BARMAİD NOLA JENKINS 2.Bölüm

GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

HİKAYENİN ÖNCESİ

Bir gün arkadaşı Paul, uzunca bir yürüyüşten sonra onu evine götürdü. Paul üzerindeki giysileri değiştirmek için odasına gittiğinde; Nola, Paul’un çekmecelerinden birini yarı aralık olarak açık ve içinden bir şeyin parladığını gördü. Çekmeceye doğru elini uzatınca Paul’un gümüş saati, üzerine lambanın ışığının vurmasından dolayı yansıyordu. Birden Nola’nın gözünü küçük bir çocuğa ait olabilecek bir tişört çekti. Nola bu tişörtü bir yerden tanır gibi biraz daha çekmeceyi karıştırınca, altından çocuk pantolonu ve gümüş bir zincir çıktı. Nola tişörtü içgüdüsel olarak bir yerlerden hatırladığını düşünüyordu ki; Paul’e - Ne o Paul çocuğun mu var? Yoksa! sen hala çocukluk giysilerini mi saklıyorsun? dedi alaycı bir tavırla.

Paul kızgın ve düşünceli bir yüz ifadesiyle ona
- Başkalarının çekmecelerini karıştırmak huyun mudur?

- Hayır Paul! Çekmece yarı aralıktı. İçinden bir şey parlıyordu ve ilgimi çekti. Sadece o kadar. Tamam Paul asma suratını! Hadi gülümse! dudaklarının kenarlarındaki kıvrımları görmek istiyorum diyerek; Paul’u bu sözleriyle yumuşattı.

Paul - Pardon Nola bu gece hiç havamda değilim. Peki bu tişört dikkatini çektiyse sana şu açıklamayı yapayım.
Biliyor musun Nola! Sana hiç bahsetmedim. Seninde dikkatini çekmemiş olacak ki! ben yalnız yaşıyorum. Bir ailem yok. Gerçekte kim olduğumu bilmiyorum. Sadece yıllar öncesinde orta yaşlarda bir adam gemiye binmek üzereyken beni belirli bir yaşa kadar büyüten anneme vermiş. Ve o an gözden kaybolmuş. Uzun yıllardır annem olarak bildiğim kadın, bir müddet sonra beni teyzeme bırakarak ortadan kayboldu. Bu kıyafetlerde beni anneme verip ortadan kaybolan adamın yanındayken giydiğim giysilermiş. Annem giysilerimle birlikte beni teyzeme vermiş. Şimdi bunları saklıyorum. Belki sana çok aptalca gelebilir; ama hiç tanımadığım anne ve babamı bulabilirim ve benim küçüklüğüme ait oldukları için dedi.

Şimdi özgür müyüm Nola? Her şeye yeniden başlayalım bu konuyu kapatıp dedi Paul.

Nola yıllardır çok iyi dostu olan Paul hakkında bir gerçeği öğrenmişti. Masum bir tavırla Paul’e baktı ve tamam Paul artık gidelim dedi.

O gece Nola eve vardığında yatağında uzanırken aile fotoğraflarını karıştırır. Hiç tanımadığı abisine ait fotoğrafı bulur. Paul’un evindeki giysilerin tıpatıp aynısı abisine ait fotoğrafta üzerinde durmaktadır. Annesine seslenerek içinde oluşan kuşkuları gidermeye çalışmak ister.

Annesine - Belki çok saçma gelecek ama sana bir şey sormak istiyorum anne.

Fotoğrafı annesine göstererek ağabeyimin kaybolduğu gün üzerinde bu giysiler mi vardı?
Evet Nola!
Peki ona ne oldu? Söyleyeceklerini dinliyorum.

O gün baban ve ağabeyin fotoğraf çektirmek için evden ayrıldı. Onları geri gelecekler diye çok bekledim. Fakat gece yarısını geçti hala gelmediler. Her araba sesinde sanki onların sesini duyuyor gibi oluyordum. Ağabeyini ve babanı bu son görüşüm oldu. Hiç kimse bir daha onların izine rastlamadı. Gözlerim her yerde onları aradı. Ama bir türlü onların bizi unuttukları gibi unutmayı beceremedi dedi ağlayarak.

Nola kafasında abisi ve Paul hakkındaki ipuçlarını yerlerine koymaya çalışıyordu.

- Peki anne bu fotoğraf senin eline nasıl ulaştı?
- İki gün sonra fotoğrafçı bunu bir zarfla adresimize ulaştırmıştı. Sanki baban bunu bilerek yapmış ve o gün ağabeyini bilerek alıp götürmüş gibiydi.

Nola, annesine yıllardır bu konu hakkında tam olarak sorular sormamıştı. Annesinin bu olay hakkında anlattığı anılarını ezberlemişti. Annesini sakinleştirmeye çalışıyor;

-Duygularını bastırma anne! Benim senin tam önünde durduğunu unutma diyerek, ona varlığıyla teselli olmak istiyordu.

Nola kararsız bir tavırla durakladı. Paul ve abisi hakkındaki benzerlikleri fark edince, annesine şimdilik bu konuyu söylemekten vazgeçti. Emin olmadığı düşünceleri vardı. Bu konu annesi için önemli olduğu kadar; artık onun içinde önemliydi. Fakat bir müddet bu konuyu araştırma konusunda kararsız kaldı. Eğer Paul abisi değilse annesine ümit vermekten dolayı endişe duyuyordu.

Bardan bir gece yarısı Paul tarafından eve bırakıldığı vakit, ona düşündüklerini sormak istedi. Fakat soramadı. Boğazına bir yumruk oturmuştu; sesi çıkmıyordu. Alacağı cevaptan korkmuştu. Hem Paul de kendi hakkındaki gerçeği tam olarak bilmiyordu. Söyledikleriyle onun aklını karıştırabilirdi. Kendini toparlayıp Paul’e New York’ a göndermiş olduğu yazılarının gazete ve dergilerde yayınlandığından evine gelip onları görebileceğinden söz etti. Fakat Paul, doğru dürüst ayakta durabilecek halde değilim gözlerim şu an uykudan başka bir şey düşünmüyor diyerek teklifini kibarca reddetti. Nola, Paul’e kal diye her hangi bir harekette bulunmadı. Hiç konuşmadan Nola, Paul’un gözlerine baktı ve ona iyi geceler diyerek eve girdi.

Nola bütün gece gözlerini kapatıp uykuya dalamamıştı. Beyninin içini emin olmadığı düşünceler kurcalıyordu. Düşündüğü şeylerin gerçek olabileceği üzerine senaryolar yazıyor; Paul hakkındaki ipuçlarını birleştiriyordu. Günlerce Nola Paul’le konuşmak istedi; fakat bir türlü onunla konuşmayı göze alamadı.

Sidney’de hava sıcaklığını gösteren ibreler 45 dereceyi gösteriyordu. Cehennem gibi bir sıcak vardı. Nola dışarıya çıkmış tertemiz havayı içine çekince düşündüklerinden ve fizik tedaviden yorgun bedenine bir rahatlık zindelik geldi. Harley Davidsoncu arkadaşlarıyla buluşup Carleston vadisinde temiz havayla birlikte parti yapacaklardı. Harley Davidsoncular ile Paul, onun hüzünlü hayatını aydınlatan güneş gibiydiler. Nola onları görünce bir çocuk gibi seviniyordu. O gün Nola tekerlekli sandalyesinden ayağa kalkıp yürüme çabaları gösterdi. Fakat bir türlü bacakları kolları gibi onu taşımadı.

Sata 20.00 civarları barda buluşup eğlenmek üzere ayrıldılar. Kafasındaki düşüncelerini unutmak istiyordu. Saat 21. 30’u gösterirken annesi Janet, Nola’yı bara götürdü. Barda arkadaşlarıyla eğlenirken etrafı seyrediyor; ara sıra tropik meyvelerle süslediği içki bardaklarını, hazırladığı Shaker’lardan koyarak arkadaşlarına servis yapıyordu. Gözü aniden bir kadına takıldı. Kadını bir yerlerden hatırladığını düşündü ve kadının profilini izlemeye başladı. Kadının yüzündeki endişeli bakışlarını görebiliyordu. Kadın ayakta duruyor ve gözleri birini arar gibi etrafa bakıyordu.

Nola bir süre kadının kim olduğunu düşündükten sonra, kadının aylar öncesinde barda masasına oturan ve o gece ona terslik eden kadın olduğunu anladı. Ve kadının gözlerinin önünden bir önce sıyrılmam gerektiğini düşünerek masasına doğru ilerliyordu ki, Paul’un barın arka kapısından içeri girdiğini ve kadına selam verdiğini gördü. Paul’un yanına doğru gitmek üzere hamle yapınca tekerlekli sandalyesi masalardan birinin ayaklarına çarptı ve olduğu yerde durakladı. Paul’un kendisine doğru geleceğini sanırken; Paul kadınla konuşmayı sürdürüyordu. Paul’un gözlerinin içine bakarak “gel seni bekliyoruz” mesajı verdi ve arkadaşlarının yanına geri döndü.

Biraz sonra Paul kadını bardan geçirdikten sonra onların masalarına geldi. Nola meraklı ve kuşku tavrını gidermek için
- Kimdi o kadın Paul? Onu nereden tanıyorsun? diye sordu.

- Sana bahsetmiştim Nola. Beni büyüten teyzem dedi bir anda. Nola, uzun zaman sonra ilk kez korkuya kapıldı Endişelendi. Ve Paul’e aylar öncesinde teyzen bir gece barda masama oturmuş ve yardımımı reddetmişti. Onu tanıyorum dediğinde Paul,

- Teyzem içkiyi biraz fazla kaçırır. Bu konuda güçlük çekmek istemediğim için ona, benim barda olmadığım zamanlarda bara gelip gitmesini söylemiştim der.

Nola’nın Paul hakkındaki şüpheleri teyzem dediği kadının bara gelişiyle daha da artmıştı. Gözlerini gittikçe yaklaşan endişeli bir bekleyiş sarıyordu. Bardan eve geldiği gece Paul’un teyzesini bulup onunla konuşma konusunda kararlıydı. Düşüncelerini Paul’e ve artık teyzesine odaklamıştı.

Ertesi gün Paul’un arkadaşlarından olan Miguel’den Paul’un teyzesinin adresini aldı. Ve Merry Way yolunu tutup elindeki adresin gerçeklerin açıklanacağı bir yer olduğunu düşünerek göğsüne yasladı. Son zamanlarda belki de bu kadar çok sevinmemişti. Bayan Liz ile konuşması hayatının en büyük hatası olsa bile bu endişeli bekleyişten ve şüphelerden kurtulmak istiyordu.

Zorlu bir yolculuktan sonra nihayet bayan Liz’in evine vardı. Kapıyı çalıyordu; fakat içeriden ses çıkmıyordu. Üst üste kapıyı çalması sonucu içeriden bir ses, çığlık atarcasına – Geliyorum! Bekleyin! dedi bir anda.

O andan itibaren Bayan Liz ve Nola göz göze gelerek sahte gülüşlerini yaptılar. Bayan Liz seni bir yerlerden tanıyorum. Evet! Evet! sen aylar önce barda beni tersleyen kızsın. Peki! şimdi sana ne oldu böyle dedi? acıyan gözleriyle.

Nola - Beni bırakın bayan Liz; sizinle Paul hakkında konuşmak istiyorum; izniniz olursa? fakat bu konuştuklarımızı Paul bilmeyecek dedi.

Bayan Liz endişelenmişti. Elleri titriyor, gözlerini Nola’dan kaçırıyordu. Nola’nın kim olduğunu biliyordu aslında fakat Nola’ya onu tanımıyormuş gibi davranıyordu.

- Ne demek istiyorsunuz bayan?
- İsmim Nola Jenkıns
- Paul hakkında ne öğrenmek istiyorsunuz? - Benim bildiklerimi sende mi öğrendin? diyerek Nola’yı tanımıyormuş gibi davranışından bir anda vazgeçti.

Lütfen gelin içeriye diyerek Nola’yı genişçe bir salona aldı bayan Liz. Nola hiç tanımadığı birinin evinde, Paul hakkındaki şüphelerini gerçeğe dönüştürmek istiyorken bayan Liz

- Ne garip daha o gece anlamıştım senin beni bulacağını. Sana söylemek için gelmiştim. Ama cesaret edemedim. Paul’u kaybedebilirim diye çok korktum. O akşam aklıma takılı ne varsa Paul’le ilgili seninle paylaşacaktım. Ama bütün bunlar yetmiyormuş gibi, hiç yoktan senin sinirini bozdum diyerek; gözlerini bir an bile Nola’nın gözlerinden kaçırmayarak Paul’le ilgili bildiği bütün yaşanılanları anlattı.

Nola artık bir gerçeği öğrenmişti. Paul abisiydi.
Liz’in ablası Emanuel Paul’u o gün bay Loris elinden alıp buralardan çok uzaklara götürmüştü. Tanımadığı bu adam Emanuel’e Paul’u hiç gözünü kırpmadan emenet ederek kayıplara karışmıştı. Emanuel yıllarca kaçak yaşamıştı. O zamanlar gazetelerde aranıyor diye Paul’un resmi çıkmış ve Emanuel onu alarak buralardan uzaklaşmıştı. Birkaç yıl sonra Paul büyüyünce Sidney’e geri dönmüştü. Paul olgunluk gençlik çağına yaklaşmaya başladığı sıralarda da onu kız kardeşine bırakarak ortadan kaybolmuştu.

Nola Bayan Liz’in anlattıklarına inanamıyordu. Paul, Nola ile yıllardır kardeş olduklarını bilmeden arkadaşlık ediyordu. O sırada Nola bayan Liz’e hiçbir şey söylemeden duraksıyor; annesine bu durumu nasıl açıklayacağını düşünüyordu.

O gün Nola bayan Liz’in yanından ayrılırken doğru düzgün düşünebilecek bir mantığa sahip değildi. O gün dahil birkaç gün annesine bu konu hakkında bir şey söylemedi. İlk önce işe Paul ile konuşarak başlaması gerekiyordu.

Nisan ayının bir çarşamba gecesi Nola, bar kapısından içeri girdi. Bara girer girmez Paul’un bulunduğu masaya doğru yöneldi ve elindeki abisine ait olan son fotoğrafı Paul’un önüne bıraktı. Paul bir an neler oluyor böyle dercesine Nola’ya bakarak fotoğraftaki çocuğun üzerindeki giysileri tanıdı. Nola’nın gözlerinin içine bakarak

- Bu şimdi ne demek oluyor Nola?

- Senin ve benim hakkımdaki bütün gerçekler. Bu fotoğraf benim abim olduğunun tek kanıtı dedi en sonunda.

Nola günlerce kuşkulu düşüncelerinden nihayet kurtulmuştu.
- Paul güzel ve hoş bir kızsın ama; bu kadarda yalancı olduğunu bilmiyordum diyerek Nola’yı tersledi.

Nola gözlerini bir an bile Paul’den ayırmayarak bütün bildiklerini ve Bayan Liz’den öğrendiklerini ona anlattı. Paul yüzündeki şaşkınlık verici bir ifadeyle ona bakarak bir an ürperdi.

-Yıllar boyunca ailemin kim olduğunu merak etmiştim. Meğerse en yakın dostum kardeşimmiş. Beni sana çeken bir şeyler vardı hep içimde. Meğerse bu yüzdenmiş
Demek bayan Janet benim annem! Diyerek Nola’nın gözlerindeki ifadeyi okumaya çalışıyordu.

Nola anlattıkça Paul kelimesi kelimesine hayatıyla ilgili gerçekleri merak ediyordu.

Kim olduğunu biliyorsun artık Paul! Hiçbir şey olmamış gibi Bayan Janet’le tekrar tanışmaya ne dersin? Dediğinde Paul çoktan ayağa kalmış bir halde, Nola ile birlikte bardan dışarıya çıkarak bayan Janet’in yolunu tuttular.

Yol boyunca giderken
- Şaşkınsın biliyorum. Bende hiç ummadığım kadar şaşkınım. Ama hayatta senin gibi bir arkadaşım; yani! ağabeyim olduğu için mutluyum.

Her ikisi de içlerindeki heyecanı bastırmaya çalışıyorlardı. Bayan Janet onları kapıda karşıladığında yıllardır onu hasret bırakan bu olayın gerçeğe dönüşme nedenini bir an bile aklından geçirmiyordu. Nola annesinin ellerinden tutarak Paul ile

- Bize sıcak bir kahve hazırlamaya ne dersin anne? Sadece o kadar da değil! Yapmış olduğun kurabiyelerden de getirirsin mükemmel bir akşam keyfi olur diyerek annesini açıklayacağı gerçekleri hazırlıyordu.

Paul, bayan Janet’e nasıl davranması gerektiğini şaşırmış, kollarını göğsüne dayamış bir vaziyette pencereden dışarısını seyrediyordu. Yıllarca en kötü şartlarda yaşayan ve gerçek annesinin kim olduğunu merak eden Paul, Bayan Janet’in annesi olduğunu öğrenince birden suskun bir adam oluvermişti.

Bayan Janet elinde sıcak kahve ve kurabiyeleriyle gelince Nola annesine

- Bu gece çok güzelsin! Hatta ay ve yıldızlardan da daha güzel diyerek; gözlerini annesinin üzerinde yoğunlaştırdı. Bayan Janet, kızının garip davranışları ve gece aniden Paul ile birlikte eve gelişleri karşısında şaşkınlık yaşıyordu.

Nola - Anneciğim Paul ile birlikte seninle bir şey konuşacağız. Lütfen! Anlatacaklarımız karşısında bütün gücünü topla! Biliyorum ani şeylere alışık değilsin. Ama bu akşam bir kerelik rahat ol! Dediğinde Bayan Janet

- Ne demek istiyorsun? Söylemek istediklerini açık bir dille ifade et! Hemen Nola! Beni telaşlandırma!

Yıllardır beyninin içindeki bütün soruların, hasretlerin cevapları bu gece bitecek dediğinde aralarında garip bir sessizlik oldu.

- Anneciğim Paul senin oğlun Max.
Bayan Janet’in bir an nefesi kesilir gibi oldu. İçini çekerek Paul’e doğru baktı. Gözleri heyecan ve şaşkınlıktan dolayı irileşmişti.

- Bu gerçek mi? Söylediklerin gerçek mi Nola?
- Evet anne! Paul’de kendi hakkındaki gerçeklerin birçoğunu şimdi benden öğrendi.
- O ne biliyor peki?
- Şu andan itibaren benim kardeşim, seninde gerçek annesi olduğunu biliyor.

- Buna inanamıyorum Nola! Beni lütfen korkutma diyerek; Paul’un yanına doğru yürümeye başladı.

Paul - Evet Bayan Janet! Kuşkusuz şu an sizden bir farkım yok. Eğer bir sakıncası yoksa bana sarılır mısınız? Diyerek anne oğul nihayet yıllar süren hasretin sonunda kucaklaştılar.

Nola annesi ve Paul’u orada bırakıp odasına çekildi. O geceden sonra Paul ve Nola ile ilgili bütün gerçekler Paul’un teyzesiyle birlikte çocukluk kıyafetlerinin gelişiyle daha da inanılmaz bir hal aldı.

Korku ve hasret dolu bir hayat süren bu üç kişi için artık kendilerine yeni bir dünya kurma zamanıydı.

Birkaç hafta garip ve gülümseyen yüz ifadeleriyle gerçeklere alışmaya çalıştılar. Paul kendi hayatıyla ilgili bütün kararları kendi vermiş olduğu için, evini değiştirmemişti. Fakat bazı geceler Bayan Janet için evinde kalacağına söz vermişti.

Nola hayatındaki bu karışıklığın sonuçlanması üzerine kendini yeniden yazı yazmaya verdi. Aylarca yazdığı yazıları ve çektiği fotoğrafları; gazete ve dergilere göndererek Harley Davidson alabilmek için paralar biriktirdi. Bu konuda Paul’den asla yardım istemedi.

Nola’nın hayatı Paul gerçeğiyle tamamıyla değişmişti. Artık onun yanında daha da mutluydu. Hayal kırıklığına uğrayacak hiçbir düşüncesi kalmamıştı. Paul ona fizik tedavisi konusunda da oldukça yardımcı oluyordu.

Paul Nola’dan habersiz New York’taki bir doktora Nola’nın durumuyla ilgili bilgileri vermiş ve doktor tarafından New York’a davet edilmişlerdi. Yalnızca Nola’ya bu düşüncesini ve cevabı nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.

Bir gün

- Yarın seninle New York’a gidiyoruz. Orada bir doktorla görüştüm. Bir süre orada kalıp fizik tedavin için senin yanında bulunacağım dediğinde; Nola’nın soğuk davranışı karşısında şaşırdı.

Nola bir gün mutlaka iyileşeceğini biliyordu, geleceği ile ilgili planları öğrenmek ve New York’ a gitmeyi istemiyordu.

Paul’un bu düşüncesi beş ay boyunca hiç konuşulmadı. Fakat bir gün Nola, hala New York’a gitmiyor muyuz deyince? Paul hiç tereddütsüz evet dedi.

New York’ta geçen altı ay zorlu bir fizik tedavinin ardından Nola yavaş yavaş yürümeye, adımlarını daha geniş atmaya başlamıştı ki; her gün aynı hayatı yaşamaktan sıkılan Nola New York’ta kalmak istemediğini Paul’e artık eve dönme vakti geldi şimdilik bu kadar yeterli diyerek belirtti.

Bir öğlen vakti New York Sidney uçağına binişlerinin üzerinden üç ay geçmişti ki Nola, tekerlekli sandalyesini bırakmış bütün gücünü Volkır’ından alıyordu. Ayakları onu istediği yöne rahatça götürebiliyordu. Nola içindeki Harley Davidson aşkını bir türlü kapatamamıştı. Uzun zamandan bu yana biriktirdiği paralarını da saymamış ne kadar parası olduğunun farkında bile değildi. Bir gün annesiyle öğle yemeğini yerken küçük bir mücevher kutusuna koyduğu paralarını saymaya başladı. Kızını paralarını sayarken gören annesi onun hayalini bir an önce gerçekleştirmek için ona bir teklifte bulundu.

- Nola bugüne kadar amacın için bütün çabalarını görüyorum. Seni çok iyi anlıyorum. Lütfen! bunu hayalden çıkarmama artık izin ver. Daha küçük bir çocukken başlamıştın bu hayale. Yıllar geçti ve sen hala onun peşinde koşacaksın biliyorum. Ama bu böyle olmaz. Bırak sana yardım edeyim dedi kızının cevabından korkarak.

Fakat Nola annesinin o sözü karşısında
- İstediğim zaman bana arkadaştın, her an her saniye yanımdaydın. Ama anneciğim bu teklifini kabul edemem. Bana ait bir şey olmalı hayatımda, ben başardım ve ben aldım demeliyim diyerek annesinin teklifini geri çevirdi.

Bayan Janet kızının istediği zaman er geç bir şeye sahip olabileceğini biliyordu. Bu yüzden onu düşünceleriyle yalnız bıraktı.

Sidney’de devam eden fizik tedavinin ardından artık bacakları üzerinde iyice durabiliyordu Nola. Bir oyun oynuyordu hayatla. Amacına yaklaştıkça ondan uzaklaştığının farkına varmaya başlamıştı. Bu yüzden Harley Davidson hayalini üç yıl sonra bir gece yarısı New York uçağına yetişmek üzereyken, Paul tarafından elinden sımsıkı tutularak evden hızlıca dışarıya çıkarıldığında

- Paul neler oluyor böyle! Paul! New York’a geç kalmak üzereyim. Uçağa yetişmem lazım! diyerek Paul’un elinden bırakmasını isterken; kendini Harley Davidson satan bir mağazada buldu. Motorcu arkadaşlarının hepsi orada onu bekliyorlardı. Ve Nola, o vakitten sonra metalik gri renginde bir Harley Davison’un sahibi olarak yeni dünyaya merhaba derken; arkasına bakmadan rüzgarla yarışır oldu.

Yazan: Melodi AKÇAY

HAYAT DENEN BU YOLDA

DENEME, DUYGULAR, DÜŞÜNCELERİM, GENEL Yorum Yok »

İnsan, hayatta nasıl bir yol çizeceğine bir ölçüde kendisi karar verir. Ya keyfine göre bir yaşam seçer. Ya da başkalarının hayatlarını da kendi hayatı içine alarak, yol çizgisini genişlettikçe genişletir.

O vakitten sonra seçimini yaparak; bu uzun yolda yanına alabildiği kadar hayallerini, umutlarını, aşklarını, sevdalarını, başarılarını, yenilgilerini, hasretlerini, yalnızlıklarını ve hatalarını kucaklayarak yürümeye başlar.

Seçim yaptığı yolda ilerlerken daima bir ses; ne yapması gerektiğini, ne yöne gitmesi gerektiğini ona fısıldar.

Uzun ve çetrefilli olan bu yolda mutlulukla başlayan aşk hikayesini, daha yolun ortalarına gelmeden nefret hikayesine dönüştürür. Mutluluğun yanında nefreti öğrenir. Sonra, eskiyip bir kenara atılmış eşyalar gibi yalnızlığı öğrenir. Şaşırır kalır.

Patlak borulardan her yerden su fışkırır gibi keder fışkırmaya başlar; yürüdüğü bu uzun yolda. Hayatındaki kederleri tıkamaya çalışsa da, yine bir yerden keder patlak verir.

Bu yolculuğa başlarken hayal ettikleri şeylerden aklında sadece sorular kalır. Ne yapacağını bilemez halde en yakın bir yere oturarak, hiçbir zaman yaşanmamış olan duyguları düşünür. O vakitten sonra hayata mahçup bir tavırla etrafına bakınır. Hayat denilen ağaçta kendine tutunacak bir dal arıyordur.

Yaşadığı acı tecrübelerin olduğu dala tutunmak için tekrar cesaret edemez. Bu sefer hayat ağacının tutunmadığı dallarını dener. Fakat, o sırada hiç kimse onun sessiz sedasız ağladığını bilmez ve görmez.

Hayatını yeniden yazılamayacak kağıda yazmaya başlar. Yıkık, virane hayatının içinde mutluluğa açılan yeni bir kapı yaratır kendine. O kapının ardında düşlediği hayat vardır. Ve, o hayatın içine dalar. Seçtiği o yer belki ona göredir; belki de çok sonra gerçeği fark edecektir.

Bu sefer tedirgin ve korkak adımlarla, yaşadıklarından öğrendiklerini emin tavırlarla; hayattan ve insanlardan korkmadığını gösteren bir yapıya bürünür. Yeni hayallerini burada gözünde canlandırır.

Nasıl hareket edeceğine, yüreğine giren bir mutluluk ve aşkla karar verir. Bu yüzden burada da bilinçaltı dış dünyaya her zaman kapalı olarak onu yönlendirir.

İlk acıyı , ilk hayal kırıklığını burada da tadar. Ve, hayatın kendisini yine aldattığını sanır. Oysaki o değişmiştir. Dünya ve insanlar değil.

İstesem! hayatı ve insanları değiştirebilirim der; o vakitten sonra. Bir araştırma, bir gözlem içerisine girer dünya ve insanlarla.

Farkına varmadığı bir şey vardır. Onun işi, tellerin üzerinden atlayarak geçen koyunların yünlerinin tellere takılıp, o yünleri toplayıp çorap ve giysi yapmaya benzer.

Yani uzun lafın kısası hayatı ve insanları değiştirmek için uğraştığı çabaları boşa gidecektir.

O zaman acı gerçekten sonra; hayatla ve insanlarla ilgili değiştirebilecek ve öğrenilecek çok şey olmadığını; hayatın tek düze gittiğini aklına en sonunda nihayet getirecektir. Ve bu son, onunda hayata karışarak tek düze yaşamasından öteye gitmeyecektir.

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim