdi özgür müyüm Nola? Her şeye yeniden başlayalım bu konuyu kapatıp dedi Paul.

Nola yıllardır çok iyi dostu olan Paul hakkında bir gerçeği öğrenmişti. Masum bir tavırla Paul’e baktı ve tamam Paul artık gidelim dedi.

O gece Nola eve vardığında yatağında uzanırken aile fotoğraflarını karıştırır. Hiç tanımadığı abisine ait fotoğrafı bulur. Paul’un evindeki giysilerin tıpatıp aynısı abisine ait fotoğrafta üzerinde durmaktadır. Annesine seslenerek içinde oluşan kuşkuları gidermeye çalışmak ister.

Annesine - Belki çok saçma gelecek ama sana bir şey sormak istiyorum anne.

Fotoğrafı annesine göstererek ağabeyimin kaybolduğu gün üzerinde bu giysiler mi vardı?
Evet Nola!
Peki ona ne oldu? Söyleyeceklerini dinliyorum.

O gün baban ve ağabeyin fotoğraf çektirmek için evden ayrıldı. Onları geri gelecekler diye çok bekledim. Fakat gece yarısını geçti hala gelmediler. Her araba sesinde sanki onların sesini duyuyor gibi oluyordum. Ağabeyini ve babanı bu son görüşüm oldu. Hiç kimse bir daha onların izine rastlamadı. Gözlerim her yerde onları aradı. Ama bir türlü onların bizi unuttukları gibi unutmayı beceremedi dedi ağlayarak.

Nola kafasında abisi ve Paul hakkındaki ipuçlarını yerlerine koymaya çalışıyordu.

- Peki anne bu fotoğraf senin eline nasıl ulaştı?
- İki gün sonra fotoğrafçı bunu bir zarfla adresimize ulaştırmıştı. Sanki baban bunu bilerek yapmış ve o gün ağabeyini bilerek alıp götürmüş gibiydi.

Nola, annesine yıllardır bu konu hakkında tam olarak sorular sormamıştı. Annesinin bu olay hakkında anlattığı anılarını ezberlemişti. Annesini sakinleştirmeye çalışıyor;

-Duygularını bastırma anne! Benim senin tam önünde durduğunu unutma diyerek, ona varlığıyla teselli olmak istiyordu.

Nola kararsız bir tavırla durakladı. Paul ve abisi hakkındaki benzerlikleri fark edince, annesine şimdilik bu konuyu söylemekten vazgeçti. Emin olmadığı düşünceleri vardı. Bu konu annesi için önemli olduğu kadar; artık onun içinde önemliydi. Fakat bir müddet bu konuyu araştırma konusunda kararsız kaldı. Eğer Paul abisi değilse annesine ümit vermekten dolayı endişe duyuyordu.

Bardan bir gece yarısı Paul tarafından eve bırakıldığı vakit, ona düşündüklerini sormak istedi. Fakat soramadı. Boğazına bir yumruk oturmuştu; sesi çıkmıyordu. Alacağı cevaptan korkmuştu. Hem Paul de kendi hakkındaki gerçeği tam olarak bilmiyordu. Söyledikleriyle onun aklını karıştırabilirdi. Kendini toparlayıp Paul’e New York’ a göndermiş olduğu yazılarının gazete ve dergilerde yayınlandığından evine gelip onları görebileceğinden söz etti. Fakat Paul, doğru dürüst ayakta durabilecek halde değilim gözlerim şu an uykudan başka bir şey düşünmüyor diyerek teklifini kibarca reddetti. Nola, Paul’e kal diye her hangi bir harekette bulunmadı. Hiç konuşmadan Nola, Paul’un gözlerine baktı ve ona iyi geceler diyerek eve girdi.

Nola bütün gece gözlerini kapatıp uykuya dalamamıştı. Beyninin içini emin olmadığı düşünceler kurcalıyordu. Düşündüğü şeylerin gerçek olabileceği üzerine senaryolar yazıyor; Paul hakkındaki ipuçlarını birleştiriyordu. Günlerce Nola Paul’le konuşmak istedi; fakat bir türlü onunla konuşmayı göze alamadı.

Sidney’de hava sıcaklığını gösteren ibreler 45 dereceyi gösteriyordu. Cehennem gibi bir sıcak vardı. Nola dışarıya çıkmış tertemiz havayı içine çekince düşündüklerinden ve fizik tedaviden yorgun bedenine bir rahatlık zindelik geldi. Harley Davidsoncu arkadaşlarıyla buluşup Carleston vadisinde temiz havayla birlikte parti yapacaklardı. Harley Davidsoncular ile Paul, onun hüzünlü hayatını aydınlatan güneş gibiydiler. Nola onları görünce bir çocuk gibi seviniyordu. O gün Nola tekerlekli sandalyesinden ayağa kalkıp yürüme çabaları gösterdi. Fakat bir türlü bacakları kolları gibi onu taşımadı.

Sata 20.00 civarları barda buluşup eğlenmek üzere ayrıldılar. Kafasındaki düşüncelerini unutmak istiyordu. Saat 21. 30’u gösterirken annesi Janet, Nola’yı bara götürdü. Barda arkadaşlarıyla eğlenirken etrafı seyrediyor; ara sıra tropik meyvelerle süslediği içki bardaklarını, hazırladığı Shaker’lardan koyarak arkadaşlarına servis yapıyordu. Gözü aniden bir kadına takıldı. Kadını bir yerlerden hatırladığını düşündü ve kadının profilini izlemeye başladı. Kadının yüzündeki endişeli bakışlarını görebiliyordu. Kadın ayakta duruyor ve gözleri birini arar gibi etrafa bakıyordu.

Nola bir süre kadının kim olduğunu düşündükten sonra, kadının aylar öncesinde barda masasına oturan ve o gece ona terslik eden kadın olduğunu anladı. Ve kadının gözlerinin önünden bir önce sıyrılmam gerektiğini düşünerek masasına doğru ilerliyordu ki, Paul’un barın arka kapısından içeri girdiğini ve kadına selam verdiğini gördü. Paul’un yanına doğru gitmek üzere hamle yapınca tekerlekli sandalyesi masalardan birinin ayaklarına çarptı ve olduğu yerde durakladı. Paul’un kendisine doğru geleceğini sanırken; Paul kadınla konuşmayı sürdürüyordu. Paul’un gözlerinin içine bakarak “gel seni bekliyoruz” mesajı verdi ve arkadaşlarının yanına geri döndü.

Biraz sonra Paul kadını bardan geçirdikten sonra onların masalarına geldi. Nola meraklı ve kuşku tavrını gidermek için
- Kimdi o kadın Paul? Onu nereden tanıyorsun? diye sordu.

- Sana bahsetmiştim Nola. Beni büyüten teyzem dedi bir anda. Nola, uzun zaman sonra ilk kez korkuya kapıldı Endişelendi. Ve Paul’e aylar öncesinde teyzen bir gece barda masama oturmuş ve yardımımı reddetmişti. Onu tanıyorum dediğinde Paul,

- Teyzem içkiyi biraz fazla kaçırır. Bu konuda güçlük çekmek istemediğim için ona, benim barda olmadığım zamanlarda bara gelip gitmesini söylemiştim der.

Nola’nın Paul hakkındaki şüpheleri teyzem dediği kadının bara gelişiyle daha da artmıştı. Gözlerini gittikçe yaklaşan endişeli bir bekleyiş sarıyordu. Bardan eve geldiği gece Paul’un teyzesini bulup onunla konuşma konusunda kararlıydı. Düşüncelerini Paul’e ve artık teyzesine odaklamıştı.

Ertesi gün Paul’un arkadaşlarından olan Miguel’den Paul’un teyzesinin adresini aldı. Ve Merry Way yolunu tutup elindeki adresin gerçeklerin açıklanacağı bir yer olduğunu düşünerek göğsüne yasladı. Son zamanlarda belki de bu kadar çok sevinmemişti. Bayan Liz ile konuşması hayatının en büyük hatası olsa bile bu endişeli bekleyişten ve şüphelerden kurtulmak istiyordu.

Zorlu bir yolculuktan sonra nihayet bayan Liz’in evine vardı. Kapıyı çalıyordu; fakat içeriden ses çıkmıyordu. Üst üste kapıyı çalması sonucu içeriden bir ses, çığlık atarcasına – Geliyorum! Bekleyin! dedi bir anda.

O andan itibaren Bayan Liz ve Nola göz göze gelerek sahte gülüşlerini yaptılar. Bayan Liz seni bir yerlerden tanıyorum. Evet! Evet! sen aylar önce barda beni tersleyen kızsın. Peki! şimdi sana ne oldu böyle dedi? acıyan gözleriyle.

Nola - Beni bırakın bayan Liz; sizinle Paul hakkında konuşmak istiyorum; izniniz olursa? fakat bu konuştuklarımızı Paul bilmeyecek dedi.

Bayan Liz endişelenmişti. Elleri titriyor, gözlerini Nola’dan kaçırıyordu. Nola’nın kim olduğunu biliyordu aslında fakat Nola’ya onu tanımıyormuş gibi davranıyordu.

- Ne demek istiyorsunuz bayan?
- İsmim Nola Jenkıns
- Paul hakkında ne öğrenmek istiyorsunuz? - Benim bildiklerimi sende mi öğrendin? diyerek Nola’yı tanımıyormuş gibi davranışından bir anda vazgeçti.

Lütfen gelin içeriye diyerek Nola’yı genişçe bir salona aldı bayan Liz. Nola hiç tanımadığı birinin evinde, Paul hakkındaki şüphelerini gerçeğe dönüştürmek istiyorken bayan Liz

- Ne garip daha o gece anlamıştım senin beni bulacağını. Sana söylemek için gelmiştim. Ama cesaret edemedim. Paul’u kaybedebilirim diye çok korktum. O akşam aklıma takılı ne varsa Paul’le ilgili seninle paylaşacaktım. Ama bütün bunlar yetmiyormuş gibi, hiç yoktan senin sinirini bozdum diyerek; gözlerini bir an bile Nola’nın gözlerinden kaçırmayarak Paul’le ilgili bildiği bütün yaşanılanları anlattı.

Nola artık bir gerçeği öğrenmişti. Paul abisiydi.
Liz’in ablası Emanuel Paul’u o gün bay Loris elinden alıp buralardan çok uzaklara götürmüştü. Tanımadığı bu adam Emanuel’e Paul’u hiç gözünü kırpmadan emenet ederek kayıplara karışmıştı. Emanuel yıllarca kaçak yaşamıştı. O zamanlar gazetelerde aranıyor diye Paul’un resmi çıkmış ve Emanuel onu alarak buralardan uzaklaşmıştı. Birkaç yıl sonra Paul büyüyünce Sidney’e geri dönmüştü. Paul olgunluk gençlik çağına yaklaşmaya başladığı sıralarda da onu kız kardeşine bırakarak ortadan kaybolmuştu.

Nola Bayan Liz’in anlattıklarına inanamıyordu. Paul, Nola ile yıllardır kardeş olduklarını bilmeden arkadaşlık ediyordu. O sırada Nola bayan Liz’e hiçbir şey söylemeden duraksıyor; annesine bu durumu nasıl açıklayacağını düşünüyordu.

O gün Nola bayan Liz’in yanından ayrılırken doğru düzgün düşünebilecek bir mantığa sahip değildi. O gün dahil birkaç gün annesine bu konu hakkında bir şey söylemedi. İlk önce işe Paul ile konuşarak başlaması gerekiyordu.

Nisan ayının bir çarşamba gecesi Nola, bar kapısından içeri girdi. Bara girer girmez Paul’un bulunduğu masaya doğru yöneldi ve elindeki abisine ait olan son fotoğrafı Paul’un önüne bıraktı. Paul bir an neler oluyor böyle dercesine Nola’ya bakarak fotoğraftaki çocuğun üzerindeki giysileri tanıdı. Nola’nın gözlerinin içine bakarak

- Bu şimdi ne demek oluyor Nola?

- Senin ve benim hakkımdaki bütün gerçekler. Bu fotoğraf benim abim olduğunun tek kanıtı dedi en sonunda.

Nola günlerce kuşkulu düşüncelerinden nihayet kurtulmuştu.
- Paul güzel ve hoş bir kızsın ama; bu kadarda yalancı olduğunu bilmiyordum diyerek Nola’yı tersledi.

Nola gözlerini bir an bile Paul’den ayırmayarak bütün bildiklerini ve Bayan Liz’den öğrendiklerini ona anlattı. Paul yüzündeki şaşkınlık verici bir ifadeyle ona bakarak bir an ürperdi.

-Yıllar boyunca ailemin kim olduğunu merak etmiştim. Meğerse en yakın dostum kardeşimmiş. Beni sana çeken bir şeyler vardı hep içimde. Meğerse bu yüzdenmiş
Demek bayan Janet benim annem! Diyerek Nola’nın gözlerindeki ifadeyi okumaya çalışıyordu.

Nola anlattıkça Paul kelimesi kelimesine hayatıyla ilgili gerçekleri merak ediyordu.

Kim olduğunu biliyorsun artık Paul! Hiçbir şey olmamış gibi Bayan Janet’le tekrar tanışmaya ne dersin? Dediğinde Paul çoktan ayağa kalmış bir halde, Nola ile birlikte bardan dışarıya çıkarak bayan Janet’in yolunu tuttular.

Yol boyunca giderken
- Şaşkınsın biliyorum. Bende hiç ummadığım kadar şaşkınım. Ama hayatta senin gibi bir arkadaşım; yani! ağabeyim olduğu için mutluyum.

Her ikisi de içlerindeki heyecanı bastırmaya çalışıyorlardı. Bayan Janet onları kapıda karşıladığında yıllardır onu hasret bırakan bu olayın gerçeğe dönüşme nedenini bir an bile aklından geçirmiyordu. Nola annesinin ellerinden tutarak Paul ile

- Bize sıcak bir kahve hazırlamaya ne dersin anne? Sadece o kadar da değil! Yapmış olduğun kurabiyelerden de getirirsin mükemmel bir akşam keyfi olur diyerek annesini açıklayacağı gerçekleri hazırlıyordu.

Paul, bayan Janet’e nasıl davranması gerektiğini şaşırmış, kollarını göğsüne dayamış bir vaziyette pencereden dışarısını seyrediyordu. Yıllarca en kötü şartlarda yaşayan ve gerçek annesinin kim olduğunu merak eden Paul, Bayan Janet’in annesi olduğunu öğrenince birden suskun bir adam oluvermişti.

Bayan Janet elinde sıcak kahve ve kurabiyeleriyle gelince Nola annesine

- Bu gece çok güzelsin! Hatta ay ve yıldızlardan da daha güzel diyerek; gözlerini annesinin üzerinde yoğunlaştırdı. Bayan Janet, kızının garip davranışları ve gece aniden Paul ile birlikte eve gelişleri karşısında şaşkınlık yaşıyordu.

Nola - Anneciğim Paul ile birlikte seninle bir şey konuşacağız. Lütfen! Anlatacaklarımız karşısında bütün gücünü topla! Biliyorum ani şeylere alışık değilsin. Ama bu akşam bir kerelik rahat ol! Dediğinde Bayan Janet

- Ne demek istiyorsun? Söylemek istediklerini açık bir dille ifade et! Hemen Nola! Beni telaşlandırma!

Yıllardır beyninin içindeki bütün soruların, hasretlerin cevapları bu gece bitecek dediğinde aralarında garip bir sessizlik oldu.

- Anneciğim Paul senin oğlun Max.
Bayan Janet’in bir an nefesi kesilir gibi oldu. İçini çekerek Paul’e doğru baktı. Gözleri heyecan ve şaşkınlıktan dolayı irileşmişti.

- Bu gerçek mi? Söylediklerin gerçek mi Nola?
- Evet anne! Paul’de kendi hakkındaki gerçeklerin birçoğunu şimdi benden öğrendi.
- O ne biliyor peki?
- Şu andan itibaren benim kardeşim, seninde gerçek annesi olduğunu biliyor.

- Buna inanamıyorum Nola! Beni lütfen korkutma diyerek; Paul’un yanına doğru yürümeye başladı.

Paul - Evet Bayan Janet! Kuşkusuz şu an sizden bir farkım yok. Eğer bir sakıncası yoksa bana sarılır mısınız? Diyerek anne oğul nihayet yıllar süren hasretin sonunda kucaklaştılar.

Nola annesi ve Paul’u orada bırakıp odasına çekildi. O geceden sonra Paul ve Nola ile ilgili bütün gerçekler Paul’un teyzesiyle birlikte çocukluk kıyafetlerinin gelişiyle daha da inanılmaz bir hal aldı.

Korku ve hasret dolu bir hayat süren bu üç kişi için artık kendilerine yeni bir dünya kurma zamanıydı.

Birkaç hafta garip ve gülümseyen yüz ifadeleriyle gerçeklere alışmaya çalıştılar. Paul kendi hayatıyla ilgili bütün kararları kendi vermiş olduğu için, evini değiştirmemişti. Fakat bazı geceler Bayan Janet için evinde kalacağına söz vermişti.

Nola hayatındaki bu karışıklığın sonuçlanması üzerine kendini yeniden yazı yazmaya verdi. Aylarca yazdığı yazıları ve çektiği fotoğrafları; gazete ve dergilere göndererek Harley Davidson alabilmek için paralar biriktirdi. Bu konuda Paul’den asla yardım istemedi.

Nola’nın hayatı Paul gerçeğiyle tamamıyla değişmişti. Artık onun yanında daha da mutluydu. Hayal kırıklığına uğrayacak hiçbir düşüncesi kalmamıştı. Paul ona fizik tedavisi konusunda da oldukça yardımcı oluyordu.

Paul Nola’dan habersiz New York’taki bir doktora Nola’nın durumuyla ilgili bilgileri vermiş ve doktor tarafından New York’a davet edilmişlerdi. Yalnızca Nola’ya bu düşüncesini ve cevabı nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.

Bir gün

- Yarın seninle New York’a gidiyoruz. Orada bir doktorla görüştüm. Bir süre orada kalıp fizik tedavin için senin yanında bulunacağım dediğinde; Nola’nın soğuk davranışı karşısında şaşırdı.

Nola bir gün mutlaka iyileşeceğini biliyordu, geleceği ile ilgili planları öğrenmek ve New York’ a gitmeyi istemiyordu.

Paul’un bu düşüncesi beş ay boyunca hiç konuşulmadı. Fakat bir gün Nola, hala New York’a gitmiyor muyuz deyince? Paul hiç tereddütsüz evet dedi.

New York’ta geçen altı ay zorlu bir fizik tedavinin ardından Nola yavaş yavaş yürümeye, adımlarını daha geniş atmaya başlamıştı ki; her gün aynı hayatı yaşamaktan sıkılan Nola New York’ta kalmak istemediğini Paul’e artık eve dönme vakti geldi şimdilik bu kadar yeterli diyerek belirtti.

Bir öğlen vakti New York Sidney uçağına binişlerinin üzerinden üç ay geçmişti ki Nola, tekerlekli sandalyesini bırakmış bütün gücünü Volkır’ından alıyordu. Ayakları onu istediği yöne rahatça götürebiliyordu. Nola içindeki Harley Davidson aşkını bir türlü kapatamamıştı. Uzun zamandan bu yana biriktirdiği paralarını da saymamış ne kadar parası olduğunun farkında bile değildi. Bir gün annesiyle öğle yemeğini yerken küçük bir mücevher kutusuna koyduğu paralarını saymaya başladı. Kızını paralarını sayarken gören annesi onun hayalini bir an önce gerçekleştirmek için ona bir teklifte bulundu.

- Nola bugüne kadar amacın için bütün çabalarını görüyorum. Seni çok iyi anlıyorum. Lütfen! bunu hayalden çıkarmama artık izin ver. Daha küçük bir çocukken başlamıştın bu hayale. Yıllar geçti ve sen hala onun peşinde koşacaksın biliyorum. Ama bu böyle olmaz. Bırak sana yardım edeyim dedi kızının cevabından korkarak.

Fakat Nola annesinin o sözü karşısında
- İstediğim zaman bana arkadaştın, her an her saniye yanımdaydın. Ama anneciğim bu teklifini kabul edemem. Bana ait bir şey olmalı hayatımda, ben başardım ve ben aldım demeliyim diyerek annesinin teklifini geri çevirdi.

Bayan Janet kızının istediği zaman er geç bir şeye sahip olabileceğini biliyordu. Bu yüzden onu düşünceleriyle yalnız bıraktı.

Sidney’de devam eden fizik tedavinin ardından artık bacakları üzerinde iyice durabiliyordu Nola. Bir oyun oynuyordu hayatla. Amacına yaklaştıkça ondan uzaklaştığının farkına varmaya başlamıştı. Bu yüzden Harley Davidson hayalini üç yıl sonra bir gece yarısı New York uçağına yetişmek üzereyken, Paul tarafından elinden sımsıkı tutularak evden hızlıca dışarıya çıkarıldığında

- Paul neler oluyor böyle! Paul! New York’a geç kalmak üzereyim. Uçağa yetişmem lazım! diyerek Paul’un elinden bırakmasını isterken; kendini Harley Davidson satan bir mağazada buldu. Motorcu arkadaşlarının hepsi orada onu bekliyorlardı. Ve Nola, o vakitten sonra metalik gri renginde bir Harley Davison’un sahibi olarak yeni dünyaya merhaba derken; arkasına bakmadan rüzgarla yarışır oldu.

Yazan: Melodi AKÇAY

BARMAİD NOLA JENKINS 1.Bölüm

GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

Saat 21.30 u gösteriyordu. Nola Jenkıns’ı uykusundan derin bir oh çektirmeden, gürültülü bir şekilde uyandırdı. Dün geceden öylesine yorgundu ki Nola, bu gece saate doğru kolunu uzatıp onu kapatacak halde değildi. Fakat saat çalmakta ısrar ediyor; onu çılgına çeviriyordu. Onun mesleğinde gece işe geç kalmak mümkün değildi. Üstelik gideceği mesafede bir o kadar uzaktaydı.

Nola Jenkıns; Sidney’in arka sokaklarından bir barda sabahın ilk ışıklarına kadar barmaidlik yaparak hayatını kazanmakta olan, yirmili yaşlarının başında hayatın tuzağına düşmüş, kimi zaman aksi, kimi zaman sakin bir kişiliğe sahipti.

Babası o daha bebekken, bir gün ondan bir yaş büyük olan ağabeyiyle ortadan kaybolmuş; çekip gitmişti. Nola annesiyle yaşıyordu. Nola Jenkıns için söylenecek çok söz vardı. Barmaidlik konusunda oldukça başarılıydı. 16 yaşında başladığı barmaidlik mesleğinden bu yaşına kadar yapılan yarışmalardan birçok ödüller , plaketler sığdırmıştı yaşamına. Barmaidlik konusunda başarıları birçok yabancı ülkenin gazete ve dergilerinde boy boy sayfa halinde yayınlanmıştı. Katıldığı yarışmalardan ödül olarak kazandığı paraları biriktirir, pek fazla harcamazdı. Esasında büyük bir amacı vardı Nola’nın.

Nola motosiklet aşığıydı. Kendine ait küçük bir motosikleti ile her gece bara gider gelirdi. Bugüne kadar kazandığı paralarla bir Harley Davidson’a sahip olmanın hayalini kurar; paralarının bir kısmını geçimleri için harcar, kalan kısmını da Harley Davidson alabilmek için biriktirirdi. Pek fazla yemek yemeyi sevmezdi. Makarna düşkünüydü. Bu yüzden biraz topluca bir yapıya sahipti.

Bu akşam yine yatağından ayaklarını sarkıtarak zor uyandı. Ayakları dün geceden hala şişikti. Uykudan uyanmak onun için büyük bir işkenceydi. Saat 22.00 yaklaşıyordu ve şimdiye kadar çoktan barın yolunu tutmuş olması gerekiyordu. Saate baktığında geç kalmak üzere olduğunun farkına vardı. Apar topar hazırlanarak annesi Janet’i sarılıp öptükten sonra motosikletine bindiği gibi Sidney’in kırlık bölgelerinden bara doğru yola çıktı. Bu gecede yine her zamanki gibi motosikletini son hızla sürüyor; bu tutkusundan vazgeçemiyordu. Nola’nın hayatı hep oradan oraya savrulmakla geçti. O yüzden rüzgarla yarışıyordu. Nola’yı anlamak çok zordu. Onun kalbinde hep bir şeyleri başarmanın, en iyisi olabilmenin açlığı vardı. Belki de bu yüzden yemek yemeyi sevmezdi.

Nihayet Nola 22.30 sıralarında barın kapısının önünde oldu. Arkadaşı Paul kapının önünde durmuş onun gelmesini bekliyordu.
Paul yumuşak bir ses tonuyla ona;
- Geç kaldın. Oysaki sen geç kalmazdın dedi şaşkın bir tavırla.

Nola - Sanırım saat yüzünden geç kaldım diyerek karşılık verdi Paul’e.

İkisi bar kapısından içeri girerek, bütün gece yakalarından düşmeyecek olan ayyaşlara servis yapmak için hazırdılar. Nola Jenkıns bara adım attığı andan itibaren bambaşka bir kişiliğe bürünür, dili konuşmaz beyni çalışmazdı. Sadece ondan içki isteyenlere içkilerini hazırlardı. Ona sülük gibi yapışan erkekler olursa kapı dışarı ederdi. O yüzden tanıdık hiç kimse Nola’ya bulaşmazdı. Bara yeni gelen biri olursa Nola’nın bağrışmaları barın uç masalarından duyulur; barmen arkadaşları tarafından ağızları kapatılan yabancı baylar dışarıya çıkarılırdı. Birkaç tane şirket sahibi, doktor, avukat, öğretmen ve diğer meslek gruplarından olan düzgün beyler özellikle Nola’nın yaptığı Shaker’ı içmek için sırf onun masasının önünde otururlardı. Nola her zaman en iyi ve en düzgün müşterileri kapardı. Bardaki yüksek sese artık kulakları alışmıştı. Söylenilenin çoğunu duymuyordu. Onu lafa tutan müşterileri olursa bir bakışı arkadaşı Paul’un yanında bitmesine yeterdi.

Nola hayatı için bir şeyler yapmalıydı. Bu yüzden elindekileri kaybetmemek adına yaşama direniyordu. Bu gecede her zamanki olağan gecelerden biri yaşanıyordu barda. İçkiler su gibi tüketiliyor; servis üstüne servis alıyordu Nola. Bütün gece ayakta fazla kaldığı için her gece eve ayakları şişmiş bir halde dönüyor, yatağından sancıdan kıvranıyordu.

Saat sabahın dördüne yaklaşıyordu. Paul ona eğer bu gece motosiklet kullanabilecek kadar kendini güçlü hissetmiyorsan seni arabamla eve bırakabilirim dedi.
Nola, Paul’e sırıtarak

- Gitme vaktimiz yaklaştı. Teşekkür ederim Paul. Ama biliyorsun ben motosikletsiz olamam dedi kahkahayla.

Tam o sırada anayol üzerinde bulunan barın önünden motor sesleri gelmeye başladı. Nola bar çıkışı evine gitmek üzereyken Harley Davidson tutkunu motorcular bara gelirler; Paul ve Nola’yla sohbet ederlerdi.
Nola uzaklardan ne zaman Harley Davidson’cu arkadaşlarının motorlarının seslerini duysa, kendi küçük motorunun sesini kapatır, Harley Davidson’ların seslerini dinlerdi.

Bu gecede sabaha karşı Harley Davidson’cu arkadaşları bar kapısının önünde Nola ve Paul’le koyu bir sohbete tutuldular. Nola’nın hayran olduğu arkadaşlarıydı motorcular. İçlerinden beş altı kişiyi tanıyordu. Fakat çoğu Nola’nın barda ne amaç için çalıştığını bilirler ve bu yüzden gecenin bir yarısı sabaha karşı barın önünde Harley Davidson’larıyla onunla turlarlardı.

İçlerinden Michael isminde genç bir çocuk Nola’ya tutkundu. Nola’nın eline sayısız fırsat geçtiği halde Michael’in teklifine karşılık vermemişti. Michael fena çocuk değildi. Ama Nola biraz soğukkanlı bir yapıya sahipti.

Her gece gibi bu gecede eve gidip dinlenmesi gerektiği halde Harley Davidson’cularla tur atmıştı. Her şey onun için yolundaydı. Ve eve gitme vakti gelmişti.

Nola küçük motosikletiyle Sidney’in kırlık ara yolarından eve giderken, istediğini elde etmek için daha çok para toplamam gerekiyor diye düşünüyordu. O gece yatağa uzanıp yatarken bütün olumsuz düşünceleri beyninde bir kenara itmeye çalışarak; şişen ayaklarıyla uyumaya çalıştı.

Nola’nın annesi bayan Janet kızının sabahlara kadar barda çalışmasına gönlü razı olmuyor, artık hayatının bir düzene oturması gerektiğini düşünüyordu. Fakat bayan Janet’te gerçeği biliyordu. Nola, bu konuda birçok ödüller almıştı ve onu bardan ayırmak imkansızdı.

Nola’nın gecesi ve gündüzü birbirine karışmıştı. Önceki gecenin yorgunluğunu üzerinden atmak için bütün günü yatakta uyuyarak geçiriyor; hayatını yaşayamıyordu. Nola ise annesinin tam tersine yaşadığını düşünüyordu. Çünkü onu yaşatan sebepleri vardı. Önündeki yıllarını bu uğurda bir kumar gibi oynuyordu.

Ertesi gece yine işe gitme vakti yaklaşmış odasındaki saati onu uyandırmıştı. Yorganını eliyle yüzüne doğru çekip kapadıktan sonra saatin çalmasını durdurdu.
Bayan Janet
- Sanırım ikinizde geç kalmak üzeresiniz diyerek kızını neşelendirmeye çalışıyordu. Nola annesinin yüzüne bakarak;

- Bu sabah her şey çok güzel anne! Pardon! Yani gece. Sende gece ile birlikte çok güzel görünüyorsun diyerek annesinin ruhunu okşuyordu.

Nola hazırlanırken bayan Janet kızına
- Nasıl yaşayacağın konusunda sana karışmak istemiyorum. Fakat zaman zaman düşünüyorum da bütün geceyi nasıl ayakta geçirebiliyorsun? Dedi.

- Sevgi ve aşk anne!

Bayan Janet daha önce duyduğu cevabı ondan yine almıştı. Ama anne yüreği buna dayanamıyordu. Nola annesine
- Öyle sessiz durma! Ben iyiyim ve mutluyum. Sende mutlu ol! Diyerek rahatlamaya çalıştı.

Pek fazla oyalanmadan bu gece erkenden barda oldu. Bir kez daha, yorgun bir gecenin sabahına hazırdı. Her zamanki gibi barın arkasında meşhur Shaker’larını çalkalamaya, sallamaya başladı. Derken masanın önündeki sandalyeye orta yaşlarda gayet çekici ve zarif bir bayan oturdu. Kadına ara sıra yan gözle bakıyordu. Nola pek fazla konuşmayı sevmediği için kadına karşı soğuk duruyordu. Birden gözleri kadınla kesişti. Kadının durgun bir hali vardı. İlgisini çekmişti. Ona bir içki teklif etti. Kadın içkiyi alırken elleri titriyordu. Nola içki bardağını kırıp kendine zarar vereceğinden korktuğu için masaya kendi koydu.

Kadın yüksek ses tonuyla
- Bana yardım mı etmek istiyorsunuz? Etmeyin! Ben kendim hallederim diyerek ona meydan okuyan bir tavırla dikildi.

Nola bayana sert bir bakış attı.
- Ve size bu vakitten sonra kimse yardım edemez. Doğru dürüst konuşmayı bile beceremiyorsunuz diyerek kadına servis yapmaktan vazgeçti.

Keyfini hiçbir şeyin bozmasına izin vermiyordu. Bu yüzden barda çalışmaya başladığı ilk andan itibaren bu yaşına kadar başına gelebilecek bütün tehlikelere karşı gözü açıktı. Sabahın erken saatlerine kadar bara böyle birçok kişi gelir ve Nola için onlarla uğraşmak pek fazla kolay olmazdı. Bu gecede bardan ayrılırken her gece uyduğu kuralını değiştirerek, arkadaşı Paul’un arabasıyla evine gitti. O gece hiç gözünü kırpmadan yatağında sabahın ilk ışıklarını etti.

Bütün gece babası ve abisiyle ilgili hatırladığı kadar anıları düşünüp durdu. Yıllardır aklında onlar hakkında öğrenmek istediği soruların cevaplarını arıyordu.

Birkaç yıl önce Nola’nın babasının New York’ta olduğuna dair bir bilgi geçmişti ellerine. Fakat bunun doğruluğunu hiçbir zaman bulamadılar. Nola daha 4 yaşındayken kaybolan ve hiç hatırlamadığı abisini, annesinin acısından dolayı unutamıyordu. Fakat hiçbir zaman annesinin yanında bu konuları dile getirmiyordu.

Her gece Nola, saat 22.30 civarlarında ve sabahın ilk ışıkları yaklaşıncaya kadar barda olurdu. Nola’nın hayatı sıradan bir hayattı. Seçkin bir hayatı hiçbir zaman tercih etmemişti. O bir hayalinin Harley Davidson’a sahip olmanın peşinden koşmuştu. Hayalleri sınırlıydı. Aşka, sevgiye ayıracak tek bir vakti yoktu.
Hiç gözünü kırpmadan yatağa yattığı gecelerde ne kadar çok para biriktirdiğini ve amacına biraz daha adım adım yaklaştığını düşünüyordu.

Bir gece Nola ona yıllardır arkadaşlık eden küçük motosikletiyle bara doğru yola çıkmış giderken, tali yoldan ani bir şekilde önüne çıkan arabayla çarpıştı. Araba gecenin karanlığında ıssız yolda Nola’yı, otlarla kaplı bir uçurumdan aşağıya fırlatmıştı. Nola’ya çarpan sürücü olay yerinden hızla kaçmıştı. Nola kendinde değildi. Hareketsiz bir şekilde kayalıklarda yatıyordu. O gece Nola, bara gelmeyince arkadaşları ve Paul onu merak içerisinde geçirdiler. Bayan Janet’e Nola hakkında bilgi almak için uğradılar. Bu arada bütün Harley Davidson’cu arkadaşları Nolanın bara gelirken kullandığı güzergah üzerinde onu arıyorlardı. Bayan Janet’i sakinleştirmek o gece kolay olmadı. Kimse onu o gece bulamadı. Bütün geceyi kayalıklar üzerinde hareketsiz bir şekilde geçirdi. Nola sabahın ilk ışıkları yaklaştıkça yavaş yavaş kendine gelmeye , üşümeye başladı. Nefes alıp verişi sıklaşıyordu. Bütün nefesiyle bağırıyordu. Kollarıyla olduğu yerde sürünerek ayağa kalmak istedi; ama yapamadı. Bacakları kıpırdamıyordu. Sabah olduğunda sert ve sivri bir kayanın üzerinde olduğunu fark etti. Aşağısı uçurumdu. Şans eseri uçurumdan aşağıya düşmemiş kurtulmuştu. Bağırışlarını etrafa duyurabilmek adına var gücüyle bağırıyordu. İmdat çığlıkları uçurumda yankılanıyor; er ya da geç sesinin birileri tarafından duyulacağını inanıyordu.

O sırada, bütün geceyi onu arayarak geçiren arkadaşları hala onun izini sürüyorlardı. Bacaklarını hareket ettiremediği için Nola’nın siniri bozulmaya başladı. Onu burada kimselerin bulamayacağından burada öleceğinden dolayı endişeye kapılıyordu. Son ümidi olan imdat çığlıklarını nefessiz kalana kadar havaya yaymaya başladı.

O sırada tarlasına gitmekte olan genç bir çiftçi oradan geçiyordu. Ve Nola’nın sesini duydu. Sesin olduğu yöne doğru gidince Nola’yı bir kayanın üzerinde yatarken gördü.

- Lütfen! Bana yardım edin! İsmin Nola Jenkıns. 45 sokakta oturuyor; Albert barında barmaidlik yapıyorum. Bu gece işe giderken bana araba çarptı. Lütfen! anneme haber verin! Burada ölmek istemiyorum; çok üşüyorum diyordu.

Nicolas ismindeki genç çiftçi Nola’nın yanına ulaşmayacağını anlayınca bayan Janet’in yanına vardı. Ona bu kötü haberi söylediğinde, bütün gece korkudan deliye dönen annesi için onun yaşadığına dair gelen bu haber sevinç yaratmıştı. Bayan Janet, Nola’nında kocası ve oğlu gibi çekip gittiğini düşünüp durmuştu bütün gece. Yanıldığını anlamıştı.

Deliye dönen bayan Janet; kendine gelir gelmez ilkyardımı ve Paul’u aradı. Birkaç dakika içerisinde polisler, ilkyardım, Paul ve Harley Davidson’cu arkadaşları Nola’nın yanına vardırlar.

Nola, baygın bir şekilde kayanın üzerinde yatıyordu. Bir hafta kadar sonra Nola hastane odasında yatakta gözlerini açtı. Yaklaşık bir haftadır komada yatıyordu ve bir ameliyat geçirmişti. Kendini toparladığında ilk olarak bacaklarını hareket ettirmek istedi. Fakat, iki bacağını da alçıda asılı olarak gördü.

Annesine - Seni görmek çok güzel. Seni özledim dedi gözünden akan yaşlarla.

Bayan Janet kızına bu durumunu nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Kızının yanağına doğru eğilerek kulağına hoş geldin. Seni seviyorum dedi. Nola annesinin bu sevgi sözleri karşısında iyice gerildi ve göz pınarlarında akmayı bekleyen gözyaşlarına engel olmadı.

Nola’nın geçirdiği kazanın üzerinden altı ay geçti. Bu süre zarfında iki ameliyat daha geçirdi. Ona çarpan sürücünün izine rastlanmadı. Nola hastanedeyken arkadaşları tarafından küçük motosikleti tamir edilmiş; evde onun gelmesini bekliyordu.

Nola için günler geçiyor, bir türlü yataktan kalkıp yürüyemiyordu. Artık, iyice yürüyemeyeceğini anlamaya başladı. Doktorlar annesine bu kötü haberi çoktan vermişlerdi. Nola’nın zamanla yürüyebileceği ihtimalini de önlerine sunmuşlardı. Nola’nın belden aşağısı felç olmuştu. Bayan Janet nasıl olurda kızına bu kötü haberi kendi ağzıyla söyleyebilirdi. Yapamadı. Kızının hayalini yok edemedi. Fakat Nola çoktan gerçekle yüz yüze gelmişti.

Annesini ve doktoru John’u odasının kapısında görünce kaderine razı olmuş gibi, yüzünde onlara karşı bir gülümseme belirdi. Kendini toparlayarak

- Anne bu gece benimle birlikte uyumaya ne dersin? En son sana sarılarak ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum. Bana bu gece yanımda yatarken, o geceyi hatırlatır mısın? dedi ve arkasına yaslandı.

Nola annesine karşı dirayetli olduğunu göstermeye çalışıyordu. Yıllar yılı oğlu ve kocası için hasretlik çeken annesini üzmek, onu hiçbir şekilde korkutmak istemiyordu.O gece Nola ve annesi beraber yattı.

Gecelerce odasında ağlayarak yüreği eridikçe eriyordu Nola’nın.
Artık aklından geçmiyordu Harley Davidson hayali. Hayalini bir ölçüde, kaza geçirdiği gece o kayanın üzerinde bıraktı.

Bir gün hastaneden artık çıkma vakti geldiğini anladı ve annesine burada kalamam beni evimize götür dedi. Geleceğimle ilgili şu an hiçbir şey öğrenmek istemiyorum. Beni bir an önce buradan kurtar dedi.

Nola’nın zamana ihtiyacı vardı. Tekerlekli sandalyeyle hastaneden çıkarken, hayatıyla ilgili verebileceği bütün kararları düşünüyordu.

Nola, evinde geçirdiği uzun günlerde bazen hayatı boyunca yürüyemeyeceğini düşünüyor; bazen de ayaklarının onu bir anda havaya kaldırabilecek kadar güçlü olduğunu düşünüyordu. Fizik tedavi süreci Nola için epey zaman alıyordu ve bu süreçten yorgun düşüyordu. Fakat bu tedavi onun için yararlı olmaya başlamıştı. Chicago’daki bir hastanenin doktoruyla iletişim kurup gönderilen emar sonuçları, Nola’nın iyi bir tedavi sonucu yürüyebileceği cevabını getirmişti onlara. Fakat bu sürecin yıllar alabileceği küçük bir not olarak düşülmüştü.

Nola hayatını bu düşüncelerin alt üst etmesine izin vermek istemiyor; her şeye yeniden başlamalıyım diyordu. Bu düşüncelerinden kaçıp kurtulmak ara ara onun için kolay olmuyordu.
Fakat Paul ve Harley Davidson’cu arkadaşları onu zaman zaman fizik tedaviye ve bara götürüyorlardı. Nola artık barda gözden uzak köşelerde oturuyor; keyfi yerinde olduğu zaman Shaker’ını çalkalar çok sevdiği arkadaşlarına ikram ederdi. Bu arada arkadaşları ona son model bir fotoğraf makinesi aldılar. Fotoğraf makinesi artık onun gözleri ve hayatı olmuştu. Daha çok insan yaşamı üzerine fotoğraf çekerdi. Hayatı monotonluktan biraz olsun çıkmıştı. Nola’nın hayatında birçok değişiklikler oluyordu. Ülkesinde ve ülke dışındaki yabancı ülkelerin gazete ve dergilerine yazdığı yazıları ve çektiği fotoğraflarını gönderiyor; oralardan paralar kazanıyordu. Yavaş yavaş her şey onun için yolunda gidiyordu.

Yazan : Melodi AKÇAY

HİKAYENİN DEVAMI

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim