NAPOLİLİ BALIKÇI TONİ MANCİNİ VE BEN 2. Bölüm

ANILAR, GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

BU YAZININ ÖNCESİ İÇİN TIKLAYIN

Toni Mancini benim için bir deha ve gizli bir hayatın açılan kapısıydı. Bundan hiç kuşkum yoktu. Bu yüzden ona güveniyordum. Bana karşı ilgisine benim tarafımdan bir türlü karşılık bulamamıştı. Fakat kararlı ve bu duruma meydan okuyan bir tavrı vardı. Bu konuda beni hiç zorlamadı. Çünkü her şey ve arkadaşlığımız yolunda gidiyordu. Bende, o da aramızda bizi birbirimize bağlayan bağın, sonsuza kadar bu şekilde sürmeyeceğini bir gün aşk konusunda yollarımızın kesişeceğini ikimizde biliyorduk. Bu konuda yanılmayacaktım. Arkadaşlığımızı aşka dönüştürmeden önce Toni Mancini bilmediğim şeyleri öğretiyor, kendimi geliştiriyordum. Hukuktan mezun olmasına bir sene vardı. Bir yandan aile mesleği balıkçılık, diğer yanda hukuk her ikisini de hayatında yer vermek istiyordu. Bazen onunla senin gibi şakacı, küstah ve yerinde duramayan biri nasıl olacakta avukatlık yapacak diye dalga geçerdim. Bana güler ve hep aynı cevabı verirdi. Bir insanın amacı varsa, bu şansı değerlendirebilecek kadar güçlüdür demektir derdi inatla. Bir süre gözlerimin içerisine baktıktan sonra bak! göreceksin, nasıl avukat olacağım der ve sözlerinden hayatında hep olacağımı anlardım.

Bana birçok konuda yardımcı olmuştu. Yabancı bir ülkede oda benim gibi yabancıydı, fakat burası onun dünyasıydı. Benim dünyam ailemin yanıydı. Bir gün bu ülkeden gidecektim. Buraya belirli bir amaç için gelmiştim. Biriktirebildiğim kadar paralarla buralarda fazla kalmadan ülkeme dönecektim. Fakat olmadı. Bir buçuk sene boyunca hasret dolu geceler geçirdim. Bu süre zarfında tek bildiğim, tek inandığım kelime hasret oldu. Bana bu konuda hiç kimse yardımcı olamıyordu. Çalıştığımız fabrikadan kolay izin verilmiyordu. Almanya’daki yaşamımdan memnun olmamaya, ruhen bozulmaya başlamıştım. Beni mutlu eden Toni’nin yanında bile derin düşüncelere dalıyordum. Hasretlik bedenen ve ruhen çöküntü yaratmıştı üzerimde. Bir hafta sonra Toni, hukuktan mezun oluyordu. Ailesiyle ve sevenleriyle birlikte mezuniyetinin şerefine eğlence düzenlemişti. Onunla olmaktan ne kadar mutlu olsam da, artık hiçbir yerde fazla kalamıyor, mutlu aile tablosu beni incitiyordu. Toni’yi en mutlu gününde yalnız bırakacak ve davetine eşlik etmeyecektim. Bu konuda karalıydım. Yoğun duygular altında onun gecesini berbat edebilirdim. Beni delicesine seven bu adam, bir gün iş çıkışı aniden karşıma dikildi. Korkunç bir öfkeyle
– Böyle davranmaya devam edersen sana hiçbir konuda yardım edemem. Seni anlamıyor değilim. Sen, benim hayatımsın ve hayatımın içinde sana daima yer var diyerek elindeki ceketini omzuna atarak her ne olursa olsun seni bekliyor olacağım diyordu.
İlk defa kibirli ve şakacı bu adamın bu kadar sinirli halini görmüştüm. Beni o kızgınlıkla kendime getirmişti.

Bir hafta sonra güneş batmak üzereyken partisinde oldum. Beni sımsıcak bir gülüşle karşıladı. Bir an bile tereddüt etmeden belime sarıldığı gibi dans etmeye başladık. O kadar saftı ki, benden vazgeçeceksin diye çok korktum dedi üzgün bir tavırla. Dansımızı yarıda keserek elimden sıkıca tuttuğu gibi, beni evlerinin salonuna götürdü. Ve, ceketinin cebinden çıkardığı bir adet uçak biletiyle beni şaşkına çevirdi. Benim için izin almıştı. Gözlerinde sevincin yanında buz gibi bir ifade taşıyordu. Ses tonu titriyordu. Birden gülümsemeye, ardından ağlamaya başladık. Gözlerimizden akan gözyaşları mutluluğun habercisiydi. Masaya bıraktığı içkisinden bir yudum alarak
– Hadi ülken ve ailen seni bekliyor. Şimdi gitme zamanı diyerek bu kibirli adam bir kez daha yüreğimi okşamıştı.

Sevincimi gördükçe mutlu oluyor, fakat yüzüne yansıyan endişesini ne kadar umursamamaya çalışsa da belli ediyordu. Defalarda boynuna sarılıp ona teşekkür ettim. O geceyi ben sevinç içerisinde geçirirken, Toni bir daha dönmeyeceğim korkusuyla ara sıra gülümseyerek, ara sırada da hüzünlü gözlerle bana bakarak eğleniyor gibi davranıyordu. Beni kaybedeceğinden çok korkuyordu. Toni’ye bu konuda söz veremiyordum. Bu durum belki girdiğim bu amansız hayatsız mücadelesinden pes edebilir ve ailemin yanında kalabilirim düşüncemden kaynaklanıyordu. Bu düşüncelerle ona yaklaşamıyor, hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum.

Ertesi sabah beni ülkeme yolcu etmeye gelmişti. Hiç kıpırdamadan gözlerimin içerisine bakıyor, geri geleceğin günü sabırsızlıkla bekleyeceğim diyordu. Toni Mancini’nin bana yapmış olduğu sürprizi, geri dönmem için yeterli bir sebepti. Beni uğurlarken son bir kez arkasına dönüp baktığında yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.

Ülkeme ve ailemin yanına binbir sevinç içerisinde geldim. Sanki bir hayal dünyasındaydım. Annem ve ağabeyimle bir buçuk senenin özlemini doyasıya çıkardık. Birçok konudan konuştuk. Fakat onlara daha söyleyecek çok şeylerim vardı. İçimde nasıl bir duygu olduğunu artık biliyordum. Uçağım İstanbul’a iner inmez Napolili Balıkçı Toni Mancini’yi sevdiğimi anladım. Bu konuyu ailemle paylaştım. Tepki göreceğimi hiç düşünmemiştim. Ve onlardan beklediğim kadar büyük bir olgunlukla beni karşıladılar. Onların onayını almış olmanın huzuruyla, iki gün sonra Münih’e geri dönecektim. Ağabeyime küçük bir tekne alabilecek kadar para biriktirememiştim ama, kendi istediği bir şeyi alabilecek kadar, ona paramı mutlulukla emanet ettim. Benim güzel, cesur ağabeycim. İki gün boyunca ailemin yanından hiç ayrılmadım. Almanya’ya gitme vaktim yaklaşmıştı. Annem derin derin nefesler alıyor, bin tembihler içerisinde beni yolcu etmeye hazırlanıyordu. Yanlarında bir buçuk senenin hasretini geçirebilecek kadar kalamamıştım fakat, o güzel yüzlerini görmek, artık bu hayat yolculuğunda uzun bir süre bana yetecekti.

Bu kez trenle gittiğim Almanya ya, uçakla dönüyordum. Şimdi içimdeki boşluğu dolduracak adamın yanına gidiyordum. Kaderimde, benim Almanyalara gelip Toni’yi tanımak ve bu uğurda hayatla girdiğim mücadelem varmış. Almanya’ya vardığımda Napolili balıkçım beni karşılamaya gelmişti. Bana herhangi bir şey söylemeden sımsıkı sarıldı. Ve gülümsedi. Endişesi kalkmış, rahatlamıştı. Onun kibirli ve şakacı halini seviyordum. Bir anda ona kavuşmanın sarhoşluğuyla seni seviyorum dedim. Gözlerimi ondan alamıyordum. Toni Mancini önce elimden sıkıca tuttu ve gözlerime bakarak benimle evlenir misin? Dedi telaş içerisinde. Onu yeniden bulmuştum. Bu kez, duygularına karşılık verecektim. Bir buçuk senedir bizi birleştirmeyi bekleyen kader, havaalanını bekliyormuş meğerse. Hiç tereddüt etmeden bana dünyada tadılması gereken güzel duyguları yaşatan Napolili balıkçımın duygularına heyecanla karşılık verdim.

Beni Türkiye’ye uğurlarken ceketinin cebinden çıkardığı biletin yerinde, bu sefer bir yüzük vardı. Güzel duygularımla parmağıma takmasına izin verdim. Tirtir titriyordu. Gözleri benden başka bir şey görmeyecek kadar şaşkındı. İnanamamıştı bana. Sonunda teslim olmuştum onun aşkına. O şaşkınlıkla
– öyleyse hızlı hareket etmemiz gerekiyor demiş ve bir ay sonra Napolili Balıkçı Toni Mancini’yle evlenmiştim.

Bir amaç için geldiğim Almanya, hiç aklıma gelmeyeni yaşatmıştı bana. Tanrı biliyordu ki, ben buraya Toni’yi bulmak için gönderilmiştim. Onu ilk gördüğüm andan itibaren Münih’te kaderimin değişeceğini anlamıştım. Onun yanında güvende ve huzurluydum. Yıllar içerisinde beş çocuğumuz oldu. Almanya artık bizim yuvamızdı. Arkadaşım Toni en yakın dostum ve eşimdi. Toni, evliliğimizin ilk yıllarında birkaç sene avukatlık yaptı. Fakat bir gün Napoli’ye geri dönmek ve orada yaşamak istediğini söyledi. Hiç düşünmeden çocuklarımızıda alarak Napoli Capri’ye yerleştik. Arada bir çocuklarımızı Türkiye’ye ve Almanya’ya büyükanne ve büyükbabalarının yanına ziyarete gönderiyor, fırsat buldukça da ikimiz gidiyorduk. Aşkın vatanı olmayacağını Toni’yle evlenerek anlamıştım.

Toni ve ben Capri’de yine bir balıkçı halinde balık satarak, Toni’nin büyükannelerinden kalan üzüm bağları ve zeytin ağaçlarıyla dolu evde oturuyor ve her ne dendir son zamanlarda bir huy edindi Balıkçı Toni, ara sıra geceleri küçük bir sandalla balık tutmaya denize çıkıyor. Bu gece evliliğimizin yirminci yılını kutlayacağız. Onun adına yazmış olduğum Napolili Balıkçı Toni Mancini ve Ben kitabımı armağan etmek üzere, her balıkçı eşi gibi bende eşim Toni’nin denizden eve geri dönmesini bekliyorum.

Yazan : Melodi AKÇAY

UNUTULAN YEMİNLER

AŞK, GENEL, HİKAYE 1 Yorum »


Bir gün bekle geri döneceğim, yarım kalan yerden yeniden başlayacağız diyordu Fikret. Bilmiyordu Mualla bu sözlerle geleceğine gölgeler düşeceğini. Onu gitmekten vazgeçirmek için çok çabaladı. Ama gitmeliydi Fikret. Bu gidişin daha iyi olacağına inanıyordu. Döndüğünde bu ayrılığı mümkün olduğu kadar kaldığı yerden telafi etmek istiyor ve bunun için Mualla’ya ne yeminler, ne vaatler, ne aşk sözcükleri söylüyordu.

Aşkının bir bahar seli gibi sürüklenip elinden kayıp gitmesine göz göre göre göz mü yumacaktı Mualla. Fikret’in gidişini seyrederken sersemce ona bakıyordu. Fikret’in hakkı yoktu bunu ona yaşatmaya. Aşklarının en güzel çağında Fikret gitmek istiyordu. Ne yapabilirdi ki, Mualla. Gitmek isteyen biri için son gücüyle kal demek, neyi değiştirebilirdi ki? Fikret çoktan kararını vermişti.

Mualla onu uğurlarken haksızlık bu, en güzel yerinde neden bırakıp gidiyorsun diyordu. Çok söyledi, çok yalvardı ona. Hayat Fikret’e bilmediği bir kapıyı açıp önüne seçenek olarak sunmuştu. Bunu şans olarak görüyordu. İkinci bir şans hayat tarafından ona verilmeyebilirdi. Fikret, son bir kez arkasına doğru dönüp baktığında Mualla onu kaybettiğini orada anladı. O an düşündü hiçbir zaman Fikret onun olmamıştı. Nede o Fikretin. Bu düşünceyle gitmesine izin verdi. Birlikte yazıldığını sandıkları kaderlerini zorlamak olurdu, eğer bu ayrılığa izin vermeseydi. Son kez Fikret’e arkasından bakarken, hiçbir şey söylemeden sessizce geri çekildi. Geri dönecek, vazgeçtim diyecek diye hala onu bekliyordu. Fakat Fikret emin adımlarla yürümeye devam ederken gözden bir anda kayboldu. Mualla’nın onu son görüşü oldu bu.

Yüreği sanki bu yaşadıkları bir rüyaymış gibi can çekişiyor, bunun bir rüya olmasını öyle çok istiyordu ki, düşünemedi. Rüyalar bu kadar can acıtmazdı. Fikret’in ardından öylece yapayalnız kaldı. Gözyaşlarına söz geçiremiyor, Fikret’in bekle geleceğim, seni seviyorum sözü kulaklarında çınlıyordu. Evin açık kapısında diz çökmüş, bu hüzünlü havayı kokluyor, onsuz hayata kaldığı yerden nasıl tekrar edebileceğini düşünüyordu. Sevdiği adam ondan bir süreliğine uzaklaşmıştı. Bu kadar büyük bir hüzün yaşamamıştı yüreği. Fikret’in son zamanlarda hayatındaki seçeneklerden biri olamamış, onun hayatına güneş gibi doğamamıştı. Bu duygularla nefes almakta zorlanacağı geceler ve günler Mualla’yı bekliyordu. Geri döneceği günü iple çekiyor, onsuz geçen günleri bir bir sayıyordu.

Şimdiye kadar birlikte olduğu erkeklerden daha fazla önem, daha fazla değer vermişti ona. Fikret’in gitmeden önce söylediği sözleri, onun yaşamasına sebep oluyordu. Onun tarafından sevildiğini bilmek ve senin için geri döneceğim Mualla sözü ona yaşama sevinci veriyordu. Bir gün olsun aklına getirmemişti onsuzluğu. Uzun bir süre Fikret’in hayaliyle yaşadı. Evin dört bir tarafını Fikret’in resimleri süslüyor, evin içerisinde nereye dönse onun varlığını her yerde görüyordu.

Fikret’in kısa süreli ayrılığı yaklaştıkça Mualla kapı önünde duyduğu ayak seslerinin telaşı içinde, hep onun geldiğini ve ona nihayet kavuştuğunu sanıyordu. Yüreğindeki çığlık gittikçe yükselmeye, tedirgin olmaya başladı. Beklenen gün en sonunda geldi. Fikret o gün gelecekti. Söz vermişti Muallaya. Fakat gelmedi. Mualla korkudan telaşlandı. Sanki kötü bir şeylerin habercisi olacakmış gibi, içinde garip fırtınalar esmeye başladı. Günler, haftalar, aylar geçti. Ama Fikret gelmedi. Her ayak sesinde, beraber dinledikleri şarkılarda, güzel bir sözde hep onu aradı yüreği ve gözleri. Gözleri pencerelerde kaldı. Geçmek bilmeyen bu kavuşma sürecinde pencereler onun en yakın dostu olmuştu. Yavaş yavaş iyice ümidini yitirmeye başladı. Fikret’in sevgi sözleri ve yeminleri kulaklarında uğulduyor, bu bitmek bilmeyen hasreti vuslata çevirmek istiyordu. İçini gittikçe çığ gibi büyüyen korkular sarıyor, Fikret’e bir şey mi oldu düşüncesi beynini hep kurcalıyordu.

Fikret’i ne yapıp, ne edip bulmalıydı. Bu uğurda bilmediği bir şehre doğru yola çıktı. Nerede olduğunu tam olarak bilmiyordu. Sandığından daha uzun sürecekti bu arayış süreci. Çember gittikçe daralıyordu. Er ya da geç onu bulacaktı. Onun nerede olduğunu elindeki en sevdiği fotoğrafıyla, karşısına çıkan herkese soruyordu. İş başvurusu kabul edilen ve bildiği tek yer olan bir tekstil fabrikasına gitti. Buradan aldığı cevapla yıkıldı Mualla. Fikret, bir ay kadar burada çalışmış ve sonra izini kaybettirmişti. Fikret’in neden ona haber vermediğini anlayamadı. Bundan sonra ne yapacaktı. Aklına hiçbir şey gelmiyor, endişesi gittikçe artıyordu. Bir kişi bir gün onu tanıyacak umuduyla bilmediği bir şehrin, bilmediği sokaklarında günlerce gezerek onu aradı. İçgüdüsel olarak aralarındaki bağ, Fikret’i bulduracaktı buna inanıyordu. Bu arama süreci onu yorgun düşürmüştü.

Bir gün yorgun düşmüş vücudunu dinlendirirken, Fikret’le aralarında geçen bir konuşmayı hatırladı ve bir an durakladı. Fikret’in orada olabileceği düşüncesine kapıldı. Hiç vakit kaybetmeden onu bulabilme umuduyla oraya doğru yola çıktı. Fikret’e kavuşacağı hissini o kadar yakınında hissediyordu ki, karşılaşacağı acı gerçekle bütün hayatının altüst olacağından haberi yoktu. O yere vardığında evet Fikret oradaydı. Düşüncelerinde yanılmamıştı. Tam karşısında duruyordu. Mualla’nın gördükleri hoşuna gitmemişti. Fikret yanındaki bir bayanla eğleniyor ve gülüyordu. Bir an onun yanına gitmek isterken, iki küçük çocuğun “baba, baba” sesleriyle irkildi. Fikret Mualla’yı aldatmıştı. Evliydi. Bunu Mualladan saklamıştı.

Mualla gördüğü manzara karşısında yüreğinin sesine hakim olamıyor, kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki, boynundan şakaklarına kadar giden damarları neredeyse patlamak üzereydi. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, bir an aylarca süren hasret duygularına yenilecek ve koşarak onun boynuna atılacak diye çok korkuyor, Fikret’i karşıdan seyrediyordu. Bir yanı kalıp onu görmelisin, konuşmalısın, diğer yanı ihanetinin bedelini ödetmelisin diyordu. Bir an bu düşüncelerle kaçıp gitmek istedi.

Tam o sırada oradan ayrılırken, Fikret’in yüzündeki ifadeyi gördü. Fikret ona doğru bakıyordu. Görmüştü Mualla’yı. Ve yavaşça yerinden kalkıp ona doğru gelmeye başladı. Mualla’nın ayakları ileri gitmek istiyor, fakat hep geri geri gidiyordu. O kaçtıkça Fikret ona yaklaşıyordu. Bir telaş içerisindeydi. Hızlı bir kovalamaca sonunda Fikret, Mualla’nın kolundan yakaladı. Onun gözlerinin içine bakarak öylece sessiz kaldı.
- Mualla aylarca çektiğim acıyı, hasreti, ve sana bir şey olacakmış korkusunu hiç düşünmedin. Çok bencilmişsin Fikret dedi.
Fikret beni dinle dediyse de, bu Mualla’nın yüzüne söylediği son sözü oldu.

Mualla eliyle işaret ederek biliyor musun? Şimdi yapacağın tek şey oraya geri dönmek. Senin yerin orası dedi.
Mualla soluk soluğa onun yanından kaçarcasına ayrıldı. Tam Fikret’in gözlerinin önünden kaybolurken, Fikret bekle geleceğim, seni seviyorum diyerek ona yine bir vaat verdi. Mualla onun bu sözünün üzerine Fikret’ e öyle alaycı gülümsemeyle karşılık verdi ki, bütün yeminler ve verilen sözler o andan itibaren, sanki yüzyıllar öncesinde yaşanmış hüsranla ve yalanla biten aşkların unutulan yeminleri olarak mazide kalacaktı.

Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim