Ş İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

DEYİMLER, GENEL Yorum Yok »

Şafak Atmak: Birden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamak, bu sebeple tedirgin olmak

Şafak Sökmek: Güneşin doğmaya başlamasıyla gece karınlığının yavaş yavaş kaybolup ortalık aydınlanmaya başlamak.

Şaha kalkmak: Atın ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları üstünde yerde durması. Coşmak, kükremek, baş kaldırmak.

Şahken Şahbaz Olmak : Zaten çirkin olan biri, birtakım etkenler yüzünden daha da çirkinleşmek. (alay olarak ters anlamda)

Şaka Gibi Gelmek: Bir türlü inanamamak

Şaka Götürmemek: Şakadan hoşlanmamak. Bir iş ya da durum dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek.

Şaka Kaldırmak: Kendisine yapılan şakalara katlanmak, dayanmak.

Şaka İken Kaka Olmak : Şaka olarak başlayan bir durum kavgaya dönüşmek.

Åžaka Maka (derken): “Ciddiye almıyor, ağırlığını duymuyor, gerektiÄŸi gibi önemsemiyorduk ama sonunda gerçekten önem vermemiz gerektiÄŸi ortaya çıktı” anlamında kullanılır.

Şakası yok: Tehlikeli. Bir kişi için hatır gönül tanımaz, gerekeni yapar, ciddi bakar olaya anlamında kullanılır.

Şakaya Getirmek: Oldukça önemli, ciddi bir şeyi açıktan söylemeyip şaka yollu söylemek. Önemli bir meseleyi şaka yaparak geçiştirmek

Şakaya Vurmak: Ciddî bir söz ve davranışı şaka yoluyla geçiştirmek.

Şamar Oğlanı: Herkesin hıncını aldığı, dövdüğü, çattığı, söylendiği kimse

Şamata Koparmak: Gürültü, patırtı yapmak.

Şapa Oturmak: Güç bir duruma düşmek, çıkmaza girmek

Şart Koşmak: Bir işin yapılmasını önceden bir şarta bağlamak

Şeref Vermek: Onurlandırmak, yapıp ettikleriyle övünç kaynağı olmak.

Şerefini Korumak: Onurunu, kişiliğini gözetmek.

Şeşi Beş Görmek: Yanlış görmek, görüşünde aldanmak

Şeyhin Kerameti Kendinden Menkul: Çok büyük işler yaptığını belirtiyor ama bunu doğrulayacak ne kanıt ne de kimse var ortalıkta.

Şeytana Uymak: Dinin emirleri dışına çıkmak, haram olan işlere bulaşmak, doğru yoldan ayrılmak.

Åžeytan Diyor ki!: “İçimden ÅŸu kötü iÅŸi yap, doÄŸru yoldan ayrıl eÄŸilimi geçip duruyor” anlamında kullanılır.

Şeytan Dürtmek: Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak.

Åžeytan Görsün Yüzünü: “Onunla hiç görüşmek, bir arada bulunmak istemiyorum” anlamında kullanılır.

Şeytanın Art Bacağı: Çok afacan ve yaramaz (çocuk).

Şeytanın Ayağını Kırmak: Aksiliği, uğursuzluğu yenmek.Herhangi bir sebepten ötürü yapamadığı bir şey yapmak

Åžeytan Kulağına KurÅŸun: İyi bir durumdan, iÅŸten gidiÅŸten söz ederken “Aman nazar deÄŸmesin, Allah kötülerin ÅŸerrinden korusun, ÅŸeytandan uzak bulundursun.” anlamında kullanılır.

Şeytanın Yattığı Yeri Bilmek: Çok kurnaz ve açıkgöz olmak; bilinmesi, hatırlanması güç şeyleri bilmek; pek çok şeyden haberdar olmak

Şıp Diye Geçmek: Ansızın, birdenbire geçmek.

Şifayı Bulmak (veya kapmak): Hastalanmak.

Şimdiden Tezi Yok: Hemen, hiç durmadan, hiç vakit kaybetmeden.

Şimşekleri Üzerine Çekmek: Söz ve davranışlarıyla çevresindekileri kızdırmak; rahatsız etmek; sert eleştirilerine, saldırılarına hedef ve neden olmak.

Şirazesinden Çıkmak: Bozulmak, çığırından çıkmak, düzenini yitirmek.

Şom Ağızlı: Hemen her olayı kötüye yoran, kötü şeyler olacağını söyleyen, ileri sürdüğü ihtimallerin gerçekleşmesinden korkulan kimse.

Şöyle Bir: Üstünkörü, gelişigüzel, üzerinde durmayarak

Şöyle Böyle: Ne iyi ne kötü, orta derecede. Hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık olarak.

Şundan Bundan: Belli belirsiz, önemsiz şeyler.

Åžundan Bundan KonuÅŸmak : havadan sudan konuÅŸmak

Şunu Bunu Bilmemek: İtiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek, bahane istememek.

Şunun Şurası: Küçümseme, azımsama, yakın bir yer belirtmek istendiğinde kullanılır.

Şunun Şurasında : Kısa bir zaman kaldı geleceğe ulaşmaya anlamında kullanılır.

Şüphe Kurdu: Kişinin içini kemiren, onu tedirgin eden kuşku.

S İLE BAŞLAYAN DEYİMLER VE ANLAMLARI

DEYİMLER, GENEL Yorum Yok »

Saati Saatine : Tam saatinde

Saati Saatine Uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak

Saat On Bir Buçuğu Çalmak : Çok yaşlanmış, yaşamının sonuna yaklaşmış olmak.

Sabaha Çıkamamak: Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak.

Sabahı Etmek (veya bulmak): Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak.

Sabahın Köründe: Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken vaktinde

Sabır Taşı: Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan

Sabrı Taşmak: Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak

Saç Ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.

Saçı Bitmedik (yetim): Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim

Saçına Ak Düşmek: Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak

Saçına Başına Bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan kimseler için kullanılır.

Saçını Başını Yolmak: Birini çok fazla dövüp hırpalamak. Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek

Saçını Süpürge Etmek: (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak

Saç Saça Baş Başa: (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek.

Saç Sakal Birbirlerine Karışmak: Üstü başı perişan, uzun süre saç ve sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak.

Safra Bastırmak: Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.

Sağa Sola Bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek

Sağ Gözünü Sol Gözünden Sakınmak: Çok kıskanmak, üzerine titremek.

Sağır Sultan Bile Duydu: İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı

Sağı Solu (belli) Olmamak: Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak

Sağlam Kazığa Bağlamak: Bir işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri alarak güvenilir bir duruma koymak.

Sağlam Ayakkabı Değil: Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği kuşku veren

Sağlık Olsun: Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez, canımız sağ olsun, kapatırız anlamında kullanılır.

Sağmal İnek: Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar edilen kimse.

Sahip Çıkmak: Birini ilgilenip korumak. Bir şeyin kendisine ait olduğunu söylemek

Sakalı Ele Vermek: Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek.

Sakız Gibi Yapışmak: Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya çalışmak

Salkım Saçak: Dağınık, düzensiz bir durumda; parçası bir yana ayrılmış.

Sallantıda Kalmak: Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden öylece kalmak

Saltanat Sürmek: Bolluk, verimlilik içinde yaşamak. Hükümdarlık etmek

Saman Altından Su Yürütmek: Hiç kimseye sezdirmeden iÅŸ çevirmek, ortalığı birbirine karıştırmak.”Saman altından su yürütenleri hiç sevmem.”

Saman Gibi: Tatsız, yavan.

Sapı Silik: Serseri, başı boş, kişiliksiz.

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.

Sarmaş Dolaş Olmak: Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice kucaklamak

Sarpa Sarmak: Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar belirmek

Satıp Savmak: Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp tüketmek

Sayıp Dökmek: Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak

Sebil Etmek: Bolca vermek, dağıtmak.

Sedyelik Olmak: Ayakta duramayacak hâle gelmek

Seferber Olmak: Bir işe eldeki tüm imkânları kullanarak girişmek

Selâmı Sabahı Kesmek: Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek

Selâm Verip Borçlu Çıkmak: Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek.

Senet Vermek: Yazılı, imzalı belge vermek. Bu işin böyle olduğuna inanmanı istiyorum anlamında kullanılır.

Sen Giderken Ben Geliyordum: Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim, ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın anlamında kullanılır.

Seninki (tatlı) Can da Benim ki (elinki) patlıcan mı? Senin canın kıymetli de benimki kıymetli değil mi? anlamında kullanılır.

Senli Benli Olmak: Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak

Sen Sağ Ben Selâmet: İş sonuçlandı, artık yapacak bir şey kalmadı

Sepet Havası Çalmak: Birini işten çıkarmak, yol vermek, yanından uzaklaştırmak

Sere Serpe: Rahatça, sıkışık olmayarak, açılıp saçılarak, çekinmeden, serbestçe

Sermayeyi Kediye Yüklemek: Parasını yiyip bitirmek, işini ve parasını kaybetmek, batırmak

Ser Verip Sır Vermemek: Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek

Ses Çıkarmamak: İtiraz etmemek, hoş görerek karşı çıkmamak. Hiç konuşmamak, susmak

Sesini Kesmek: Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak. Bir kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek

Ses Seda Çıkmamak: Hiçbir tepki görülmemek. Haber çıkmamak

Ses Vermemek: Herhangi bir sesi çıkarmamak. Bir çağrıya kulak vermemek

Seyirci Kalmak: Bir olay karşısında hiç tepki göstermemek, işe karışmamak

Sıcağı Sıcağına: Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden, unutulmadan

Sıcak Kanlı: Sevimli, cana yakın, sempatik

Sıcak Yüz Göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak

Sıdkı Sıyrılmak: Birinden soğumuş olmak, tiksinmek

Sıfıra Sıfır, Elde Var Sıfır: Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti anlamında kullanılır.

Sıfırı Tüketmek: Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek. Gücü kalmamak

Sık Boğaz Etmek: Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına almak

Sıkı Durmak: Güçlü, dayanıklı olmak; güçlü görünerek dikkatli bulunmak

Sıkı Fıkı: Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz

Sıkıntı Basmak: Çok daralmak, sıkılmak, can sıkıntısı duymak, ruhen boşlukta olmak

Sıkıntı Çekmek: Zorluk, darlık ya da yoksulluk içinde yaşamak. Ruhen tedirginlik duymak

Sıkıntıya Gelememek: Kendini dara düşürücü işlere dayanıklı olamamak, bu işleri yapma yeteneği bulunmamak.

Sıkı Tutmak: Önem vermek

Sır Küpü: Çok şey bilen, çok şey bildiği hâlde kimseye söylemeyen.

Sır Olmak: Aklın eremeyeceği biçimde ortadan kaybolmak.

Sırra Kadem Basmak: Bir kimse ortalıktan yok olmak.

Sırım Gibi: İnce yapılı olmasına mukabil güçlü, dayanıklı

Sırtı Kaşınmak: Söz ve davranışları ile dayak yemeyi hak etmiş bulunmak.

Sırtından Geçinmek: Asalak yaşamak, birinin kesesinden sağlamak

Sırtını Dayamak: Güçlü bir yere veya birine güvenmek. Bir yere dayanmak ya da yaslanmak.

Sırtını Yere Getirmek: Üstün gelmek. Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek

Sıygaya Çekmek: Sorgulamak, yapıp ettiklerinin hesabını sormak.

Sil Baştan: Yapılan işi beğenmeyerek yeniden yapmak.

Silip Süpürmek: Ortada ne varsa hepsini yemek. Hepsini alıp götürmek, yok etmek. Ortalığı temizlemek

Sinek Avlamak: Satış yapamamak, iş ve müşteri olmadığından boş oturmak, iş yapamaz olmak

Sinekten Yağ Çıkarmak: Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya çalışmak; yarar ummak

Sineye Çekmek: Bir zarara, hoş olmayan bir duruma, bir kötü söz veya davranışa ister istemez katlanmak

Sinirleri Alt Üst Olmak: Haddinden fazla sinirlenmek; ne yapacağını şaşırmak, bilememek.

Sinirleri Boşanmak: Kendini tutamayarak gülmek, ağlamak ya da bağırmak.

Sinirleri Yatışmak: Öfkesi veya kızgınlığı geçmek, sakinleşmek

Sinirlerini Bozmak: Kızdırmak, öfkelendirmek.

Sinirleri Gergin Olmak: En ufak bir olay çıktığı anda tepki gösterecek kadar sinirleri bozuk olmak

Sipsivri Kalmak: Tek başına, çaresiz ortada kalmak

Sivri Akıllı: Kimsenin aklını beğenmeyen, düşünceleri kimseninkine benzemeyen, acayip fikirleri olan.

Soğuk Almak: Üşüyüp hastalanmak

Soğuk Duş Etkisi Yapmak: Ansızın bildirilen tatsız bir haber karşısında olumsuz bir tepki göstermek.

Soğuk Kanlı: Serin kanlı, kolayca kızmayan, heyecana kapılmayan, telâş etmeyen

Soğuk Nevale: Sevimsiz, söz ve davranışları sıcak olmayan, insanlardan uzak duran kimse.

Sokağa Düşmek: Bir şey çoğalıp değerini yitirmek. Kötü yola sapmak

Sokak Süpürgesi: Evinde oturmayıp çok gezen, sürtük kadın.

Solda Sıfır: Hiçbir değeri ve önemi yok anlamında kullanılır

Soluğu Kesilmek: Nefes alamaz olmak, gücü tükenmek

Soluk Aldırmamak: Çok sıkı çalıştırmak, dinlenmesine fırsat vermemek.

Soluk Soluğa: Zor nefes alarak; heyecan, telâş, yorgunluk veya bitkinlikle; koşmaktan güçlükle, sık sık soluyarak.

Son Kozunu Oynamak: Elindeki son imkânı kullanmak, son çareye başvurmak.

Sonradan Görme: Sonradan zenginleşerek gösteriş, kibarlık, övünme gibi davranışlarda bulunan

Sorguya Çekmek: Bir kimseye yaptıklarından ötürü sorular sormak ve cevaplarını istemek

Soyup Soğana Çevirmek: Her şeyini, varını yoğunu elinden almak. (Hırsız) bir yeri ya da kişiyi iyice soymak

Sökün Etmek: Bir şey çıkagelmek, art arda gelmek, birbiri ardından görünmek

Söz Açmak: Bir konu hakkında konuşmaya başlamak.

Söz Almak: Konuşmaya başlamak için toplantı başkanından izin almak, öyle konuşmaya başlamak. Birinin bir iş yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. Erkek tarafı, istenilen kızın verileceğine dair ailesinden olumlu cevap almak.

Söz Altında kalmamak: Bir kimsenin kendisini inciten sözüne benzer şekilde cevap vermek

Söz Ayağa Düşmek: Bir konu, herkesin ağzına dökülmek, sorumsuz ve yetkisiz kimselerin düşünce bildirdikleri duruma gelmek.

Söz Bir Allah bir: Verdiğim sözü yerine getireceğim, ondan dönmeyeceğim; Cenab-ı Hakk`ın bir olduğunda şüphe yoktur; ona nasıl inanıyorsam, verdiğim sözün doğruluğuna da inanın anlamında kullanılır.

Söz Birliği Etmek: Bir olayla ilgili olarak aynı şeyleri söylemek üzere anlaşmak, aynı görüşte olmak

Söz Çıkmak: Ortalıkta bir rivayet dolaşmak. Hakkında dedikodu yapılır olmak

Sözde Kalmak: Yapılması kararlaştırılmış bir iş gerçekleşmemek

Söz Dinlemek: Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak

Söz Geçirmek: Dediğini yaptırmak

Söz Gelmek: Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak.

Söz Götürmez: Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan

Söz (laf) İşitmek: Paylanmak, azarlanmak, biri kendisine darılmak

Söz Kaldırmamak: Onu inciten, onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir olmak

Söz Kesmek: Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek

Söz Sahibi Olmak: Herhangi bir konuda konuşmaya yetkisi bulunmak

Sözü Ağzında Bırakmak: Söylemekte olduğu şeyi bitirmesine fırsat vermemek, engel olmak.

Sözü Bağlamak: Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak

Sözü Çiğnemek: Söyleyeceklerini açık ve kesin ortaya koyamamak, istediğini söyleyememek.

Sözü (bir şeye) Getirmek: Konuşurken asıl üzerinde durmak istediği meseleye üstü kapalı değinmek, bu konunun üzerinde konuşulmasını sağlamak

Sözü Kesmek: Söyleyeceklerini bitirmeden susmak. Başkasının konuşmasına engel olmak

Sözüm Meclisten Dışarı: Konuşmam arasında hoşunuza gitmeyecek, kaba olabilecek, ağza alınması doğru olmayan sözler kullanacağım ancak bunların sizinle ilgisi yoktur anlamında kullanılır.

Sözüm Ona: “Güya, sanki, sözde” anlamlarında kullanılır.

Sözünde Durmak: Verdiği sözün gereğini yerine getirmek

Sözünden Çıkmamak: Birinin isteklerine, öğütlerine kulak vermek, o ne derse onu yapmak.

Sözüne Gelmek: En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek

Sözünü Balla Kestim: Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım anlamında kullanılır.

Sözünü Esirgememek: Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak

Sözünü Geri Almak: Söylemiş olduğu sözün doğru olmadığını kabul ederek söylenmemiş sayılmasını istemek

Sözünün Eri Olmak: Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak

Sözünü Tutmak: Verdiği sözü yerine getirmek. Birinin verdiği öğüde uymak

Sözünü Yabana Atmamak: Bir kimsenin söylediklerine önem vermek

Sucuk Gibi Islanmak: Baştan aşağı, elbisesinin ve vücudunun her yanına su değmek

Sudan Cevap: Üstünkörü, tutar yanı olmayan, baştan savma cevap

Sudan Ucuz: Çok ucuz, âdeta bedava gibi

Su Dökünmek: Yıkanmak

Su Gibi Akmak: Zamanın çok hızlı geçip gitmesi. Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs

Su Gibi Bilmek: Çok iyi, yanlışsız bilmek veya okumak

Su Gibi Ezberlemek: Çok iyi, yanlışsız ve takılmadan söyleyebilecek ölçüde ezberlemek.

Su Gibi Gitmek: Bol bol harcamak

Su Götürmez: Kesin, başka bir yoruma açık olmayan

Su Götürür Olmak: Çeşitli yorumlara elverişli olmak.

Su İçinde Kalmak: Çok terleyip sırılsıklam olacak biçimde ıslanmak.

Su Katılmamış: Saf, katıksız, bozulmamış, başka bir etkiyle değişmemiş olan, hilesiz.

Su Koyvermek: Sebze ve et pişerken suyunu salıvermek. Cıvıtmak, sözünde durmamak

Sululuk Etmek: Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak

Surat Asmak: Kaşlarını çatıp yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek.

Surat Bir Karış: Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan

Suratını Ekşitmek: Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek

Sus Payı: Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında verilen para, susmalık.

Suya Götürüp Susuz Getirmek: Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak.

Suya Sabuna Dokunmamak: Sakıncalı konulardan uzak durmak, davranışlarıyla birilerini incitmeyecek yol tutmak

Suyu Bulandırmak: İyi, olumlu, yolunda giden bir işi art niyetle karıştırmak

Suyu Kaynamak: İş başından uzaklaştırılması zamanı yakın olmak

Suyu mu Çıktı?: Beğenilmeyecek nesi var, ne kusurunu gördün ki orada kalmıyorsun? anlamında kullanılır.

Suyun Başı: Suyun çıktığı yer, kaynak. En çok yarar sağlanacak yer. Bir iş için en önemli, iş en son kendisinde bitecek kişi, mevkii

Suyunca Gitmek: Bir kimseyi öfkelendirmeyecek biçimde hareket edip davranışlarını onun isteğine, eğilimlerine uydurmak.

Suyu Nereden Geliyor?: Bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor anlamında kullanılır.

Suyunu Çekmek: Yemek çok kaynayıp hiç suyu kalmamak. Bir şeye özellikle de para harcanıp tükenmek

Suyunun Suyu: Çok uzaktan ilgisi bulunan şey.

Su Yüzü Görmemiş: Hiç yıkanmamış, çok kirli.

Su Yüzüne Çıkmak: Belli olmak, aydınlanmak

Süklüm Püklüm: Korkup çekinerek, ezilip büzülerek, utanıp sıkılarak

Sükûtla Geçiştirmek: Asıl mesele üzerinde bir şey konuşmamak, sessizce atlamak.

Sünger Çekmek: Unutmak, silmek, hiçbir şey olmamış saymak

Süngüsü Düşük: Eski atılganlığı, neşesi, canlılığı, etkinliği kalmamış.

Sürüncemede Kalmak: Gecikmek, bir türlü sonuçlanamamak, askıda kalmak.

Sürüden Ayrılmak: Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol takip etmek

Süt Çalmak : Bozulmuş süt

Süt Dökmüş Kedi Gibi: Bir kabahat işleyip de bu kabahatinden dolayı utanan, korkan, çekinen kimsenin durumunu anlatmak için kullanılır.

Süt Kuzusu: Henüz meme emen kuzu. Çok küçük bebek, yavru, korunması gereken küçük çocuk. Çok nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş kimse.

Süt Liman Olmak: Dingin, gürültüsüz, sakin olmak

Sütü Bozuk: Mayası bozuk, kötü soydan gelen ve ahlâksızlık eden kimse

Sütüne Havale Etmek (bir işi birinin) : İşi beklenen biçimde yapıp yapmamasını o kişinin vicdanına insanlık duygusuna bırakmak.

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim