« Önceki Örnekler Sonraki Örnekler»
Adam birden “ÅŸÅŸÅŸÅŸÅŸttt” diye fısıldadı. İrkildim.
Ooooooo dedi Ahmet!
Hiç havamda deÄŸildim. “Tam üstüne bastın Ahmet kaldır ayağını” dedim.
Yazan : Melodi AKÇAY
Birde hayatta yenilgiyi asla kabul etmeyen insanlar vardı. İşte! en zor olan onlardı. Hayata uyum sağlamakta güçlük çekiyorlardı. Nedensiz kıskançlıkların içerisinde bulurdum onları ve şaşırırdım.
SERSERİ RUHLAR
Yayın Tarihi: 09 Eylül 2009 Çarşamba Saat: 7:12
Vakit gecikmişti. Çoktan gitmeliydim. Bu kezde son defa iyi geceler diledim eski dostlara. Belki baharda yine gelirim. Ve, valizimi alıp koyuldum yollara. Rastgele dedim hayata yine bir sonbaharda.
Üşümüştüm. Hem de çok üşümüştüm. Şiddetli esen rüzgarın yakıcı etkisi tenimde dolaşıyor, vücudumu kaşındırıyordu. Yarım saat kadar yürüdüm yollarda. Kimsecikler görünmüyordu etrafta. Bu, dostlarımı kimbilir kaçıncı terk edişimdi. Biliyordum. Yürüdüğüm yerlerin etrafında bir kavis çizip tekrar geri döneceğimi.
Üç saat kadar başı boş bir şekilde dolaşıp durdum. Gecenin karanlığında çakıl taşlarıyla kaplı dar bir patika yol çıktı karşıma. Tam karşımda bütün heybetiyle duran bir meşe ağacı, kollarıyla bütün sokağı sarıp sarmalıyordu. Sanki hareket eder gibiydi. Yoksa hayal gücüm mü oyun oynuyordu bana.
Ayak sesleri geliyordu “tak tak” diye. Gelen endamlı biri olmalı diye düşümdüm. Bir kaç adım daha attıktan sonra, koskoca cüsseli bedeni ile tir tir titreyen bir yürek çıktı karşıma. Bu soÄŸuk havada alnından terler akıyordu. Ürkek bir görünümü vardı. Åžaşırdım. Biraz önce beni “tak tak” diye ayak sesleriyle telaÅŸa düşüren bu yürek, hiç hareket etmeden öylece bana doÄŸru bakıyordu. Oysa geliÅŸi kadar ürkütücü deÄŸildi gördüğüm bu sima. O vakit seçim sanşım yoktu; bu çakıl taÅŸlı yolda. Daha yeni terk etmiÅŸtim eski dostları. Oysa ÅŸimdi hayata karışmak, dış dünyaya açılmak üzereydim.
Param, evim ve sevdiklerimi geride ne varsa bıraktım. Ve şu an hayata yine boyun eğmek zorunda kaldım. Biliyordum. Yine yenilecektim. ama bu kadar çabuk olmamalıydı.
Adam birden “ÅŸÅŸÅŸÅŸÅŸttt” diye fısıldadı. İrkildim.
Bir saat kadar vaktin var. Hemen gitmezsen bir daha gidemezsin dedi ve sokağın başına doğru yürüdü.
Beyefendi! Beyefendi! beni nereden tanıyorsunuz? diye arkasından seslendim. Hiç oralı olmadı. Sanki rüyada gibidiydim. Gecenin karanlığında birinin yüreğime dokunması, kendime getirmişti beni. Bir an kalbimin burkulduğunu hissettim. Nasıl olurda bütün hayatımı geride bırakıp ayazlı bir gecede yollara vururum kendimi diye düşündüm.
İşte! yine gelmiÅŸti vicdan duygusu. Derin bakışları yüreÄŸimin üzerindeydi. Yine ortada bırakmıştı beni. Ayakta duracak halimde kalmamıştı. Güçlükle nefes alıyordum. İnatla direttim; kanadı kırık vicdanıma.. “Bu sefer gelme gideceÄŸim”.
Issız yollarda koştum, koştum. Bir çamur birikintisi sıçradı suratıma. Kendime geldim. Baktım karanlık yollara.
Bir saat kadar serseri duygularla gezip dolaştım. Bu gecede yine bir değişiklik yaşadım. Ahmet ve arkadaşlarına rastladım. Bir meyhanenin kapısından çıkıyorlardı; sabahın ilk ışıklarıyla.
Ooooooo dedi Ahmet!
Vay canına kimler gelmiş kimler dedi alaycı tavrıyla.
Yine mi sensin Burhan?
Hiç havamda deÄŸildim. “Tam üstüne bastın Ahmet kaldır ayağını” dedim.
Ooooo dedi yine pişkin bir tavırla. Düellon bitmedi mi hayatla?
İnatlaştık biraz.
Ayakta sallanıyordu Ahmet. Birden yere yığılıverdi. Yarım gecede olsa dertlerden kurtulacaktı. Meyhane önünde herşey sessiz ve sakindi.
Yabancıydım buralara. Şimdiye kadar çoktan varmış olmalıydım yeni ufuklara. Sabah olmak üzereydi. Yaşlanıp ıskartaya çıkmak istemiyordum buralarda. Yine dönüp dolaşıp geldim eski dostlara. Sırtımda kahverengi meşin ceketim, ayağımda prangalarla. Hala gönlüm yaşamadığım duygularda.
Yazan : Melodi AKÇAY
HER YERDE BİR HİKAYE VAR
Yayın Tarihi: 08 Eylül 2009 Salı Saat: 7:44
Bazen hayatıma dair bütün yaşanmışlıkları ve ihtimalleride unutarak önüme açılan kapıların ardında yani her gittiğim yerde bir hikayenin var olduğunu görüyorum. Zaman zaman hayata kızgınlığımdan hırçınlanır, kızgınlıktan kararan gözlerimi sadece kendi hikayeme odaklardım. Sonra yılları takiben hayat sadece benim kapı çalmadığımı, benimde kapımın çalındığını ve iki tarafında ayrı bir hikayesi olduğunu öğretti zamanla.
Her gittiğim yerde hikayeler ve bu hikayelerin kahramanları farklı olsa da benzer yönleri oluyordu. Bir zaman sonra karşımda yep yeni biri vardı. O bendim. Ama bunun adı olgunluktu. Değişmiştim. O vakitten sonra her gittiğim yerde çalınan ve açılan kapılar ardında, sonbaharda düşen ve rüzgarda savrulan yapraklar gibi yaşanan hayat hikayelerine rastladım. Ve, bakmakla görmek; yaşamakla yaşatmak arasındaki farkı öğrendim. Yani kısacası her şeye iyi bakmanın bilincine vardım. Daha sonraları da bir düş görüyor olduğumun farkına vardım.
Bir bir yazılan ve savrulan hayat hikayeleri. Tozlu raflar ardında okunmadan ve yaşanmadan kalan hikayeler ve kahramanlar vardı.
Kalabalıklar arasından ilerlerken sağımda ve solumda tanıdıklarıma selam verir; yüzünü daha önce hiç görmediğim insanların hayatlarına dair aklımda hiçbir fikrim olmazdı. Benim için sadece insandılar.
Sonra yavaş yavaş, uğradığım her yerde yüzünü gizleyerek ağlamaya çalışan insanların varlığına şahit oldum. Kimi irileşmiş göz bebekleriyle dünyaya bakarken, kimi de göz pınarlarının ucunda bekleyen gözyaşlarını, akıtıp akıtmamak arasında bocalıyordu.
Hepsinin ortak bir noktası vardı; o da yüzlerinin üzgün ve solgun oluşuydu.. Sonra bir kez daha anladım. İnsanların aynı olduğunu. Onları birbirinden farklı kılan noktaları kiminin hayatı boşlaması, kiminin de hep bir kabuk içerisinde, kendini daima muhafaza etmeye çalışmasıydı. Aslında hepsi aynı özellikleri taşıyorlardı. Fiziksel olarak birbirlerine benzemiyorlardı ama, duygu ve düşünce olarak benzer noktaları vardı.
Kimi hayat hikayesini her fırsatta dile getirirdi; kimi üzerine bir zırh giymiş gibi kendi kabuğuna çekilirdi.
Birde hayatta yenilgiyi asla kabul etmeyen insanlar vardı. İşte! en zor olan onlardı. Hayata uyum sağlamakta güçlük çekiyorlardı. Nedensiz kıskançlıkların içerisinde bulurdum onları ve şaşırırdım.
Yüzlerini bir kez gördüğüm insanların bir çoğunun yaşamalarına dair konuşmalarından hayat hikayelerini anlamaya çalışırdım.
Güzel kadınların, yakışıklı erkeklerin, mutlu ve mutsuz bakışları vardı yüzlerinde. Çoğu engellerdi ya da engellemeye çalışırdı gözlerini benden ortamdan kaçırarak.
Bazı insanlar vardı. herhangi bir seste irkilen, korkulu gözleri fal taşına dönen. Ürktükleri şey neyse, onun olmadığını anladıkları an, boylu boyunca salınıverirdi vücutları. Rahatlardı korkudan taş kesilmiş omuzları.
Öfkeden dolayı kontrolünü kaybedenler vardı. Onların çoğunu görmezden gelirdim. Çünkü öfke; iyileşmeye çalışan bir yarayı derinleştirmeye yeterdi bana göre. Bu insanların çoğu kendi hatalarını başkalarına yüklemekten ve devretmekten dolayı haklı olduklarını sanırlardı.
Yaşadığım ve gördüğüm kontrolsüz öfke davranışları, düşündüklerimin tek kanıtıydı. Bir yere güvenlik kemeriyle sımsıkı bağlandıklarını sanırlardı. Ve bakışları bu yüzden korkusuzcaydı.
Yabancısı olduğum hayat hikayeleri ve insan bakışları da vardı. İşte o noktada benim bildiklerimin sadece gördüklerimden ibaret olduğunu anladım. Bu hayat hikayelerini görünce bütün düşüncelerim bir tek noktada birleşti. Her gittiğim yerde yeni bir hayat hikayesi vardı. O da pek çok insanın hayat hikayesini yazmak için tekrar tekrar, hiç tereddüt etmeden; hayata doğru cesaretle büyük bir adım atmış olmalarıydı.
Yazan : Melodi AKÇAY
« Previous Entries Next Entries »