payday loans Car insurance

HAYAT DENEN BU YOLDA

Yayın Tarihi: 26 Temmuz 2009 Pazar Saat: 7:09

HAYAT DENEN BU YOLDA

İnsan, hayatta nasıl bir yol çizeceğine bir ölçüde kendisi karar verir. Ya keyfine göre bir yaşam seçer. Ya da başkalarının hayatlarını da kendi hayatı içine alarak, yol çizgisini genişlettikçe genişletir.

O vakitten sonra seçimini yaparak; bu uzun yolda yanına alabildiği kadar hayallerini, umutlarını, aşklarını, sevdalarını, başarılarını, yenilgilerini, hasretlerini, yalnızlıklarını ve hatalarını kucaklayarak yürümeye başlar.

Seçim yaptığı yolda ilerlerken daima bir ses; ne yapması gerektiğini, ne yöne gitmesi gerektiğini ona fısıldar.

Uzun ve çetrefilli olan bu yolda mutlulukla başlayan aşk hikayesini, daha yolun ortalarına gelmeden nefret hikayesine dönüştürür. Mutluluğun yanında nefreti öğrenir. Sonra, eskiyip bir kenara atılmış eşyalar gibi yalnızlığı öğrenir. Şaşırır kalır.

Patlak borulardan her yerden su fışkırır gibi keder fışkırmaya başlar; yürüdüğü bu uzun yolda. Hayatındaki kederleri tıkamaya çalışsa da, yine bir yerden keder patlak verir.

Bu yolculuğa başlarken hayal ettikleri şeylerden aklında sadece sorular kalır. Ne yapacağını bilemez halde en yakın bir yere oturarak, hiçbir zaman yaşanmamış olan duyguları düşünür. O vakitten sonra hayata mahçup bir tavırla etrafına bakınır. Hayat denilen ağaçta kendine tutunacak bir dal arıyordur.

Yaşadığı acı tecrübelerin olduğu dala tutunmak için tekrar cesaret edemez. Bu sefer hayat ağacının tutunmadığı dallarını dener. Fakat, o sırada hiç kimse onun sessiz sedasız ağladığını bilmez ve görmez.

Hayatını yeniden yazılamayacak kağıda yazmaya başlar. Yıkık, virane hayatının içinde mutluluğa açılan yeni bir kapı yaratır kendine. O kapının ardında düşlediği hayat vardır. Ve, o hayatın içine dalar. Seçtiği o yer belki ona göredir; belki de çok sonra gerçeği fark edecektir.

Bu sefer tedirgin ve korkak adımlarla, yaşadıklarından öğrendiklerini emin tavırlarla; hayattan ve insanlardan korkmadığını gösteren bir yapıya bürünür. Yeni hayallerini burada gözünde canlandırır.

Nasıl hareket edeceğine, yüreğine giren bir mutluluk ve aşkla karar verir. Bu yüzden burada da bilinçaltı dış dünyaya her zaman kapalı olarak onu yönlendirir.

İlk acıyı , ilk hayal kırıklığını burada da tadar. Ve, hayatın kendisini yine aldattığını sanır. Oysaki o değişmiştir. Dünya ve insanlar değil.

İstesem! hayatı ve insanları değiştirebilirim der; o vakitten sonra. Bir araştırma, bir gözlem içerisine girer dünya ve insanlarla.

Farkına varmadığı bir şey vardır. Onun işi, tellerin üzerinden atlayarak geçen koyunların yünlerinin tellere takılıp, o yünleri toplayıp çorap ve giysi yapmaya benzer.

Yani uzun lafın kısası hayatı ve insanları değiştirmek için uğraştığı çabaları boşa gidecektir.

O zaman acı gerçekten sonra; hayatla ve insanlarla ilgili değiştirebilecek ve öğrenilecek çok şey olmadığını; hayatın tek düze gittiğini aklına en sonunda nihayet getirecektir. Ve bu son, onunda hayata karışarak tek düze yaşamasından öteye gitmeyecektir.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:

DEDİKODU FABRİKASI

Yayın Tarihi: 22 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 7:15

DEDİKODU FABRİKASI

Geçenlerde arkadaş sohbetlerimizden birinde bir arkadaşımızın evli bir adamla uzun süredir yasak aşk yaşadığından ve bunun sonucunda o adamı eşinden boşandırıp evlenmiş olmasından bahsedildi. Yani dedikodu fabrikası iş başındaydı. Sanki hiçbir zaman hiçbir insanın başına böyle veya buna benzer bir olay gelmeyecekmiş ve gelmemiş gibi ahkam kesildi. Bu sözleri o kadının yüzüne söyleyemeyecek kadar cesaretsiz fakat, arkasından konuşabilecek kadar rahat ve gevşek davranışlar içerisindeydiler.

Burada asıl emin olunması gereken konu aslında bu tür iliÅŸkilere karşı ne kadar güçlü, dimdik ve kendimizden ödün vermeden uzak kalabilmemizdir. Yani herkesin böyle veya buna benzer bir ÅŸeyi yaÅŸama ihtimali oldukça yüksektir. AÅŸk bu ya gönül ferman dinlemez misali….

Bunun üzerine herkes kendi fikrini söyledi. Kimi eliyle ağzını kapatıp aaaaaaaaaa şeklindeki öğrenisiyle şaşırdı. Kimi ondan zaten böyle bir şey bekliyorduk. O yapar gibi emin cümlelerle onu yargıladı.

Aslına bakarsanız doğru olan benim o konuşmaların yapıldığı sırada o ortamı terk etmem gerekiyordu. Fakat bana o anki ortamdan yazı yazabileceğim bir konu çıkacağını fark ettiğim için kalmayı yeğledim. Çünkü bugün bir başkası hakkında bir konuda dedikodu yapanlar yarın herkes hakkında ileri geri konuşabilir ve kendi haklarında da konuşulabileceğini ne yazık ki unutuyorlardı. Konuşmadıklarını hiçbir zaman bilemeyiz.

Fakat, diğer bir taraftan da olaya bakınca bazen bazı ortamlarda kalıp, bazı insanlara gerçeğin; görünenin veya kendi fikirlerinin yanında değişebileceğini ve görmek istedikleri gibi olmayacağını değişik fikirlerle ortaya koymak ve vurgulamak gerekiyordu. Hani belkiler vardır ya hayatımızda: İşte bu konunun da o ortamda belkilerle yer değiştirmesi gerekiyordu. Tabiî ki algılamak isterlerse. Yani işlerine gelirse. Tabiî ki birçoğunun işine gelmedi. Kimse sabitleşmiş fikrini değiştirmek istemiyor, fakat diğer yandan da öyle bir konu açılınca ağızlarının suları akarak bu konuyu dinliyor ve konuşuyorlardı. Sanki kendileri hep cici, karşıdaki ise hep kaka idi.

Aynanın yansıyan yüzünün yanında, birde görünmeyen yüzü vardı. Evliliklerde veyahut ikili aşk ilişkilerinde aldatma büyük bir sorun teşkil ettiği kadar, tek taraflı olmayacağının da bazı insanlar tarafından algılanması gerekiyordu. Yani sadece kadın tarafından olaya bakılmaması gerekiyordu. Hani bir kesim insanın, ağzından sürekli olarak düşürmediği kadın kadının kurdudur sözünün doğruluğu aynanın yansıyan tarafından değil de, öbür tarafından bakıldığında, işin değiştiği apaçık görülüyordu. Fakat ne yazık ki bu durum toplumumuzdaki bazı insanlar tarafından görülmek istenmeyen bir gerçekti.

Evet! Bir kadın bir kadının hayatını mahvedebiliyor. Bir erkekte bir erkeğin hayatını mahvedebiliyor. Bütün yaşanmışlıkları bir anda aşkım önemli deyip eşinden bin bir türlü sebeple boşanmasına, ondan vazgeçmesini sağlayıp sebep olabiliyor. O da nasıl bir aşk sa? Kadın kadının kurdudur ya da düşmanıdır sözü bu sözün doğruluğunu belki bir noktada doğru kılıyor. Fakat erkekte hiç suç yok mu? Bu niye genellikle görmezden geliniyor. Bazı kadınlar ve erkekler tarafından bu konu nedense hep es geçiliyor.

Çünkü toplumumuzda görülmek istenen ve günah keçisi ilan edilmek istenen ve bu yüzden yargılanan hep kadın oluyor. Peki! Olmaması gerektiği halde evli bir erkekle aşk yaşayan bir kadın aşığım dedi. Kendine göre bin türlü sebeple evli erkeği elde etti. Yani onların tabiriyle baştan çıkardı. Eğer, o erkeğin karakter yapısı güçlü olsa, evine ve evlilik kurumuna saygısı olsaydı bu olay gerçekleşir miydi? Hayır. Erkeğin mantığı nerede kaldı? Kadının mantığını neden sormuyorum. Çünkü, hep kadın suçlu ve erkekleri eşlerinden bilerek ve yine onların tabiriyle ayartarak ayırıyorlar ya, bu kanıksanmış. Yani bazı kadınların düşüncesi hep evli erkekleri eşlerinden boşandırma mantığı üzerine kurulu gibi bir anlam çıkıyor buradan. O yüzden bu konuyu sormuyorum.

Peki! Kadın bu kadar güçlü ve erkeğin üzerinde aşk konusunda iktidar sahibi olabilecek kadar etkense, eşini seven ve çocukları olan erkek neden hem eşi, hem de diğer ilişki yaşadığı kadın üzerinde karakter olarak bu kadar zayıf kalıyor.

Yine kadın üzerinden aynanın görünmeyen başka bir yüzünden bakarsak olaya, evli olan kadın ( yani genel tabirle kadın) neden eşinin yasak ilişki yaşadığı kadın kadar onun üzerinde etkili olamıyor? Erkek başka bir kadının etkisi altına girebilecek kadar güçsüzse, neden evli olduğu kadın üzerinde güçlü rolü oynuyor. Aldatan kadın kadınsa, evli kadın bostan korkuluğu mu? Bu soruya verilen cevap aldatma konusunda genellikle artık birbirlerine yetmedikleri, fikir çatışmaları, düşünce ayrılığı, aşklarının saygılarının bitmesi gibi sözlerle ifade edilse de neden bu olay bir erkeğin hayatına başka bir kadın girdiği zaman cereyan ediyor. Hiçbir zaman içgüdüsel dürtüler ağızlarından ön plana çıkmıyor. O güne kadar erkeğin aklı ve mantığı nerede sorusu sorulmaz mı adama?

Eğer kadın güçlüyse, başka bir kadın onu eşinden ayırdıysa yani hep kadın suçluysa peki neden evli olan kadın kocasına sahip çıkamıyor düşüncesi de hakimdir. Burada yine evli olan kadın da suçlanır. Bunca yıl bir şekilde aynı yastığa baş koyan insanlar beraber yaşamayı tercih etmişler. Birkaç çocuk sahibi olmuşlar. O güne kadar bunu başarmışlar. O güne kadar o zaman erkeğin aklı neredeydi? Demek ki biraz biti kanlandım erkekler önce eşlerini boşuyorlar.

Herkesin kadın ve erkek olarak hayata bakış açısı farklı olduÄŸu kadar iliÅŸkilerde de farklılıklar yaÅŸarlar. Burada aynanın görülmek istemeyen bir yüzü daha vardı. Erkek kiminle aldatır sorusu? Saçma bir soru olarak hep sorulur. Tabiî ki kadınla. Gidip hem cinsinle aldatacak deÄŸil ya. O zamanda baÅŸka konular, baÅŸka dedikodular çıkar ortaya….

Ve başka bir konu. Sanmayın unuttum. Kadınında erkeği aldatabileceği. Bu kısır döngü böyle devam eder gider. Eşlerini bir şekilde aldatan anne babaların çocukları da bir gün gelir onlarda bu kervana katılabilirler.

Aldatarak, ihanet ederek yuva üstüne yuva kurulmaz sözünün doğruluğu ne yazı ki bazı insanlarımız tarafından unutulduğu gibi, bir gün seni onunla aldatanın başka bir gün bir başkasıyla aldatma olasılığının çok yüksek olduğunu önümüzdeki yaşanmış örneklerle açık seçik belli olmaktadır.

Aldatma, ihanet konusunda ne kadınlar var erkeğin aklını başından alan ama, bir o kadarda saf ve temiz duygularınla oynanan kadınlarımız var. Bir şeyi sorgularken, günah keçisi ilan edilirken bununda göz önüne alınması gerekiyor. Aynalar çoğunlukla gerçekleri oldukları gibi yansıtmazlar, insanların görmek istedikleri şeyleri önlerine sunarlar. Fakat bazen görünmeyen ya da görülmek istenmeyen gerçeklerde vardır. Yani bu konu çok karışık bir konudur. Çevremize bakarsak rastlamayacağımız olaylar değildir. Dedikodu fabrikası, aynanın hep ön yüzünden bakmaya devam ederse, bu fabrikadan birçok at gözlüğüyle olaylara bakan insan modelleri çıkar.

Melodi AKÇAY

Etiketler: