| |
May 28

Dışarıdaki soğuk hava aklımı başımdan almak üzereydi. Penceremin kenarlarında titreyen rüzgarın sesini duyuyordum. Uğultusu beynimin içine işlemiş gibiydi
Onları yitirmiş olmaktan dolayı rüzgar tuhaf bir şekilde içimi sızlatıyordu. Hayattan nefret etmekte haklıydım. Beni bir başıma koskoca okyanusta küreklerim olmadan bırakmıştı. Geçmişime dair ne varsa, o son ve üzücü olayda hafızamdan silip atmak istiyordum. Hayatımı altüst etmişti bu olay. Yıllardır içimdeki sessizlik korkunçtu.
O gün hayatta bir başıma kalmanın ne demek olduğunu, yüreğim bu olayla her karşılaştığında bir kez daha anlayacaktı. O sabah bende oradaydım. Benden başka hiç kimse hiçbir zaman bu olayı hatırlamayacaktı. Daha önce böyle hüzünlü bir sahne görmemiştim. Küçük yüreğim ince bir sızı hissetti yüreğinde, daha sonra bu sızının büyüyeceğini bilmeden. Hayattan ilk yarasını almıştı orada. Sızladıkça sızladı yüreğim. Her sızladığında ben bir kere daha yenildim. Gözyaşlarım yağmura karıştı ben büyüdükçe.
Hep uzaklaşmasını istedim benden bu hüznün, ama bir türlü uzaklaşmadı. Kıpırdamadı bile yerinden. Mıhla çivilenmiş gibi olduğu yerde öylece kaldı. Bu gece yüreğim gözlerini iyice kapadı. Sakin halini yitirmişti artık.
Onları seviyordum. Onlarsız bir ömür dalından düşüp solan bir yaprağa benziyordu. Kolum kanadımdı onlar. O olaydan sonra, yıllar içerisinde her gün soluyordum.
Uzunca bir sessizlik oldu bugün yüreğimde. Bu soğuk hava biliyordu sanki, içimdeki doluluğu taşırmak istercesine, beni derin düşüncelere zorladı. Şimdi bir kez daha ; ama bu son kez olacak hayatla hesaplaşma zamanı. Yaşadığım bu talihsiz olay gönlümün bamtelini bugün bir kez daha kopardı. Hiç kimse bana inanmıyordu. Sadece inanıyorlarmış, beni anlıyorlarmış gibi yapıyorlardı. Koskoca bir yüreğin yıllardır bir olayda takılı kaldığını ve ömrünü bu olay üzerine hep hüsranla geçirdiğini bir türlü anlayamıyorlardı. Ateş gibi sözleri yüreğimin her bir köşesini cayır cayır yakıyordu. Yıllardır içimde bastırmaya çalıştım bu sözleri, bu akşam artık frenleyemiyordum. Bu gün bir kere daha duyduklarım bardağı taşıran son damla oldu.
Onların dediği gibi kırk yaşında bir kadın nasıl olurda içinde yıllardır bir özlemle yaşardı. Yaşıyordum işte. Nasıl yaşadığımı bilmeden. Özlemle dolu bir kadın olarak yaşarken acının, hasretin, yalnızlığın ve bir daha onları hiç görmeyecek olmanın getirmiş olduğu korkunun, her türlü tadını tatmıştı otuziki yıl boyunca bu kadın.
Meraklı yolcular vardır ya bu hayatta, bilmediği ama onu mutlu eden bir şeyi hep aramak için bütün ömrünü bu yolculuklarda geçirirler ya, işte bende öyleydim. Onların hasretine doğru yaptığım yolculuklarda yüreğimde hep şimşekler çaktı ve yüreğimi her seferinde parçalara böldü. Yalnız kaldığım gecelerde dağıldığı yerden toplamak çok zor oldu yüreğimi.
Ailemi gözlerimin önünde kaybetmiştim. Onları kaybettikten sonra oradan oraya atılan, itilip kakılan bir çocuk olarak büyüdüm yıllarca. Gençliğim hiç tanımadığım babamın halasının yanında geçti. Onu en son gördüğümde sekiz yaşındaydım, hatırlamıyordum bile. Bana sahip çıktığını sanan ve her seferinde bunu yüzüme acı gerçeklerle vuran büyük halamın yanından ayrılışım. İşte o günü hiç unutamıyorum. Bir dönüm noktası olmuştu hayatımda. Canımı yakıyordu artık halamın yanında kalmak ve sözlerini sineye çekmek.
O gece halamın yanından bir ailem olacak umuduyla beni sevdiğini sandığım, bir aydır arkadaşlık ettiğim Mesut’a sığınmıştım. Meğerse ne körmüşüm. Mesutla evliliğimiz yürümedi. Oysa yarım kalan aile saadetimi onunla tamamlayacaktım. Ama olmadı. Yersiz ve yurtsuz insanı hiç kimse istemiyor, kimse sahip çıkmıyormuş. Tanıdıklarım yetmezmiş gibi, birde gelen geçen darbe vuruyormuş.
İşte! Hayat bana bu zorlu süreçte, içimdeki özlemle dolu bu acıyı gerçeklerle yaşatarak öğretti her seferinde. Mesuttan ayrıldığımdan sonra bir daha evlenmedim. İşte o gün hayat bir kez daha gönül kapımın sürgüsünü çekmişti üzerime. İstesem de mutlu olamıyordum. Mutluluk, bir yolun sapağında kalır gibi beni yarı yolda bırakıyordu. Çatallaşıyordu mutluluğa giden yollarım. O yollardan beklediğim saadet rüzgarları gelmiyordu.
Bugün geçmişimi bir kez daha yüzüme vuran, içimdeki yıllardır büyüyen çığın dağdan kopuşuydu. Çığ altında kalmamak için yaşam savaşı veriyordum.
Tanıdığım insanlar hatalarının yükünü sırtlarında taşımaktan bile acizdiler. Bugün bunu gördüm. Ve, bu gece gönlümün bamtelinin kopmasına izin verdim.
Yazan : Melodi AKÇAY
Ara 30

Uzun zamandan bu yana gazetecilik yapan Michael ve asistanı Clara, Amerika da “Oregon” eyaletinde oturan Michael’in ailesini Noel’de ziyaret etmek için birlikte trenle yolculuğa başlarlar. Trenleri başka bir istasyonda aktarma yapar. Michael ve Clara inmek zorunda kalırlar. Trenden inerken Michael, tren niye rotasından saptı diye Tren makinistine sorar.
Makinist – Michael’e nereden biliyorsun rotasından saptığını? Hayır öyle bir şey yok. Aynı güzergah üzerinde gidiyoruz der.
Michael’de – Yıllardır ben bu güzergah üzerinde gidip gelirim. Çünkü ailem buralarda oturmaktadır der.
Bu işte bir tuhaflık olduğunu sezen Michael, Clara’yla birlikte trenden iner. Valizlerini alırken kulağına “bu adam haklı, buraları iyi biliyor, tanıyor, şimdi ne yapacağız diye tren makinistiyle, biletçinin konuşmalarına şahit olur. Tren makinisti de biletçiye
– Yolculara biliyorsun, her zamanki gibi aynı yalanı söyleriz. Demir yolunun ileride köprü üzerinde bozuk olduğunu ve güzergahı onun için değiştirmek zorunda kaldığımızı söyleriz dediklerini duyuyor.
Ve; Michael’le Clara bu durumdan şüpheleniyorlar. Michael Clara’ya,
- Fakat haklı olabileceklerini de hesaba katarak, buralarda sık sık yağmurdan dolayı demir yollarının bozulduğunu ve güzergah değiştirdiklerini duyduğunu fakat; kendinin hiç böyle bir durumla karşılaşmadığını söylüyor.
Clara, zaten gece karanlığından korkmuş ve üşümüş bir durumdaydı. Michael’in hatırına katlanıyordu. Alışıkta değildi böyle durumlara. Bütün yolcular, Michael ve Clara’da dahil valizlerini teker teker alıp, trenden küçük bir ara istasyonda indirilmişlerdi. Gece karanlık, ayaz var, hava birazdan yağmur yağacağının işaretini veriyor. Gök gürlüyor, şimşekler çakıyor. Yolcuların kimisi istasyon içindeki bekleme salonuna girerken, kimisi de Michael ve Clara gibi dışarıda beklemeyi tercih ediyor. Herkeste bir tedirginlik hakim. Herkes, Noel arifesinde evlerinde ve ailelerinin yanında olmak istiyor. Bu yolcuların kimisi, daha önce buralara hiç gelmemiş, Noel’de dostlarını ziyarete gitmektedirler. Çoğu hiç gelmedikleri için, güzergahın değiştiğinin farkına bile varamıyorlardı. Herkes birbirine bu durum hakkında sorular soruyor, fakat tam olarak cevap alamıyorlardı. Kimileri ise, bir şeyler saklarmış izlenimi veriyor, fakat bunu sözlerinle ifade etmiyorlardı.
Yolcularla birlikte Michael ve Clara gecenin bu ayazında dışarıda üşümüşlerdi. Michael ve Clara’nın yanına yaklaşan makinist onlara,
– Sıcak bir çay ikram etmek istediğini buralarda yiyecek, içecek satılan bir yer olmadığını, ancak size ikram edebileceğimiz çayla içinizi ısıtabilirsiniz dedi. Ve makinist onlara çaylarını ikram ederken,
– Ancak, yarın sabah demir yolunun onarılabileceğini ve burada yatacak bir yerin olmadığını, ister istasyonda sabahlayarak, isterse de trende geceyi geçirebileceklerini söyledi.
Michael ve Clara istasyonun dışındaki banklardan birine oturdular. Huzursuzlukları zaman geçtikçe artıyor. Bir yandan da, gecenin verdiği karanlık ve bilmedikleri bir istasyonda olmanın verdiği huzursuzlukla tedirgin oluyorlar. Ama Michael Clara’ya, çevreyi biraz dolaşmak istediğini ve her ne olursa olsun, onu bıraktığı banktan ayrılmaması gerektiğini söyledi. Çünkü Michael, bu işte bir tuhaflık olduğunu, çoğu kişilerinde bir şeyleri gizlemek istediğini anlattı Clara’ya.
Clara Michael’e – Ne olur beni burada bırakma! Bende seninle geleceğim dedi.
Michael – Sen burada otur, lütfen Clara! Yolcular içerisinden ayrılma. Mutlaka benim dönmemi bekle dedi.
Michael tren istasyonu etrafında dolaşmaya başlarken istasyonda ve civarında çok az ışık ve sokak lambası var olduğunu görüyor. Çevrede tam olarak neler bulunduğunu, gece karanlığında seçemeyeceğini düşünürken çevreyi dolaşmaya başlamıştır bile. Yakınlarında bir su deposuna ve daha ileride de terk edilmiş olduğunu düşündüğü, bir değirmene rastladı. Bu yöne doğru bakarken, karanlıkta önünden beyaz bir atın dörtnala geçtiğini fark ediyor. Michael, ata doğru bakarken bir anda omzuna bir el dokunur.
– Bayım üşüyeceksiniz. Bakın birazdan yağmurda başlamak üzere, ıslanırsınız. Lütfen! istasyona diğer yolcuların yanına geri dönün. Hem, sizin için görebileceğiniz bazı şeyler tehlikeli olabilir diye ikaz etti. Adam Michael’ı uyarır ve karanlıkta kaybolup gider. Michael’da Clara’yı merak ettiği ve yağmurda yağacağı için istasyona geri dönerken, yağmur ilk damlalarını düşürmeye başlar. Michael, yaralı yüzlü bu adamın kim olduğunu, gecenin bu saatinde nereden çıktığını düşünür. Çünkü, buralarda hiç ev gözüne takılmamış, “yolculardan birisimiydi, değirmencimiydi, kaçan atın arkasından koşan bir çiftçimiydi” diye düşünürken istasyona varır. Clara’nın yanına doğru gider.
Clara, ona telaşla bir şeyler anlatmaya çalışır.
– “Michael hemen buradan gidelim, hemen buradan gidelim” diye telaşlı bir şekilde sözler sarf etmektedir. Çünkü Clara, yüzünde yanık izine benzeyen yaşlı bir adamın, kendisinin yanına yaklaşıp buralarda daha önceleri bazı olayların olduğunu ve bunu kasaba halkının unutmadığını, yaptıkları bir hatanın sonucunda birçok insanın burada öldüğünü ve trenlerle buraya uğrayan kişilere, bu olayı hatırlatmak, unutturmak istemediklerini söylediğini anlattı. - İbret alınması içinmiş ve aynı zamanda yaşayanların çoğundan nefret ediyorlarmış Michael. Çünkü, bu olaya da bir zamanlar yaşayan bir insanın sebep olduğunu bana söyledi Michael diyerek korkulu gözlerle anlattı.
Michael şaşırdı. - Bu yaralı yüzlü adamı gördüğünden, bunları sana anlattığından emin misin? Çünkü, senin gördüğüm dediğin sıralarda, buradan epey uzaklara anlattığın tipte bir adamla ben konuşmaktaydım dedi.
Clara telaşlı bir şekilde “evet, evet doğru Michael” Burada bir şeyler oluyor. Lütfen buradan gidelim dedi.
Michael – Biliyorsun Clara sabahı beklemek zorundayız. Tren rayları onarılacak sabaha kadar.
Bu korku ve tedirginlikle istasyon içine girerek, sıcak bir çay daha içmeye karar verirler. Sıcak çaylarını içerlerken Michael ve Clara’nın dikkatlerini bir şey daha çeker. İkisinin de gördüğü adamın onlara çay getiren ve yolun kapalı olduğunu söyleyen, Tren makinisti olduğunu fark ederler. Çünkü karanlıkta endişe ve telaştan dolayı adamın yüzündeki yara izini fark edemediklerini, oysa şimdi istasyonun içindeki aydınlıkta, iyice fark ettiklerini görüyorlar.
Bu sırada Tren Makinisti yolculara birden – Saat kaç? Diye soruyor.
Yolculardan biri gece yarısı olmak üzere diyor.
Tren makinisti – Öyleyse biraz daha bekleyin ve az sonra olacaklara dikkatlice bakın ve izleyin diyor.
Ve, uzaklardan bir trenin düdüğünü öttürerek yaklaşmakta olduğunu duyuyorlar. Yolculardan çocuklar, erkekler, kadınlar istasyonda öne doğru çıkarak, sanki sıraya dizilircesine bir şeyi bekliyorlarmış gibi duruyorlar. Bu sırada da istasyondaki saat gece yarısını gösteriyor sesiyle birlikte. Uzaklardan gelen trenin sesi iyice yaklaşıyor. Michael ve Clara “demek ki demir yolu erken onarılmış olacak ki, yeni bir trenin geldiğini düşünüyorlar.” Fakat dikkatlice bakınca Michael ve Clara’nın geldikleri istikametten değil, gidecekleri istikametten geldikleri istikamete doğru yol aldığını görüp, istasyonda duracağını ve buradan binip tekrar geldikleri yere bir an önce gideceklerini sanıyorlar. Bu durum bir an onlarda sevinç yaratıyor. Oysa tren, ilerideki demiryolu köprüsünden hızla geçmekte ve trenin aydınlık olan pencerelerinden birçok insanların bakmakta olduğunu görüyorlar.
Tren hızla önlerinden geçip gittiği için neden durmadığına üzülüyorlar. Birden büyük bir gürültüyle, o giden tren gözden kayboluveriyor. Bu arada Tren makinisti, çalışanları ve yolcuların bazıları Michael ve Clara’nın etrafında bir çember oluştururlarken Tren makinisti onlara doğru dönerek
– Eskiden demir yolu o köprünün üzerinden geçerdi. Burada büyük bir kasaba vardı. Bir gün tren raylarının rotasını değiştirmekle sorumlu olan kişi, değiştirmeyi unutunca büyük bir tren kazası oldu. Karşıdan gelen iki tren çarpıştılar. Ve yolcuların büyük bir kısmı öldü. Yıkılan köprüyle birlikte sulara gömüldüler. Ve bu kişiyi, kasaba halkı soyutladı. Daha sonra üzüntüsünden, o da vefat etti. Onu tanıyan pek insan kalmamıştır burada. O şimdi, buralarda ölen birçok yolcuyla birlikte, çeşitli kılıklarda görünmektedir. Ama, görebileceği kişileri de kendi seçer. Artık bu istasyon çalışmıyor. Sizin gördüğünüz geçmişin yansımasıdır diyerek uzaklaşırlar.
Yavaş yavaş gündüz olmak üzeredir. Bir başka tren gelir ve ona binerler. Noel’i kutlamak üzere ailelerinin yanına giderler. Noel sabahı kahvaltıdan sonra Michael ve Clara, ilk iş olarak bu gizemli olayı çözmek için, büyükbabasından yardım ister.
Büyükbabası Michael’e - Kütüphaneden eski gazeteleri incele, gazeteci gözünle kendin olaylara karar verirsin der.
Michael ve Clara kütüphaneye gittiklerinde, eski gazete arşivlerini incelemeye başladıklarında, o zaman olan tren kazasını ve o yaralı yüzlü adamın kim olduğunu görürler. Çok şaşırırlar. Trenin kaza yapmasına sebep olan kişi, onları tren istasyonuna götüren ve olayları anlatan Tren makinistidir. O zamanlar, trenin raylarını değiştirmekle görevli olarak çalıştığı yazar gazetede. Şimdi, o zamanlardaki olayda kendisini de hatalı bulup, başka bir boyutta tren makinistliği yapmakta olduğunu anlayarak, bu yaşadıkları olayı unutmamak ve Noel’i geçirmek üzere ailelerinin yanlarına dönerler. Michael ve Clara hayatı boyunca yaşadıkları bu olayı unutmayacaklardı. Michael ailesinin yaşadığı yere her gidişinde, bu olay tekrar yaşanacak mı diye düşünmekten yorulacaktı.
|
|
Son Yorumlar