P İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI
Yayın Tarihi: 18 Nisan 2011 Pazartesi Saat: 9:10Pahalıya mal olmak: Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak”Bu ev size pahalıya mal olsa gerek”
Palas pandıras: Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan”Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık”
Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek
Paldır küldür: 1 Büyük bir gürültü ile 2 Ansızın ve kurallara uymaksızın”Paldır küldür merdivenlerden inmeye baÅŸladılar”
Pamuk ipliği ile bağlamak: Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak
PaniÄŸe kapılmak: Çok korkmak, telâşa sürüklenmek”Çocuklar paniÄŸe kapılacaklar diye endiÅŸeleniyorum”
Papara yemek: Çok azarlanmak”Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum”
Para babası: Çok zengin, parası bol olan
Para canlısı: Parayı çok seven, paraya düşkün
Para çekmek: 1 Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak 2 Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak
Para dökmek: Bir ÅŸey için çok para harcamak”Düğün için az para dökmedi”
Para etmemek: 1 İşe yaramamak, etkili olmamak 2 DeÄŸeri pahasına satılamamak”Bu malların para edeceÄŸini sanmıyorum”
Parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek
Para kesmek: 1 Çok para kazanmak 2 Devletin çok para basması”Bizim büfe âdeta para kesiyor”
Para sızdırmak: Kandırarak, zorlayarak birinden para almak”Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar”
Para tutmak: 1 Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek 2 Satın alınan ÅŸeyin karşılığını para olarak hesaplamak”Aldığımız eÅŸyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?”
Paraya çevirmek: Bir malı verip yerine para almak”Gidin, ÅŸu dolapları paraya çevirin de gelin”
Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak
Payını almak: Azarlanmak. Kendine düşen kazanç miktarını almak.
Paye vermek: Adam yerine koymak, deÄŸer vermek.
Payidar olmak: Kalmak, yok olmamak, yaÅŸamak.”Milletimiz ilelebet payidar olacaktır.”
Perdesi yırtık: Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.”Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!”
Pergelleri açmak: Uzun adımlarla yürümeye baÅŸlamak.”Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım.”
Pay çıkarmak: Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.
Pes demek: MaÄŸlubiyeti kabul etmek, baÅŸkasının üstünlüğüne boyun eÄŸmek.”YenileceÄŸini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi.”
Pestil gibi olmak: Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.
Pestilini çıkarmak: 1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.”Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı.”
PeÅŸini bırakmamak: Bir ÅŸeyi izlemekten vazgeçmemek.”Adamın peÅŸini bırakmayın sakın!”
PeÅŸkeÅŸ çekmek: Kendisinin veya bir baÅŸkasının malını bir çıkar uÄŸruna birisine uygunsuz olarak vermek.”Yurdu düşmanlara peÅŸkeÅŸ çekiyorlar.”
Peyda olmak: Ortaya çıkmak, belirmek, oluÅŸmak.”Köşede bir adam peyda oldu.”
Pılıyı pırtıyı toplamak: Hemen bütün eÅŸyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.”Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu.”
Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Roman Özetleri, Duvar Yazıları, Atasözleri, Hızlı Okuma, Özlü Sözler, Türk
Pire için yorgan yakmak: Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.
Pireyi deve yapmak: Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.
Pisi pisine: BoÅŸ yere, boÅŸuna.”Pisi pisine vurdular çocukcağızı.”
Pis pis düşünmek: Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.”Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım.”
Pis pis gülmek: Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.
Pişkinliğe vurmak: Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.
PiÅŸmiÅŸ aÅŸa su katmak: Yoluna girmiÅŸ, bitmek üzere olan bir iÅŸi bozmak ya da aksatmak.”PiÅŸmiÅŸ aÅŸa su katabilir, onu buraya sokmayın.”
PiÅŸmiÅŸ kelle gibi sırıtmak: Anlamsız, çirkin, yersiz, diÅŸlerini göstererek gülmek.”PiÅŸmiÅŸ kelle gibi gülmeyi bırak da iÅŸine bak.”
Posasını çıkarmak: 1. Birini çok dövmek. 2. Bir kiÅŸi veya ÅŸeyi sonuna kadar sömürmek.”Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz.”
Posta koymak: Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.”Bana posta koyacak adam daha anasından doÄŸmadı.”
Postayı kesmek: İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.
Post elden gitmek: 1. Öldürülmek. 2. BulunduÄŸu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.”Post elden gidince kahretti adam.”
Post kavgası: Bir makamı, iÅŸi ya da iktidarı ele geçirme çekiÅŸmesi.”Seçimler yaklaÅŸtı, post kavgası da baÅŸladı.”
Postu kurtarmak: Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.”Postu kurtardık çok şükür.”
Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.
Pot kırmak: Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.”Dikkatli ol, bir pot kırma sakın.”
Pösteki saymak: İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir iÅŸle uÄŸraÅŸmak.”Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar.”
Prangaya vurmak: Zincire vurmak, ayağına pranga baÄŸlamak.”Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede.”
Puan almak: 1. Spor karşılaÅŸmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.”Åžu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum.”
Puan tutturmak: Gereken sayıda puan kazanmak.”Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!”
Punduna getirmek: Bir ÅŸeyi yapmak için uygun ÅŸartları elde etmek, fırsat kollamak.”Punduna getirir getirmez patlattı yumruÄŸunu.”
Pupa yelken: 1. AlabildiÄŸince, hiçbir ÅŸeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgârla ÅŸiÅŸmiÅŸ olarak, tam yolla.”Pupa yelken açıldık denize.”
Pusu kurmak: Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.”Düşmanlarımızın pusu kurduÄŸundan tam zamanında haberdar olmuÅŸtuk.”
Pusulayı ÅŸaşırmak: 1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. DoÄŸru tutum ve davranıştan ayrılmak.”İyice pusulayı ÅŸaşırmadan uyarmalıyız onu.”
Pusuya düşmek: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.”Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!”
Put gibi: Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.
Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.”Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!”
Püf noktası: Bir işin en ince, en önemli yeri.
Püsküllü belâ: Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya ÅŸey.”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.”
Ü İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI
Yayın Tarihi: 02 Kasım 2010 Salı Saat: 10:31Üç AÅŸağı BeÅŸ Yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.”Üç aÅŸağı beÅŸ yukarı anlaşırız, merak etme.”
Üç Buçuk Atmak: Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir durum olacak diye korkup durmak.
Üçe BeÅŸe Bakmamak: AlışveriÅŸte fiyat konusunda küçük farkları önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak.”İstediÄŸini üçe beÅŸe bakma, mutlaka al.”
Üç Otuzluk: Yaşı hayli ilerlemiş (kimse).
Ümidini Kesmek: Artık ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuÅŸamayacağını anlamak.”Ümidimi kestim iyice, kocam artık geri dönmeyecek.”
ÜmitsizliÄŸe Düşmek: GerçekleÅŸmeyeceÄŸine, olmayacağına inanmak.”ÜmitsizliÄŸe düşme bu kadar, belki geri gelir.”
Ün Kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.”O cihana ün salmış bir güreşçidir.”
Üst BaÅŸ: Kılık kıyafet, giyim kuÅŸam.”Üstüne başına hiç bakmaz ki o.”
Üste Çıkmak: Suçlu olduÄŸu hâlde suçsuz durumda olduÄŸunu söyleyip karşısındakini suçlamak.”Bir an önce bu iÅŸten kurtulmak için üste çıkmayı baÅŸarmalıyım diye geçirdi içinden.”
Üstesinden Gelmek: Becermek, üzerine aldığı iÅŸi baÅŸarmak, yapmak.”Hiç endiÅŸelenme sen, üstesinden gelecektir o iÅŸin.”
Üste Vermek: Fazladan ödeme yapmak.”Üste bir milyon verdiler ama bu arabayı deÄŸiÅŸmedim.”
Üst Perdeden KonuÅŸmak: 1. Üstünlük taslayarak konuÅŸmak. 2. Çok yüksek sesle konuÅŸmak.”Üst perdeden konuÅŸmaya bayılır.”
Üstü Başı Dökülmek: Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan durumda bulunmak.
Üstü Kapalı KonuÅŸmak: Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuÅŸup dinleyenin kavrayışına bırakmak.”Niçin üstü kapalı konuÅŸtuÄŸunu bir türlü anlayamıyordu.”
Üstünde Durmak: Bir iÅŸe önem vermek, o iÅŸle yakından ilgilenmek, uÄŸraÅŸmak.”Åžu iÅŸin üstünde dur biraz, yoksa sonun kötü olacak.”
Üstünde Kalmak: Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2. Suçlanmak.”Onlar kaçıp gittiler, kabahat bizim üstümüzde kaldı.”
Üstünden Atmak: Başından savmak, bir ÅŸeyi ödev olarak kabul etmemek, baÅŸkasını ilgilendirdiÄŸini belirtmek.”Bu iÅŸ senin, sakın üstünden atayım deme.”
Üstünden Dökülmek: Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.
Üstünden (ÅŸu kadar zaman) Geçmek: Aradan (ÅŸu kadar) zaman geçmek.”Üstünden ÅŸu kadar zaman geçmesine raÄŸmen hâlâ borcunu ödemedi.”
Üstüne Almak: 1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiÄŸini kabul etmek.”Her sözü üstüne alma lütfen!”
Üstüne Atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.”Camı kendi kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı.”
Üstüne Basmak: 1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice belirtmek.”Üstüne basa basa anlat, baban çok maÄŸdurmuÅŸ de!”
Üstüne Bir Bardak (soÄŸuk) Su İçmek: O iÅŸten umudunu kesmek, o iÅŸin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek.”Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soÄŸuk su iç!”
Üstüne (üzerine) Düşmek: 1. Bir ÅŸeyi elde etmek için çok uÄŸraÅŸmak. 2. (ÇocuÄŸu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.”Åžu çocuÄŸun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse başımıza çıkacak.”
Üstüne Fenalık Gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne Geçirmek: 1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak. 2. Bir çocuÄŸu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek.”Evi üstüne geçirmiÅŸ dedem, doÄŸru mu?”
Üstüne Gelmek: Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.
Üstüne Gül Koklamamak: Sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki kurmamak.
Üstüne (yatmak) Oturmak: Hiç hakkı deÄŸilken baÅŸkasının malını kendine mal etmek.”Vakıf mallarının üstüne oturdu adam, nasıl yaptı, vicdanı nasıl el verdi bilmiyorum.”
Üstüne Titremek: Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak.”Öğrencilerinin üstüne böyle titreyen bir öğretmen daha görmedim.”
Üstüne Toz Kondurmamak: Bir ÅŸeyin kusur, eksiÄŸi olduÄŸunu kabul etmemek.”ÇocuÄŸunun üstüne hiç toz kondurmuyor.”
Üstüne Tuz Biber Ekmek: Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak durum oluşturmak.
Üstüne Üstüne Gitmek: 1. Bir konuda bir kimseye sürekli baskı yapmak. 2. Güç bir ÅŸeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden o ÅŸeyle uÄŸraÅŸmak.”Biliyorum zor ama üstüne üstüne gitmelisin, ancak o zaman baÅŸarabilirsin.”
Üstüne Varmak: 1. Bir ÅŸeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. Bir kadın, evli bir erkekle evlenmek.”Demek tükürdü sana; üstüne varma, zorlama demedim mi sana?”
Üstüne Yıkmak: 1. Kendi iÅŸlediÄŸi bir suçu baÅŸkasına yüklemek. 2. Kendisinin de sorumlu olduÄŸu bir iÅŸin ağırlığını baÅŸkasına yüklemek.”Evin geçim yükünü annenin üstüne yıkmışlar, sorumsuzca yaşıyorlar.”
Üstüne Yürümek: Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak; ya da saldırmak.”Öfkeyle delikanlının üstüne yürüdü.”
Üvey Evlât Gibi Tutmak (saymak) : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak, küçümsemek.”Dokunma bana, beni hep üvey evlât gibi tuttun, ne zaman yaklaÅŸtıysam sana köşe bucak kaçtın benden.”
Üzüm Üzüm Üzülmek: Haddinden fazla, çok üzülmek.”AnneciÄŸi üzüm üzüm üzülüyor ama bir çare bulamıyordu.”