Yayın Tarihi: 04 Haziran 2009 Perşembe Saat: 7:07
Hayat Derya’yı pek fazla öneme almamıştı. Onu pek önemli bulduğu söylenemezdi. Büyük bir sessizlik kaplamıştı her yanını. Yüzündeki gülümseme, artık bir siluet gibi karşıdan bakıyordu.
Çok incitmişti hayat Derya’yı. Bu sefer yine çok incineceğinden korkuyordu. Onunla kavga etmekten, her seferinde tekrar tekrar düşüp ayağa kalkıp doğrulmaktan yorgun düşmüştü bedeni. Ufak tefek istekleri olmuştu hayattan. Hayat, onu her seferinde ihmal etmişti. Korkuyordu artık hayat tarafından ihmal edilmekten, acı çekmekten ve acınmaktan bıkmıştı.
Bu sefer yanılabilir miydi? Hayata güvenini yeniden kazanabilir miydi? Bu kez hayat ona kafasında tasarladığı şeyleri gerçekleştirmesi, hüsrana uğramaması için bir fırsat verebilir miydi? Bu düşünceler içerisindeydi.
Bu olayın başlangıcında hayat ona öyle nazik davranıyordu ki, gözünde garip bir şekilde gittikçe büyüyordu hayat. Ona yeniden inanıyordu, yeniden bağlanıyordu. Arkadaşları demişlerdi Derya’ya istediğin dilediğin taktirde istediklerinin olmayacağını mı sanıyorsun. Oysa o hep istemişti hayattan. Artık, hayata karşı zayıflığından ötürü utanç duyuyordu. Yavaş yavaş kendini sorguluyordu. Haklımıydı hayat? O mu istemeyi becerememişti? Yoksa hayat mı Derya’yı hafife almıştı? Kimi zaman nefret etmişti hayattan. Hayat, nefret eder bir konuma koydurmuştu onun gözünde kendini.
Son kez hayata karşı arkasını dönüp baktığında yüreğinden kayıp gitmişti güzel duyguları. Zayıflamıştı, yorgun düşmüştü artık bedeni. O günkü gördüğü sahne şimdi yine yüreğinde canlanacak diye korkuyor, endişe duyuyordu. Böylece yine kaldığı yere tekrar geri döneceğinden ve filmin hüsranla dolu aynı son sahnesini yaşamaktan korkuyordu.
Bu kez bu olayla gülümsemeye çalıştı hayata. Hayat yaşarken ona bir çıkış kapısı bırakmıştı. Buna güveniyordu. Hayatın onun elinden tutacağından, yüreğini sevgiyle karşılayacağından umut kırıntıları duyuyordu. Durup dinlenmeden çalışmıştı yıllar geceler boyunca.
Bir zamanlar hayatla girdiği bu umut yolculuğunda, yollarını ayırmıştı hayatla. Bu yolları tekrar bir yapmak istiyordu. Bu sefer şansı yaver giderse, yamalı yüreğini yerinden sökülmemecesine sağlamlaştıracaktı hayata karşı. Acaba gerçekleşebilecek miydi? Olacak mıydı bu düşündükleri? Sevildiğini yeniden hissedecek ve bir gün bu sevginin karşılığını alabilecek miydi? Ve yeniden sevebilecek miydi hayatı Derya bunları düşünüyordu.
Bu endişeyle yanılgıya düşebilir miydi? Yıllardan beridir yediği darbelere öyle alışmıştı ki, sarsılacak diye korkuyordu. Hayatı artık o kadar çok iyi tanıyordu ki, alacağı sonuç, onun için olağan dışı bir sonuç olmayacaktı. Bunu biliyordu, ama açık bir kapı hayat tarafından hep yüreğinde tamamıyla aralanmayı bekliyordu.
Bugün ayakta durabilmek adına, ufuk çizgisinden batan güneşin tekrar doğuşunu görebilecek kadar güçlü hissetti kendini. Başka çaresi yoktu. Bugün, hayattan iyi haberlerini beliyordu. Evine temizliğe gittiği Elif Hanım ona, bir gün başın derde girer ve bir sıkıntıya düşersen beni bul demişti. Bu güvenceyle, bu umutla çıktı yola. Kendisine olan saygısını bir kez daha ayaklar altına alarak. Çalıştığı evin sahibi Eliften bir miktar borç para istemeye gidecekti. Çocukları evde aç bihal bakımsız, sefalet içerisinde annelerinden gelecek bir yudum ekmeği dört gözle bekliyorlardı.
Elifin kapısını çaldığı an, gururu onu bu kez de bir an terk etmişti. Çocukları için gün ışığıydı Elif Hanım. Bir tek ondan borç para alabilirdi. Elif onu içeriye aldı. Elleri birbirine kenetlenmiş, gözlerini Eliften kaçırıyordu. Bir anda tüm cesaretini topladı ve ondan beklediği istediği bir çırpıda ifade etti. Söylemişti artık. Hafiflemişti. Elif hanım ne demek istediğini anlayamamış gibi karışık cümleler kurmaya başladı.
Birden Elif Hanım senin gibileri bilirim. Küçük bir olayda hemen kapımda bitersiniz. Hata bende. Sizin gibilere fazla yüz verdim diyerek, onun teklifini reddederek aşağılar. Sözünü bitiren Elif hanıma öyle bir bakış atar ki Derya, bir gün sende benim durumuma düşmezsin der gibi. Oysa Elif, ona bir gün başın dara düştüğünde beni bul demişti. Bu sözüne güvenmişti. Şimdi ne oldu da sözünden caydı ve Deryayı bu kara aşağılayacak küçük düşürecek kelimeleri neden kullanmıştı.
Elifin bu sözleri hayata karşı düşündüğü şeyleri yeniden alevlendirmeye yetti. Ona karşı boyun eğerek evden ayrıldı. Hayat bir kere daha onu yenilgiye uğratmış, bir neden bulup onu yine incitmişti. O vakitten sonra artık yamalı yüreği tamir edilemeyecek durumdaydı. Hayat karşı öfkesi nefreti o kadar güçlendi ki, işte o gün bir kez daha hayat tarafından incinmiş bir yürek olarak ona arkasını döndü.
Aklı evdeki çocuklarındaydı. Eve vardığı vakit bahçe kapısının önünde bir bey çocuklarını yanına almış onlara bir şeyler veriyordu. Gelen adam Elif hanımın kocasıydı. Karısıyla olan konuşmalarına şahit olmuş ve o eve varmadan önce çocuklarını sevindirmişti. O an Derya bir kez daha hayata inandı. O andan itibaren hayatı suçlayamazdı. Hayat ona yaşadığı acı dolu seneler içerisinde incinmeyi, unutulmayı, terk edilmeyi ve fark edilmemeyi yamalı yüreğiyle öğretmişti. Yamalı yüreğini hayat ona kazandırmıştı. Her seferinde kötü günlerin arkasından tamir ettiği yamalı yüreği, bugün bir kez daha tamir edilerek kötü günlerin geride kalmış olduğuna inandırarak onun hayata bağlanmasını sağladı.
Yayın Tarihi: 01 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 7:19
Fırtınaların ve şiddetli yağmurların dinmediği uzunca bir kış mevsimi sonunda, nihayet bahar gelmişti. Bahar ayları İstanbul daki anılarımı geri getiren mevsimdir.
1990 Nisan başıydı. Doğum günümü kutlamaya hazırlanıyordum. Doğum günüme davet ettiğim en yakın arkadaşım Eleni işlerinden dolayı gelememişti. Onun gelmesini çok arzu ettiğim halde gelememiş, yerine Teyzesi Matilda’yı göndermişti. Ben, bayan Matilda’yı hiç tanımıyordum. Arkadaşım ara sıra ondan, onunla geçirdiği güzel günlerden ve teyzesinin çok güzel oluşundan bahsederdi. Sevdikleri ona güzelliğinden dolayı Taş Bebek Matilda diyorlarmış. Arkadaşım Eleni, teyzesini anlatırken hep ona taş bebek Matilda derdi.
Taş bebek Matilda yı kapıda ilk gördüğüm anı hiç unutamıyorum. O andan itibaren arkadaşım Eleni’nin yokluğunu doğum günümde hissetmeyecektim. Bayan Matilda’nın davetime eşlik etmesi benim için gurur ve onur verici bir şeydi. Taş bebek Matilda’yı hiç unutmuyorum. Kapıdaki ilk karşılaşmamız, muhteşem bir güzelliğin tam karşımda duruşu ve benim bu güzelliğe birebir şahit olmam. Daha önce böyle bir güzellikle karşılaşmamıştım. Taş bebek Matilda nın güzelliği, doğum günümde beni gölgede bıraktırmaya yetecek kadar güçlü ve etkiliydi.
Gençliğinin son evrelerinde olan bir bayan için bu güzellik, o andan itibaren söylenmesi gereken gereksiz cümlelerle dolu olacaktı. Yüzündeki ışığın kalbime yansımasını hatırlayabiliyorum. Taş bebek Matilda başındaki beyaz şapkasına taktığı bir sarı gül ve sarı beyaz puantiyeli, bir omzunu açıkta bırakan elbisesi ile zarifliğini daha da perçinlemişti. Duru bir güzelliği vardı. Elindeki çiçekli desenli biri arkadaşımın, biride kendisine ait olan iki kutuda getirdiği hediyesinin duygusallığı karşısında etkilenmiştim.
Nezaketi karşısında kayıtsız kalamadım. Neredeyse onu içeri davet etmeyi unutacaktım. Nazik bir tavırla onu içeri davet ettim. Doğum günümü şereflendiren bu bayanı tanımak ve nezaketine mümkün olduğu kadar onunla ilgilenerek cevap vermeye çalıştım. O gece doğum günümdeki arkadaşlarımı neredeyse unutmuştum. Taş Bebek Matilda öyle güzel ve etkileyiciydi ki, yavaş ve düşünerek konuşacağı kelimeleri seçerek konuşması karşısında etkileniyordum. Doğum günümü hiç umursamıyordum. Sadece bayan Matilda ile ilgileniyordum.
Bir ara bitmek bilmeyen sorularımdan ve ilgimden rahatsız olacağını düşündüm. Fakat bayan Matilda düşündüğümün tam tersine – Bu gece onsekiz yaşında olacaksın. Bir daha onsekiz yaşın hiç gelmeyecek. Bu gece senin gecen ve bunun keyfini çıkararak eğlen diyerek yüzümü kara çıkarmıştı. O sözünün üzerine ara sıra arkadaşlarımla ilgileniyor, fakat gözlerim Taş Bebek Matilda yı oturduğu yerde arıyordu. Yüzündeki düşünceli ifade ve ara sıra yüzüne yansıyan gülümsemesi bir şeylerden etkilendiğinin göstergesiydi. Dans eden ve eğlenen gençleri hayranlıkla seyrediyordu.
Taş Bebek Matilda o gece uzun bir süre gitmeyi yeğlemedi. Vakit gece yarısına yaklaştığı bir sırada ayağa kalktı ve gitmeliyim. Onsekiz yaşın sana uğur getirsin dedi. Onun ilgisinden ve nezaketinden memnunluk duyduğumu belirterek onu görüşmek üzere yolcu ederken, arkasından bir kez daha güzelliğine baktım. İşte Taş Bebek Matilda ile ilk karşılaşmamız böyleydi.
Nisan ayının onikinci günü onu ilk kez gördüğümden sonra on beşinci günü öğleden sonra arkadaşım Eleni evime geldi. Benim o gece teyzesi Matilda ya karşı olan tutumumdan sonra ne kadar mutlu olduğunu belirtmek istemiş ve teyzesini nasıl bulduğumu merak etmişti. Teyzesini onun gözünde görmüştüm. Bana anlattıkları ve onun hakkında tarif ettiklerinde ilk görüşte yanılmamıştım. Bayan Matilda sakin, durgun bir insandı. Bütün gece bizi seyrettiğini, hep gülümsediğini ve bir ara Alpay ‘ın Hayalimdeki Resim şarkısı çalarken Taş Bebek Matilda nın gözlerinden yaşlar aktığını fark ettim. Elindeki sarı mendiliyle gözyaşlarını bizlere fark ettirmeden silmeye çalışıyordu. Bir an onun yanına gitmek istedim ama bu şarkıyla bir şeyler hatırladığı her halinden belli oluyordu. O yüzden onu yalnız bıraktığımı anlattım.
Arkadaşım Eleni ye gelemediği için üzgünlüğümü fakat teyzesini gönderdiğinden memnuniyetimi vurguladım. Eleni bir anda teyzesiyle ilgili düşüncelerimi anlatırken sözümü yarıda kesti.
- Biliyor musun? Buket o gece doğum gününe bilerek gelmedim. Teyzem Taş Bebek Matilda aylardır dışarıya çıkıp eğlenmiyor gittikçe içine kapanıyordu. Ne kadar ısrar ettiysem de beni hep geri çeviriyordu. Onun, uzunca bir zamandır dinlendiği karanlık yüreğinden artık dışarı çıkması ve aydınlığı görmesi gerekiyordu.
Bütün amacım onun hayatını cehenneme çeviren o olaydan sonra yavaşça sıyrılıp hayata tekrardan katılmasıydı.
Onu doğum gününe gelmesine ikna etmek çok zor oldu. O gece acil bir işim çıktığını ve senin benim için ne kadar önemli olduğunu vurguladım ona. Aylardır tuttuğu yastan ve zor ikna çabalarımdan sonra nihayet saklandığı gönül penceresini araladı. Ve sana geldi.
Bundan altı ay kadar önce delicesine tutkun olduğu bir adam vardı. Onunla hayalleri, umutları vardı. Aşkın nasıl bir duygu olduğunu onunla geçirdiği güzel günlerde anlamıştı. Aralarında kopmayacak bir bağ oluşmuştu. Sık sık buluşuyorlardı. İşte teyzem Matilda yı doğum gününde ağlatan bu şarkı ikisinin şarksıydı.
Fakat sevdiği adam ona bir gün olsun evlenme teklif etmemişti. Bunu Teyzem Taş Bebek Matilda da ondan istememişti. Ama, yüreğinin bir köşesinde o güzel ve anlamlı olacak günü hep bekliyordu.
Son zamanlarda sevdiği adam ondan uzaklaşmaya, onunla görüşmelerini seyreltmeye başladı. Teyzem Matilda sevdiği adamın bu davranışları karşısında içinde bir burukluk hissediyordu. Sevdiği adamın bu son davranışları neredeyse ona karşı olan tutkusundan vazgeçmeye yetecek kadar kırıyordu.
Bir ara teyzem Matilda hırçınlaşmaya o durgun halini yitirmeye başladı.
Bir gün eve geldiğinde ağlamaktan gözleri şişmiş bir haldeyken sinir krizi geçirdi. Sevdiği adamın düğün davetiyesi arkadaşları tarafından eline geçmişti. Evet, sevdiği adam bir başka kadınla evleniyordu.
İnanmamıştı arkadaşlarına. Onların bir oyunu olabilir diye düşünmüştü. Fakat sevdiğinin yanına gidince bir başka kadın kapıda onu karşılamıştı. Evde başka bir kadın vardı. Hiçbir şey söylemeden oradan ayrılmış teyzem Matilda. Sonraki günlerde onları el ele görmüş.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadı teyzem. O günden sonra onun adını ağzına almadığı gibi, bize de yasakladı. Ve kendi içine kapandı.
Altı ay zorlu bir süreçti bizim ve onun için. Senin doğum günün kapattığı hayat penceresini yeniden aralamaya ve aydınlığı görmeye yetecekti. İşte Buket! teyzem Taş Bebek Matilda ile ilgili bütün hikayem bu demişti.
Eleni ile o günkü konuşmamızdan sonra Taş bebek Matilda yı merak etmeye başlamıştım. Onunla görüşmeliydim. Eleni ye teklifte bulundum, bundan sonraki görüşmelerimizde teyzesi Taş Bebek Matilda yıda getirmesini istemiştim. Arkadaşım getireceğine söz vermişti. Bu hüzünlü aşk hikayesi beni etkilemişti. Muhteşem bir güzelliğe sahip olan bu kadından ayrılan, ondan vazgeçen erkeğin aklının başında olmadığını düşünüyordum.
Bir gün alışveriş yapmaya dışarı çıktığımda Eleni ye telefon etmek üzere postaneye uğradım. Telefon o zamanlar herkeste yoktu. Teyzesini de yanına alarak Caddebostan da, Melodi çay bahçesinde onları beklediğimi söyledim. Teklifimi kırmadı ama, teyzesi Matilda nın gelip gelmeyeceğinden şüphesi vardı. Eğer Taş Bebek Matilda gelirse onu bu ikinci görüşüm olacaktı. Aklımda acaba gelecek mi? Gelirse de onunla neler konuşacağımı tasarlıyordum kafamda. Pek fazla konuşkan bir yapıya sahip değildi, o geceden anladığım kadarıyla. Eğer gelirse yine öyle alımlı ve güzelliğiyle karşımda nasıl duracağını merak ediyordum.
Ağaçlar baharla birlikte yeşillenmişti. Onları beklerken kuş cıvıltıları deniz boyunca içimi şenletiyordu. Nihayet çay bahçesinin köşesinden görüldüler. Gelmişti Taş Bebek Matilda. Kırmamıştı beni. Hoş bir sürpriz yine yapmıştı bana. Yine nazik ve düşünceliydi. Üzerinde bu sefer sarı bir bluz ve beyaz bir keten pantolon vardı. Şapkasına yine bir sarı gül takmayı ihmal etmemişti. Sarı rengi sevdiği ve ona bir şeyler hatırlattığı belliydi. O kadar rahatlamıştım ki, ona bakmaktan kendimi alamıyordum. Çay içişine bile hayran olmuştum. Ona doğru baktığımı gördükçe bana hep gülümsüyordu. Bir ara çay bahçesinde yine Alpay’ın Hayalimdeki Resim adlı şarkısı çaldı ve Matilda ağlamamak için sessiz durabilmek adına dudağını ısırıyordu. Ağlamadı.
O gün Eleni, Taş Bebek Matilda ve ben güzel bir gün geçirdik. Konuşmuyordu Matilda, ara sıra eşlik ediyordu konuşmalarımıza lakin, bizlerle olduğundan memnunluk duyduğu belliydi.
O gün den sonra taş bebek Matilda yı bir kez daha gördüm. Hayatıma aniden giren duru bir güzelliğe sahip olan bu kadın, şimdi ne zaman baharla birlikte Nisan ayı gelse, hüzünlü bir aşk hikayesiyle aklıma gelir ve Hayalimdeki Resim şarksını Alpay’ın sesinden ne zaman dinlesem Taş Bebek Matilda nın yeşil gözlerindeki yaşları akıtmamak için, o bir şeylerin yarım kaldığını vurgulayan hüzünlü gözleri gelir.