| |
Kas 07

Yine seni gördüm rüyamda
Heybetli bir çam ağacının altında
Islak tahta bir bankta
Oturuyor, göz göze bakışıyorduk
Seni seyrettim dakikalarca
Gülüyordun ve mutluydun
Rüya içinde rüya görüyordum
Beni eve götür diyordun
Islak tahta bankta
Bitirdin hasretimi bir anda
Sevinmiştim
Hasrette bıraktı yerini
Gelmez denilen mutluluklara
Mutluydum
O kadar mutluydum ki
Sıcacık gülüşünü içime yağdırdın
Onca pervasız düşlerden
Rüyalardan sonra
Elma şekerine kavuşmuş
Çocuklar gibi küt küt heyecanla
Çarpıyordu yüreğim aslında
Rüyaydı belki amma
Onca merak, onca hüzün
Silindi sevdiğim rüyada olsa
Şimdi rüyadan uyandım
Islak tahtalı bankı
Ve seni rüyada bıraktım
Bir an sevinçli yüreğimle
Pencereden hayata doğru baktım
Şu an içim hala gülüyor
Umudu vuslata çevirdin
Rüyada da olsa sevdiğim
Ve ben, bu satırları sana yazıyorum
Basit cümlelerde olsa
Seni anlattıklarım
Bir tek ben bilirim
Bana rüyada verdiğin mutluluğu
Ne yazarsam yazayım
Bütün duygularımla
Yaşanmamış duygularımla
İçimde bir tek sen varsın
Beni bırakmayacağını anlamıştım
Şimdi gözümde
Bir damla yaş olup
İşte beni ağlattın!
Yazan : Melodi AKÇAY
Kas 04

Son günlerde televizyon ekranlarında beyaz eşya, ev eşyası, giyim ve yiyecek üzerine ucuzluk indirim kampanyaları bir bir dönmekte.
Neredeyse her akşam bir televizyon kanalında kilosu 5 Liraya satılan ayakkabı kampanyaları insanların ilgisini çeksin diye izlenme saatlerinin yoğun olduğu bir zamanda haberlerde yayınlamakta. Bu konu bir haber niteliği taşıyor mu? Taşımıyor mu? bilemiyorum amma, seyrederken insanlığa dair istenmeyen birçok manzara ile karşılaşıyorum. Sadece bu durumun bir haber niteliği taşıdığına inanıyorum. Bu kampanyaların altında yatan sebep satış yapan mağazaların ürünlerini pazarlamaktan ve reklamlarını yapmaktan öte, başka bir şey değil aslında.
Bu işin esas ilginç tarafı sanki savaşa gider gibi bir hışımla ayakkabı ya da başka bir ürünü satın almak isteyen insanların, mağaza içerisinde alacağı ürünleri seçerken birbirlerine uyguladıkları davranış biçimleri.
Onları izlerken aklımda birçok cevabını bilen soru uçuşuyordu. İnsanların birçok sebepleri vardı.
1- Ucuzluk
2- İhtiyaç
3- Hediye
4- Ucuz alalımda ileride lazım olur düşüncesi
5- Ucuz alalım, başka yerde daha pahalıya satarız. Ve bunlar gibi birçok sebep.
Fakirlik muhakkak bu sebeplerin içinde vardı. Fakat fakir insanın parasını giyemeyeceği kadar ayakkabı veya başka ürünlerde harcaması burada benim için düşündürücü bir durumdu.
Eğer bu insanlar fakirse ve yiyecek ekmek bulamıyorum diyen kişilerde bunların içinde varsa; bu konuda benim onlara söyleyebileceğim ne söz olabilirdi ki! Büyüklerimden öğrendiğim ve bu zamanın da bana öğrettiği bir atasözünü aktarabilirdim yalnızca onlara “ Ayağını yorganına göre uzat” Uzatmazsan gerçekten fakirlikten sızlanan, vahlanan insanlar arasında kendine yer bulma diyebilirdim.
Ayrıca yine bir televizyon kanalında bir şehrimizde yapılması planlanan en büyük şiş mangal yarışmasının yağmur dolayısıyla iptali sonunda; oraya davet edilen halka, pişirilmek üzere hazırlanan şiş etlerin, pişirilmeden dağıtılması ile televizyon ekranlarına ilginç görüntüler yansıdı.
Aslında, ne geliyorsa bazen başımıza yine kendimizden geliyor. Nimet deyip yere düşen bir ekmeği yerden alıp öpüp alnımıza koyan bizler, böyle kampanyalar ve yardımlar sırasında bir anda onların nimet olduğunu unutuveriyor; yerlerde, havada ve hatta kafamıza kafamıza vurarak bu nimetleri sersefil helak edebiliyoruz. Anlaşılması garip bir durum.
İnsanlarımızı anlamakta güçlük çekiyor muyum?
Bazen böyle davranışları gördükçe evet!
Son zamanlarda bu kampanyalar, bedava dağıtılan ürünler insanların bir anda nasılda hırçınlaştığını, bir kaos ortamına kendilerini nasıl göz göre göre cesaret edip sokabildiklerini gösteriyordu.
Kiminin çoluk çocuk ile onca itiş kakışın arasında gözünü sadece bu ürünleri bir an önce satın alma telaşı ile dolaşmasını izlemek, insanlık açısından acı bir durumdu. Yüzlerindeki ifade çoğu şeyi anlatıyordu.
Ülkemizde yapılan yardımlar ve bu yardımların dağıtılması sonucunda ortaya çıkan izdihamlar, kavgalar ve dövüşleri hep izledik. Sanırım hepte izleyeceğiz.
Aslında bu ucuzluk kampanyaları da; yardım dağıtılma sırasında ortaya çıkan sorunlardan farksız değil. Bir benzeri. Hatta aynısı diyebiliriz.
Yardımlar dağıtılırken hep koordinasyon bozukluğundan söz edilir, durur.
Evet! koordinasyon bozukluğu vardır. Fakat bu konunun anlayamadığım bir başka tarafı; insanların bir döner, bir çorap, bir balon, bir top uğruna birbirlerini ezmeleri, vurmaları, göz gözü görmeyecek halde ortalığı savaş alanına çevirmeleri. Ve bunu insanın insana yapmış ve yapabiliyor olması. Bir yudum ekmeğin ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu bildikleri halde kafalarının üzerinden atıp ortalığa saçıp savurmaları.
İnsanlar böyle davranmaya devam ederse kimden yardım bekleyebilir.
Evet! Yardım dağıtan firmalarda veya kampanya adı altında ucuz satış yapan mağazalarda insanların ve müşterilerin bu ürünleri almaları için gerekli düzeni tam olarak sağlamadıklarını da göremeyecek kadar gözü kapalı biri değilim.
Onu bunu es geçiyorum. Benim anlayamadığım tek konu, insanların kendilerini çocuklarıyla birlikte böyle düzensiz bir ortama rahatça atabilmeleri ve canhıraş halde onun elinden bir şeyi alıp ötekinin kafasına vurması, öbürünü ittirmesi aslında karşılaşabilecekleri sorunlara daha önceden hazırlıklı oldukları anlamına geliyordu bir yandan da. Hepsi zırhlarını giymiş bir gladyatör edasıyla alışveriş yapma değil, satın alma savaşındaydı.
Bizim insanımızda biraz şey vardır. Hani beleş ve ucuz felsefesi. Beleş ve ucuz gördük mü, satın alacağımız ürünlerin sağlamlığı, kullanılırlığı, lazım olurluluğu hiç önemli olmaz. Bu düşünceleri bir tarafa atar; antenlerimizi hemen o tarafa doğru çekim alanına çoktan harekete geçiririz. Çekim alanı karlıda olsa kafasına vurarak bir şeyi çalışır ve işe yarar hale getirmeyi biliriz ve üstelikte çok severiz.
Bir de biz insanlarda şu özellik vardır. Hata yapsak ta, hatalara sebep olsak ta suçlu biz değilizdir ki; hep başka suçlu ararız.
Vallahi televizyon ekranlarında dönen şu kargaşa görüntülerini izlerken aklıma kıtlık, savaş zamanları geldi. Allah Korusun! demek ki bir savaş çıksa, kıtlık olsa düşmana bırakmadan önce biz kendimiz birbirimizi yok edip yiyeceğiz.
Düzenli, rahat ve güvenli bir ortamı aslında biz insanlarda kendi kendimize sağlayabiliriz. Neden hep karşı taraftan her şeyi bekliyoruz. Bir düşünmek lazım, biz çok mu doğruyuz?
Mağazaların reklamları uğruna yaptıkları ucuzluk kampanyalarının yanında, insanlarımızın kendilerinde görmek istemedikleri bir düşüncemi sizlerle paylaşmak istedim. Bu görüntülerle her haber seyredişimle karşılaşmak insanlık ve ülkem açısından aslında acı bir durumdu benim için.
Yazan : Melodi AKÇAY
|
|
Son Yorumlar