GEL DESEM DE GELEMEZSİN Kİ

AÅžK, GENEL, mektup Yorum Yok »

Sana gel desem de gelemezsin ki. Bunu senden istemem her ne kadar cazip bir fikir gibi görünse de kaderimizi zorlamak olurdu bu. Yazılmış bir kaderi nasıl değiştirebilirdik ki? Hiç, sen bana bakma. Benimkisi öyle bir düşünceydi işte. Sanırım anlıyorum seni. Her ne kadar anlamıyor gibi görünsem de, sana mektuplarımda sitem dolu sözler etsem de, aslında biliyorum bende gerçeği. Ama nedense işte öyle bir an geliyor ki, yüreğime söz geçiremiyorum sevdiğim. Şu anda da öyle anlarımdan biri. Hem bana yakın, hem de bir o kadar uzaksın. Can yakan nokta burası. Kavuşmak, dokunmak varken kavuşamıyorum. Oraya gidiş nedenini çok iyi biliyorum. Bu yüzden bu ayrılığı tercih ediyor ve ses çıkarmıyorum.

Bazen yüreğim bu düşünceleri bir kenara itip yok saymak istiyor. Ama yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Kavuşabilecek kadar yakın, dokunamayacak kadar uzağımdasın. Bu nasıl bir duygudur sevdiğim. Yokluğun vermiş olduğu duygu böyle bir şey olsa gerek. Bazen, yokluğunda karanlığı delip geçen bir ışık oluyorsun yüreğime. Bazen de tehlikeye düşmüş, korkak bir yürek oluveriyorum. Yaşadığın süre içerisinde kaç kez söz vermiştik birbirimize. Buralardan beraber aynı anda gidecektik. Fakat sen ne yaptın? Beni oralara almadan, ruhumu uyanmayan uykulara terk ettin.

Günün birinde apansız, aniden yolunu şaşırdın. O anladım biliyor musun? Lanet olası bir geceydi. Bana bunu yapabileceğini sanmıyor, beni tek başıma koymazsın sanıyordum. İşte! O gün seninle tanıştığımız ana kadar geçen süreye, yani başladığım yere geri döndüm. Şimdi sensiz ne yapacaktım, bilmiyordum. O andan itibaren seni evden uğurlarken üzerine giydiğin siyah pantolonun, pembe gömleğin ile bana geliyordun. Görüyordum, tam gözümün önünde duruyor ve bana gülümsüyordun. Sana gözyaşları içinde gelmek, sarılmak istiyordum. Sen ise, ellerinle sanki gelme diyerek beni geri geri itiyordun. Hayal kırıklığına uğramıştım. Beni niye istemiyordum. Oysa ben sana sarılıp dokunmak istiyor, sen ise beni yanından uzaklaştırmak için var gücünle savaşıyordun. Suskundun. Gözyaşlarım bir an seni korkuttu. İncittim mi seni sevdiğim? Bir an suskun, konuşmayan o sen, gözlerindeki hüzünle son zamanlarda diline dolanan o şarkıyı dudaklarının arasından döküverdin.

İnanamıyordum. Zavallı, çaresiz bene, o sevdiğimiz şarkıyı mırıldanıyordun. Sanki bu şarkı gelecekteki bir şeylerin habercisiymiş gibi dilimizde dolanıyordu. Dudaklarının arasından dökülen o şarkı, severek dinlediğimiz o günleri geride bırakıyor, yüreğimi acıtıyordu. Sana sarılmak istiyor, bu duruma artık dayanamıyordum. Uzun süre karşımda öylece konuşmadan durdun. Hep gülümsüyordun. Bana son bir kez daha gelmiştin sevdiğim, buna inanamıyordum.

Gözlerimin önünden kaybolurken yine her zamanki gibi evimizin arka bahçe kapısından çıkarak, arkana döndün ve bana gülümseyerek kayboldun. Bu seni son görüşüm oldu. O andan itibaren artık tamamıyla rüyalarımda geliyordun. Yokluğuna, sensizliğe aylarca alışmadım. Yıllar geçti üzerinden, sensiz bir hayatı kabullenemiyor, gittikçe can sıkıcı oluyordum. Kimse inanmıyordu bana. Bir gün geri dönecektin. Bıraktığın yerden yeniden başlayacaktık. Yorgun ve bitkin düşmüştüm ama, bunu hissetmiyordum.

Sevdiklerimi yıllar içerisinde çok incittim. Fakat biliyor musun? Bu ayrılıktan en çok ben yara aldım. Bir gün o öldü, yaşamıyor artık, sen kendi hayatına bak dediler. Şaşırdım. Nasıl olurda unutmuşlardı seni. Nasıl olurda beni sensiz, senide bensiz düşünebilirlerdi ki, bunu anlayamıyordum. Hiçbir zamanda anlayamayacaklardı, bunu çok iyi biliyordum.

Bu sözlerin üzerinde çok durmadım. Fakat baskılar gittikçe yoğunlaştı üzerimde. Karşı koyamıyordum. Hep benim iyiliğimi istediklerini, benim için kaygılandıklarını vurguluyorlardı sözlerinde. Her gün bu sözleri duymaktan yorulmuştum. Benim hayata tekrar bağlanabilmem için yeniden aşık olmam, yeniden evlenmem gerektiğini söylüyorlardı. Bu söylenenler benim için boş ve anlamsızdı. Bilmiyorlardı. Oysaki ben, hayatımı senle yaşıyordum ve mutluydum. Yaşama yeniden sarılmam için bir erkeğe ya da aşık olmaya ihtiyacım olmadığını bilmiyorlardı. Sebepsiz davranışlar ve sebepsiz sözler karşısında ben inat edip direndikçe, onlar yumuşak sözlerle akılları sıra ruhumu okşuyorlardı. Oysaki ben onlara her defasında gülüyordum, bundan haberleri yoktu. Onlar bunu görmüyor, benim davranışlarımdan görmek istediklerini algılıyorlardı.

Sevdiğim! şimdi beni yeniden evlendirmek istiyorlar. Yine her zamanki gibi susmayı yeğliyorum. Şimdi sana çok ihtiyacım var, biliyor musun? Kendimi savunacak gücüm kalmadı. Yine başladığım yere döndüm sayelerinde. Bu yoldan kaçış yok biliyorum. Sana gel desem de gelemezsin ki, bunun acısıyla şu an daha da çok yanıyorum. Kaderin başka planları vardı sevdiğim ve ben bu akşam bu zinciri kırıp sana geliyorum.

Melodi AKÇAY

Bu hüzünlü mektubu çok severek dinlediÄŸimiz Coskun Demir’in söylediÄŸi “Ayrılık Rüzgarı” adlı ÅŸarkısıyla tamamlamak istiyorum….



. -

DEĞİŞME HEP BÖYLE KAL

GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

Richard, eşi Tiffany ile aralarında esen buz gibi soğuk fırtınaları dindirmek üzere bir süreliğine Florida da sahil kenarında bulunan evlerine yerleşti.

Her ikisinin de evliliklerini devam ettirme konusunda düşünmek için zamanları olacaktı. İlişkilerinin sonlarını bu kısa süreli ama, bir kararla bitecek olan ayrılığa bağlıyorlardı.

Richard 35 yaşının en deli dolu çağını yaşıyordu. Tiffany 30 yaşında iki çocuk sahibi gençliğini yaşayamamış, bu yüzden eşi ve çocukları arasında sıkışmış kalmış yönünü bulamayan bir kadındı. Son zamanlarda korkunç, kabus dolu günler ve geceler geçirmeye başladı. İçinde bir şeylerin hep yarım kaldığını düşünüyor, bu yüzden hangi yöne gideceğini bilemiyordu.

Richard’la kavgaları sıklaşmaya, sinirleri iyice bozulmaya başlamıştı. Kendini dışlanmış hissediyor ve nereye ait olduğunu bilemiyordu. Bu gelgitler içerisinde karı koca soğuk bir tavırla ayrılık arifesini geçiriyorlardı. Tiffany kendini oyalamak adına sürekli bir şeylerle oyalanıyordu. Kocası Richard’ın ona söyledikleri karşısında kendini tutamadığı bir an, onu kızgınlıkla evden kovdu. Evlilikleri bir faciaya dönüşmek üzereydi. Mutlu bir aşkla başlayan evlilikleri başarısızlıkla sonuçlanmak üzereydi. Her ikisi de bu başarısız, mutsuz birlikteliğin faturasını birbirlerine kesiyorlardı. Egoizm duyguları üst seviyelerdeydi. Çocuklarına verebilecekleri zararları düşünemiyorlardı. Gözleri ve sözleri tamamıyla birbirlerine kenetlenmiş bir vaziyette, birbirlerinin bir açığını yakalar durumda idiler.

Tiffany o kadar sinirlenmişti ki, kocasını evden kovduğundan kendine geldiğinde haberi olacaktı. Richard bir bavulu ile evi terk etti. Tiffany kendine geldiğinde yatağın üzerinde duran bir mektupla karşılaştı. Kocası Richard Florida daki evlerine bir süreliğine gittiğini, evliliklerini gözden geçirmek için her ikimizin de düşünme süreci olduğunu, geri döndüğünde bir karar vermiş olmamız gerektiğini yazıyordu. Tiffany evde bir an sessizlik olduğunun farkına vardı. Kavgalardan, tartışmalardan bıkmıştı. Hayatının son üç yılını kocası ile hep tartışarak geçiriyordu.

Tanıştıklarında Richard 25, Tiffany 20 yaşındaydı. Bir gün bile olsa hiç akıllarına getirmemişlerdi bu son üç yıldır devam eden mutsuzluğu. Karı koca arayış içerisindeydiler. Birbirlerini değiştirmek için çabalayıp duruyorlardı. Her değiştirmek istediklerinde yeni huyları daha ortaya çıkıyor, bu bilinmeyen yönleri onların evliliklerine ve kendilerine daha da zarar veriyordu. Davranışları birbirine batıyor, birbirlerini kötü gözle görüyorlardı.

Bu son ve şiddetli kavgadan sonra, şimdi artık her ikisi de yalnızdı. Bu ayrılık sürecini ellerinden geldiği kadar uzatmaya çalışacaklardı. Her ikisi de son sözlerinde birbirlerine artık ihtiyaçları olmadıklarını vurgulamışlardı. Richard evi terk ederken o kızgınlıkla Tiffany’e artık geri dönmeyeceğini söylemişti. Tiffany, Richard’ın yokluğunda bu sözlerle karşı karşıya kaldı. Düşünmek için zamanı olacaktı. Karı koca birbirini seviyor, fakat son zamanlarda birbirlerinden duymak istedikleri sözleri duyamıyor ve davranışları göremiyorlardı.

Richard Florida daki eve yerleştiğinde içinde bir huzur, bir sessizlik fark etti. Yorulmuştu oda Tiffany gibi bu bitmek tükenmek bilmeyen kavgalardan. Richard günlerini sanki sırtından büyük bir yük kalkmış gibi, gününü gün ederek yaşamaya başlamıştı. Tiffany ile evliyken yapamadığı şeyleri artık özgürce şimdi yapmak istiyordu. İçinde bastırılmak zorunda kalan diğer Richard’ı dışarıya çıkarıyordu.

Florida daki evi sahil kenarında olduğu için bütün gün kumsalda kızgın güneşin altında yatıyor, denizde yüzüyor, eğleniyor yeni yeni aşkların peşine takılıyor, fakat hiç biriyle yapamıyor, daldan dala atlıyordu. Tiffany kocasının bu davranışlarından haberdar olmuyordu. İki çocuğu ile birlikte yaşam mücadelesi veriyor, diğer yandan da kocası Richard’ın eve geri dönme ihtimalini hesaba katıyordu. Geri dönmesini beklemiyorum diyordu yüreği ama, yüreğinin bir köşesinde geri dönmesini isteyecek kadar sevgi kıvılcımları oluşuyordu.

Richard büyük bir savaştan galip çıkmış gibi hissediyordu kendini. Bütün sorumluluğu eşinde buluyor ve onun üzerine daha fazla yük yüklediğinden habersiz olarak bilinçsizce yaşıyordu. O da gençliğini Tiffany gibi yaşayamadığını düşünüyordu. Karısına içten içe öfke duyuyor, bu yüzden başka kadınlardan hırsını çıkarıyordu. Bir gecelik aşklar peşine düşmüştü. Evliliğini kurtarmak amacıyla geldiği Florida da yanlış yollara sapmak üzereydi. Hiçbir şeyin tam olarak farkında değildi. Sanki büyülenmiş gibiydi. Aldırmıyordu geride bıraktıklarına.

Birkaç haftalık ayrılık sürecinde, yaşadığı kısa süreli gönül ilişkilerinden sonra düşünecek zamanı da olmuştu. Uykusuz geçen gecelerin sabahlarında ayrıntıları teker teker hatırlıyordu. Yanlış yaptığının ve amacından saptığının farkına varmaya başlamıştı. Çocuklarını, evini ve eşini özlemeye, bütün tatsız geçen olayların yanı sıra güzel günlerini de hatırlamaya, yavaş yavaş bu kötü tabloyu kafasından silmeye başlamıştı.

Aklı karışıktı. Tiffany ile geçirdiği güzel günlerin anıları geri dönüyor, kendini Tiffany’nin yerine koyarak empati yapıyordu. Bir kadının gözüyle evliliklerini anlamaya çalışıyordu. Florida da geçirdiği ayrılık sürecinde yaşadığı ilişkilerden sonra, evliliğinde ne kadar şanslı olduğunu anılarıyla bir bir hatırlıyordu.

Bir gün, bütün tatsız olaylara rağmen yepyeni biri gibi eve dönmeye karar verdi. Yaşadığı bu yanlış tecrübe, ona mutluluğun sevdikleriyle beraber olduğunun farkına varmasını sağladı. Sürekli olarak birbirlerinin düşüncelerini değiştirmek için çaba harcamışlardı. Ne Tiffany, ne de Richard son üç yılda evli olduklarının farkında değillerdi. Bu düşünme fırsatı onların tek kurtuluş yoluydu. Çözümsüzlüğün böylece son bulacağına inanmışlardı.

Her ikisi de ümitsizdi bu ayrılıktan ama, anılar, yaşanan güzel günler ve sevgileri onların birbirlerine delice tutkun olduklarının farkına varmalarını sağlamıştı. Richard 35 yaşında sadece özgürlüğü tatmak istemişti. Tiffany ise, bu kavgaların bir son bulması amacıyla ayrılığa karar vermişti.

Birbirlerine karşı kızgınlıkları ve öfkeleri dindiği bir gün, Richard bavulunu topladığı gibi Kuzey Dakota’ya evine geri döndü. Bu ayrılık arifesinde çok yaralar almışlardı. Evlerinin kapısını çekinerek çaldı. Kapıyı Tiffany açtı. Afallamıştı. Richard’ın bu kadar çabuk geri döneceğini hiç beklemiyordu. Bir an her ikisi de durakladılar. Evliliklerine dair verdikleri bu kısa süreli mücadele onları yorgun düşürmüştü.

Tiffany kırgın, Richard utangaç bir tavırla birbirlerinin yüzlerine bakmaktan çekiniyorlardı. Fakat, gönül gözleri bütün yaşananların tam tersini söylüyordu. Richard bir anda karısının gözlerinin içerisine bakarak Tiffany – Değişme hep böyle kal dedi.
Tiffany gözlerinden akan yaşlarla Richard’ın boynuna atılıverdi. İkiside sanki yeni tanışmış iki aşık gibiydiler.

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim