Dünya Çocuk Şiirleri Günü İçin Şiirler
Yayın Tarihi: 08 Nisan 2012 Pazar Saat: 10:30Dünya Çocuk Şiirleri Günü İçin Şiirler
|
Açık Pencereden |
| Açık penceremden Solgun bir sonbahar öÄŸle sonrası Çankaya sırtları, Dikmen görünüyor Yabani bir ördek sürüsü geçiyor yüksekten Lodosun sürüklediÄŸi bir iki bulut parçası Sokaktan gelen seslere bakılırsa Ne çabuk geçti o günler Kavaklar uçlarından sararmaya baÅŸladı Seneye daha boylu göreceÄŸiz aynı aÄŸaçları Necati CUMALI |
|
Anlamak |
| Bazen anlıyorum Bazen anlamıyorum Annemi Babamı Ninemi Annem ÅŸöyle der Cin ne demek Hiç yapabilir miyim Bir dedem Dedemi çok anlıyorum Cahit ZARİFOÄžLU |
|
Aydede – Ayanne |
| Aydedenin paltosunu kim giydirir anne GözlüÄŸünü bastonunu Kim bulup verir eline Yıldızlar mı verir Yıldızlar aydedenin Torunları mı anne Aydedenin yemeÄŸini Aynenenin evi nerde ALİ YÜCEL |
|
Bir Dünya Bırakın |
| Oynaya oynaya gelin çocuklar El ele, el ele verin çocuklar. Bir vatan bırakın biz çocuklara Bir bahçe bırakın biz çocuklara Oynaya oynaya gelin çocuklar Bir barış bırakın biz çocuklara Oynaya oynaya gelin çocuklar Bir dünya bırakın biz çocuklara Oynaya oynaya gelin çocuklar Adnan ÇAKMAKÇIOÄžLU |
|
Dört Yapraklı Çiçek |
| Çıkamaz çocukluÄŸundan dışarı Kimse. Oynamamız bundandır. Kara toprakla binlerce yıl. Çıkamaz çocukluÄŸundan dışarı Çıkamaz çocukluÄŸundan dışarı Çıkamaz çocukluÄŸundan dışarı FAZIL HÜSNÜ DAÄžLARCA |
|
Ellerim Yaramaz |
| Annemin gözleri ılık Sevgi dolu Çünkü Bana bakıyor SevdiÄŸim renklerin başında Ablamın saçları ışık Babamın yüzü çizgi çizgi KardeÅŸimin yüzü ekÅŸi Benim ellerim yaramaz Cahit ZARİFOÄžLU |
Sığınak Arayan Çocuk
Yayın Tarihi: 07 Nisan 2012 Cumartesi Saat: 17:00Sığınak Arayan Çocuk
GüneÅŸ batmış, ay gökyüzünde gezinmeye çıkmış. Gecelerden bir gece sevgili aynacık bakın neler anlatmaya baÅŸlamış Uzak memleketlerin birisinde tahtına düÅŸkün, zengin mi zengin bir padiÅŸah yaÅŸarmış. Adil olmasına adilmiÅŸ ama, burnu kanasa bütün ülkeyi ayaÄŸa kaldırırmış. Birgün öyle hastalanmış, öyle hastalanmış ki; ayaÄŸa kalkamaz, sarayının bahçelerinde zevkle gezinemez olmuÅŸ. Ülkede ne kadar iyi doktor varsa çağırmışlar. Ne kadar ilaç varsa denemiÅŸler, ama bir türlü padiÅŸahın hastalığına çare bulamamışlar. Yaz gelmiÅŸ, çiçekler açmış, kuÅŸlar cıvıldaÅŸmaya baÅŸlamış. GüneÅŸ parıldıyor, herkesi evinden dışarıya çağırıyormuÅŸ. Fakat padiÅŸahımız, iyileÅŸemediÄŸi için bu güzellikleri pencereden seyretmekle yetinmek zorunda kalıyormuÅŸ. Birgün bütün doktorlar bir araya gelerek padiÅŸahın hastalığını konuÅŸmaya baÅŸlamışlar. Artık onlar da sıkılmış bu olaydan. Çünkü padiÅŸah hergün onlara kızıyor, bağırıyormuÅŸ: – Siz ne biçim doktorsunuz. Hepinizi astırmak lazım. Zindanlarda süründürmek lazım. Kafanızı uçurmak lazım Doktorlar korkuya kapılmaya baÅŸlamışlar bu tehditler karşısında. En kısa zamanda padiÅŸahın hastalığına bir çare bulamazlarsa baÅŸlarının derde gireceÄŸini seziyorlarmış. Nihayet içlerinden biri meydana çıkarak; – ArkadaÅŸlar, demiÅŸ. Buradan çok çok uzakta bir memleket var. Adı Sevilenya Orası ilimde ilerlemiÅŸ bir memlekettir. Bütün alimler mutlaka oraya gider ve ilmine ilim katarmış. İşte o memlekette yaÅŸayan bir doktorun ünü dünyaya yayılmış. İyileÅŸtiremediÄŸi hasta, çaresini bulamadığı hastalık yokmuÅŸ. PadiÅŸahımıza söyleyelim haber salsın çağırtsın onu. Biz de rahatlayalım. Doktorların hepsi bu fikre katılmışlar ve içlerinden birisini sözcü seçerek padiÅŸaha göndermiÅŸler. PadiÅŸah anlatılanları dinledikten sonra hemen emir vermiÅŸ: – Derhal hazırlıklar baÅŸlasın. Yarın sabah yola çıkacak bir birlik oluÅŸturulsun. En güzel hediyeler, kese kese altınlar doktora verilmek üzere hazırlanmış. Ve ertesi sabah bilinmeyen ülkeye doÄŸru yolculuk baÅŸlamış. Akrep yelkovanı, gece gündüzü, ilkbahar kışı kovalamış yaz gelmiÅŸ. PadiÅŸahımız her sabah heyecanla uyanır sorar olmuÅŸ: – Geldiler mi? Çevresindekiler çekinerek cevap verirlermiÅŸ: – Henüz gelmediler padiÅŸahımız. Birgün güneÅŸ yüzünü daÄŸların ardından göstermeden, ay yıldızlarla gökten çekilmeden nal sesleri ÅŸehrin sokaklarını inletmeye baÅŸlamış. Saray kapısı açılmış, muhafızlar hemen doktorlara haber vermiÅŸler: – Birlik geri dönmüÅŸtür. Doktorlar, padiÅŸahın hastalığına derman olacak doktorun gelip-gelmediÄŸini öÄŸrenmek için bahçeye inmiÅŸler. Arabadan, siz deyin çınar boyunda, ben diyeyim kavak boyunda bir adam inmiÅŸ. Bir ân ürkmüÅŸler. Bakışlarında bir baykuÅŸ keskinliÄŸi varmış. Hürmette kusur etmeden odasını göstermiÅŸler, dinlenmesi için. Fakat kabul etmemiÅŸ: – Hastamız nerededir? Bir insan acı çekerken ben nasıl dinlenebilirim! Doktorlar ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın padiÅŸaha haber salmışlar. PadiÅŸah haberi alır-almaz; – Aman hemen gelsin. Kaç zamandır gözlerime uyku girmez. Acıdan yüreÄŸim duracak sanırım. Hemen gelsin hemen, demiÅŸ. Bu, adı daha önce hiç duyulmamış ülkeden gelen doktor, elindeki ufak çantayla padiÅŸahın huzuruna çıkmış. PadiÅŸahın aÄŸrıyan bacağını saatlerce incelemiÅŸ ve sonra ÅŸunları söylemiÅŸ: – Dokuz yaşında bir erkek çocuk bulunmalı. Bu çocuk kesilecek ve midesi bacağınıza sarılacak. Üç gün içinde hiçbir ÅŸeyiniz kalmaz, ayaÄŸa kalkarsınız. PadiÅŸah, askerlerini böyle bir çocuk bulmaları için göndermiÅŸ. Bütün okullar, bütün evler araÅŸtırılmış. Ve nihayet dokuz yaşında, çok güzel bir erkek çocuÄŸu bulunmuÅŸ. Askerler çocuÄŸun annesiyle, babasıyla konuÅŸmuÅŸlar, durumu anlatmışlar. Zaten bütün halk padiÅŸahın hastalığından haberdarmış. Ama anne ve baba çocuklarının kesileceÄŸine çok üzülmüÅŸler. AÄŸlamış, sızlanmışlar. Yalvarmışlar. Ama kimse onları dinlememiÅŸ. ÇocuÄŸun babası vezire gelerek; – OÄŸluma kıymayın, demiÅŸ. Onun yerine beni öldürün. O benim tek çocuÄŸum. Beni ondan ayırmayın. Ne olur yapmayın bunu! Vezir, çocuÄŸun babasını karşısına oturtmuÅŸ ve ÅŸunları söylemiÅŸ: – Sen bir çocuÄŸun mu, yoksa bir padiÅŸahın mı ölmesini istersin? EÄŸer padiÅŸahımız ölürse hâlimiz nice olur hiç düÅŸünmüyor musun? DüÅŸmanlarımız memleketimizi istilâ ederler. Bu daha mı iyi? Akılsızlık etme. Sana bin altın veriyorum. Hiç oÄŸlun olmadığını düÅŸün. ÇocuÄŸun babası o kadar altını daha önce birarada hiç görmediÄŸi için heyecana kapılmış ve razı olmuÅŸ: – Varsın padiÅŸah yoluna öldürülsün benim oÄŸlum, demiÅŸ. OÄŸlunun karşılığı olarak aldığı altınlarla eve dönmüÅŸ. Çocuk, babasına sarılıp aÄŸlamış. – Beni öldürmeyecekler deÄŸil mi, diye sormuÅŸ babasına. Adam oÄŸluna diyecek bir söz bulamamış, susmuÅŸ kalmış. Ertesi gün de çocuÄŸun annesi vezirin yanına gitmiÅŸ. Yalvarmış, yakarmış. Ama vezir ona da bin altın vererek bu iÅŸe rıza göstermesini saÄŸlamış. ÇocuÄŸun annesi aÄŸlamayı bırakarak; – Eh, madem ki hayırlı bir iÅŸ için ölecek, ne yapalım ölsün, demiÅŸ. PadiÅŸah, anne ve babadan izin aldıktan sonra devrin bilginlerini yanına çağırtmış. Bir de onlardan izin almak istiyormuÅŸ. Bazıları bunun yanlış olduÄŸunu söylemiÅŸler, bazıları padiÅŸahın ölümünden daha hayırlıdır demiÅŸler. Sonunda çocuÄŸun kesilmesinde bir sakınca olmadığı kararına varmışlar. Bütün ülkeye bu olay duyurulmuÅŸ. Herkesin dilinde kesilecek çocuk varmış. Kimileri duyduklarına inanamıyor, kimileri çocuÄŸa acıyor, kimileri de padiÅŸah iyileÅŸecek diye seviniyormuÅŸ. Kısa zamanda ÅŸehrin meydanı hazırlanmış. Halk merasimi seyretmek için meydana toplanmış. ÇocuÄŸun annesiyle babası halkın önünde çocuklarının kesilmesine izin verdiklerini, bilginler de çocuÄŸun hayırlı bir iÅŸ için öldürüldüÄŸünü söylemiÅŸler. Zavallı çocuk hiçbir ÅŸey yapamıyormuÅŸ. KesileceÄŸi yere çıkarılmış. Herkese bir bir bakmış ve babasına dönerek konuÅŸmaya baÅŸlamış: – Babacığım, hani ben senin tek çocuÄŸundum. Hani beni çok severdin. Åžimdi bensiz ne yapacaksın? O altınlar benim yerimi tutabilir mi? Çocuk sonra da annesine dönerek konuÅŸmuÅŸ: – Ya sen anneciÄŸim, nasıl izin verebildin biricik oÄŸlunun öldürülmesine! Demek ki beni gerçekten hiç sevmedin. Üzülmeyecek misin? – Peki siz, sevgili bilginler. Dokuz yaşındaki bir çocuÄŸun öldürülmesinin yanlış olmadığını nasıl söylersiniz? Ben kimsenin canını acıtmadım ki. PadiÅŸahımızın hastalığının sebebi de ben deÄŸilim. Kimseyi de öldürmedim. Son olarak padiÅŸaha dönmüÅŸ: – PadiÅŸahım, iyileÅŸmek için beni öldürüyorsun. Oysa biz seni sığınak kabul ediyorduk. Senin ülkende bunun için yaşıyoruz. Bizi koruduÄŸun için Demek ki ülkemize bir ÅŸey olsa hiçkimse sana sığınamayacak, demiÅŸ. Çocuk bakmış kimse yardım etmeyecek, başını gökyüzüne kaldırmış ve dudaklarını kıpırdatmaya baÅŸlamış. PadiÅŸah onun bu hâlini görünce sormuÅŸ: – Åžimdi ne yapıyorsun? Islanmış gözlerini padiÅŸaha çeviren çocuk, aÄŸlamaklı bir sesle cevap vermiÅŸ: – Sen annemi, babamı, bilginleri razı etmiÅŸsin. Bana da sığınabileceÄŸim tek bir yer kalıyor. Yalvarıyorum ki beni kurtarsın. Siz beni anlamıyorsunuz. PadiÅŸah bu sözleri duyunca ÅŸaşırıp kalmış ve hatasını farkedivermiÅŸ: – Bırakın çocuÄŸu, demiÅŸ. Benim ölümüm bu bacaktan olacaksa olsun. Bu olaydan sonra padiÅŸahın bacağı nedense hiç aÄŸrımamış. Ve padiÅŸah çocuÄŸu yanına alarak beraberce güzel bir hayat geçirmiÅŸler.
« Previous Entries Next Entries »