« Önceki Örnekler
Yayın Tarihi: 03 Mayıs 2011 Salı Saat: 19:04
Vakit Geçirmek: Oyalanmak, bazı ÅŸeylerle meÅŸgul olarak zamanın geçmesini saÄŸlamak”Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım”
Vadesi Gelmek : Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek . Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek “Vadesi geldi geçiyor ama senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor”
Vakitli Vakitsiz: Rastgele bir zamanda, geliÅŸigüzel, uygun bir zamanı gözetmeden”Vakitli vakitsiz gelip giderdi evine”
Vakit Kazanmak: Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak . Bir ÅŸeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak”Sen onu meÅŸgul et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit kazanmış oluruz”
Vaktini Almak: Epey zaman harcanmasını gerektirmek, baÅŸka bir iÅŸe ayrılmış zamanı tutmak”Vaktini alıyorum ama baÅŸka çarem de yok”
Vaktini Öldürmek: Zamanını yararsız, gereksiz, boÅŸ iÅŸlerle ya da hiç iÅŸ yapmadan, boÅŸ yere geçirmek”Bu kazanç getirmeyen iÅŸle bütün vaktini öldürecek misin yani?”
Vaktini ÅžaÅŸmamak: Tam zamanında”Vaktini ÅŸaÅŸmaz o, göreceksin ÅŸimdi gelecek”
Vay Canına!: Şaşma, öfke duygusunu dile getirmek için kullanılır
Vebali Boynuna Olmak: Bir işin günahını yüklenmek
Velveleye Vermek: Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek”Bir anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, saÄŸa sola koÅŸmaya baÅŸladılar”
Verip VeriÅŸtirmek: Ağır sözler söylemek, aÄŸzına ne gelirse söylemek”Yüzüne karşı verip veriÅŸtirdi ama o tek kelime bile söylemedi”
Veryansın Etmek: Hiç insaf göstermeden, acımadan saldırmak; ağzına geleni söylemek
Vıcık Vıcık: Sulu ve gevÅŸek olmak, basıldığında ses çıkarmak”Etraf vıcık vıcık çamurdu, yürüyemiyorduk”
Vıdı Vıdı Etmek: Söylenip durmak, hemen her ÅŸeyi eleÅŸtirip beÄŸenmediÄŸini söyleyerek durmadan konuÅŸmak, etrafındakileri rahatsız etmek”Sus artık, vıdı vıdı edip kafamı ÅŸiÅŸirdiÄŸin yeter”
Vız Gelmek (vız gelip tırıs gitmek): Hiç önemsememek, aldırış etmemek”Onun sözleri vız gelir bana, önce kendine söz geçirsin”
Viraneye Çevirmek: Yakıp yıkmak, yıkıntı durumuna getirmek, harap etmek”BeÅŸ gün geçmeden viraneye çevirdiler evi”
Voli Vurmak: Haksız olarak kazanç elde etmek, vurgun vurmak
Volta Atmak: Bir aÅŸağı bir yukarı dolaÅŸmak, gidip gelmek”Canımız sıkıldıkça avluda volta atıp dururduk”
Vur Abalıya: Bütün yükün yumuşak huylu kişiye yüklenmesi; sessiz, güçsüz kimsenin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda karşıdaki kişiye sitem yollu söylenir
Vur Dedikse Öldür Demedik Ya!: Bir isteği, dileği yerine getirirken aşırılığa kaçıp da işi berbat edene karış söylenir
Vurduğu Yerden Ses Getirmek: Eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak
Vurdumduymaz Kör Ayvaz: Umursamaz, aldırmaz, duygusuz ve kayıtsız kimse
Vur Patlasın Çal Oynasın: Aşırı zevk ve eÄŸlence; aşırı zevk ve eÄŸlenceye düşkün kimsenin parasını bu yolda harcamasını anlatır”Vur patlasın çal oynasın sabaha kadar tepinip durdular”
Vurucu Güç: Çok etkin silâhlarla donatılmış, özel eÄŸitim görmüş askerî birlik”Ordu içinde vurucu bir gücün oluÅŸturulması konusunda fikir birliÄŸine vardılar”
Vücuda Getirmek: OluÅŸturmak, meydana getirmek, var etmek”Bütün bu canlıları Yüce Allah`tan baÅŸka kim var edebilir ki?”
Vücudunu Ortadan kaldırmak: Öldürmek”Sabaha kadar adamın vücudunu ortadan kaldırın, yoksa başımıza çok iÅŸ açacak”
Etiketler: deyim deyimler ve anlamları deyimler ve manaları deyimlerin manaları v harfi ile başlayan deyimler v ile başlayan deyimler ve anlamları
Yayın Tarihi: 18 Nisan 2011 Pazartesi Saat: 9:10
Pahalıya mal olmak: Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak”Bu ev size pahalıya mal olsa gerek”
Palas pandıras: Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan”Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık”
Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek
Paldır küldür: 1 Büyük bir gürültü ile 2 Ansızın ve kurallara uymaksızın”Paldır küldür merdivenlerden inmeye baÅŸladılar”
Pamuk ipliği ile bağlamak: Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak
PaniÄŸe kapılmak: Çok korkmak, telâşa sürüklenmek”Çocuklar paniÄŸe kapılacaklar diye endiÅŸeleniyorum”
Papara yemek: Çok azarlanmak”Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum”
Para babası: Çok zengin, parası bol olan
Para canlısı: Parayı çok seven, paraya düşkün
Para çekmek: 1 Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak 2 Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak
Para dökmek: Bir ÅŸey için çok para harcamak”Düğün için az para dökmedi”
Para etmemek: 1 İşe yaramamak, etkili olmamak 2 DeÄŸeri pahasına satılamamak”Bu malların para edeceÄŸini sanmıyorum”
Parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek
Para kesmek: 1 Çok para kazanmak 2 Devletin çok para basması”Bizim büfe âdeta para kesiyor”
Para sızdırmak: Kandırarak, zorlayarak birinden para almak”Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar”
Para tutmak: 1 Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek 2 Satın alınan ÅŸeyin karşılığını para olarak hesaplamak”Aldığımız eÅŸyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?”
Paraya çevirmek: Bir malı verip yerine para almak”Gidin, ÅŸu dolapları paraya çevirin de gelin”
Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak
Payını almak: Azarlanmak. Kendine düşen kazanç miktarını almak.
Paye vermek: Adam yerine koymak, deÄŸer vermek.
Payidar olmak: Kalmak, yok olmamak, yaÅŸamak.”Milletimiz ilelebet payidar olacaktır.”
Perdesi yırtık: Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.”Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!”
Pergelleri açmak: Uzun adımlarla yürümeye baÅŸlamak.”Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım.”
Pay çıkarmak: Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.
Pes demek: MaÄŸlubiyeti kabul etmek, baÅŸkasının üstünlüğüne boyun eÄŸmek.”YenileceÄŸini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi.”
Pestil gibi olmak: Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.
Pestilini çıkarmak: 1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.”Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı.”
PeÅŸini bırakmamak: Bir ÅŸeyi izlemekten vazgeçmemek.”Adamın peÅŸini bırakmayın sakın!”
PeÅŸkeÅŸ çekmek: Kendisinin veya bir baÅŸkasının malını bir çıkar uÄŸruna birisine uygunsuz olarak vermek.”Yurdu düşmanlara peÅŸkeÅŸ çekiyorlar.”
Peyda olmak: Ortaya çıkmak, belirmek, oluÅŸmak.”Köşede bir adam peyda oldu.”
Pılıyı pırtıyı toplamak: Hemen bütün eÅŸyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.”Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu.”
Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Roman Özetleri, Duvar Yazıları, Atasözleri, Hızlı Okuma, Özlü Sözler, Türk
Pire için yorgan yakmak: Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.
Pireyi deve yapmak: Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.
Pisi pisine: BoÅŸ yere, boÅŸuna.”Pisi pisine vurdular çocukcağızı.”
Pis pis düşünmek: Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.”Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım.”
Pis pis gülmek: Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.
Pişkinliğe vurmak: Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.
PiÅŸmiÅŸ aÅŸa su katmak: Yoluna girmiÅŸ, bitmek üzere olan bir iÅŸi bozmak ya da aksatmak.”PiÅŸmiÅŸ aÅŸa su katabilir, onu buraya sokmayın.”
PiÅŸmiÅŸ kelle gibi sırıtmak: Anlamsız, çirkin, yersiz, diÅŸlerini göstererek gülmek.”PiÅŸmiÅŸ kelle gibi gülmeyi bırak da iÅŸine bak.”
Posasını çıkarmak: 1. Birini çok dövmek. 2. Bir kiÅŸi veya ÅŸeyi sonuna kadar sömürmek.”Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz.”
Posta koymak: Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.”Bana posta koyacak adam daha anasından doÄŸmadı.”
Postayı kesmek: İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.
Post elden gitmek: 1. Öldürülmek. 2. BulunduÄŸu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.”Post elden gidince kahretti adam.”
Post kavgası: Bir makamı, iÅŸi ya da iktidarı ele geçirme çekiÅŸmesi.”Seçimler yaklaÅŸtı, post kavgası da baÅŸladı.”
Postu kurtarmak: Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.”Postu kurtardık çok şükür.”
Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.
Pot kırmak: Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.”Dikkatli ol, bir pot kırma sakın.”
Pösteki saymak: İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir iÅŸle uÄŸraÅŸmak.”Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar.”
Prangaya vurmak: Zincire vurmak, ayağına pranga baÄŸlamak.”Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede.”
Puan almak: 1. Spor karşılaÅŸmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.”Åžu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum.”
Puan tutturmak: Gereken sayıda puan kazanmak.”Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!”
Punduna getirmek: Bir ÅŸeyi yapmak için uygun ÅŸartları elde etmek, fırsat kollamak.”Punduna getirir getirmez patlattı yumruÄŸunu.”
Pupa yelken: 1. AlabildiÄŸince, hiçbir ÅŸeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgârla ÅŸiÅŸmiÅŸ olarak, tam yolla.”Pupa yelken açıldık denize.”
Pusu kurmak: Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.”Düşmanlarımızın pusu kurduÄŸundan tam zamanında haberdar olmuÅŸtuk.”
Pusulayı ÅŸaşırmak: 1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. DoÄŸru tutum ve davranıştan ayrılmak.”İyice pusulayı ÅŸaşırmadan uyarmalıyız onu.”
Pusuya düşmek: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.”Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!”
Put gibi: Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.
Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.”Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!”
Püf noktası: Bir işin en ince, en önemli yeri.
Püsküllü belâ: Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya ÅŸey.”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.”
Etiketler: deyim DEYİMLER deyimler ve anlamları p harfi ile başlayan deyimler ve anlamları p ile başlayan deyimler ve anlamları
« Previous Entries