DEDİKODU FABRİKASI
Yayın Tarihi: 22 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 7:15
Geçenlerde arkadaş sohbetlerimizden birinde bir arkadaşımızın evli bir adamla uzun süredir yasak aşk yaşadığından ve bunun sonucunda o adamı eşinden boşandırıp evlenmiş olmasından bahsedildi. Yani dedikodu fabrikası iş başındaydı. Sanki hiçbir zaman hiçbir insanın başına böyle veya buna benzer bir olay gelmeyecekmiş ve gelmemiş gibi ahkam kesildi. Bu sözleri o kadının yüzüne söyleyemeyecek kadar cesaretsiz fakat, arkasından konuşabilecek kadar rahat ve gevşek davranışlar içerisindeydiler.
Burada asıl emin olunması gereken konu aslında bu tür iliÅŸkilere karşı ne kadar güçlü, dimdik ve kendimizden ödün vermeden uzak kalabilmemizdir. Yani herkesin böyle veya buna benzer bir ÅŸeyi yaÅŸama ihtimali oldukça yüksektir. AÅŸk bu ya gönül ferman dinlemez misali….
Bunun üzerine herkes kendi fikrini söyledi. Kimi eliyle ağzını kapatıp aaaaaaaaaa şeklindeki öğrenisiyle şaşırdı. Kimi ondan zaten böyle bir şey bekliyorduk. O yapar gibi emin cümlelerle onu yargıladı.
Aslına bakarsanız doğru olan benim o konuşmaların yapıldığı sırada o ortamı terk etmem gerekiyordu. Fakat bana o anki ortamdan yazı yazabileceğim bir konu çıkacağını fark ettiğim için kalmayı yeğledim. Çünkü bugün bir başkası hakkında bir konuda dedikodu yapanlar yarın herkes hakkında ileri geri konuşabilir ve kendi haklarında da konuşulabileceğini ne yazık ki unutuyorlardı. Konuşmadıklarını hiçbir zaman bilemeyiz.
Fakat, diğer bir taraftan da olaya bakınca bazen bazı ortamlarda kalıp, bazı insanlara gerçeğin; görünenin veya kendi fikirlerinin yanında değişebileceğini ve görmek istedikleri gibi olmayacağını değişik fikirlerle ortaya koymak ve vurgulamak gerekiyordu. Hani belkiler vardır ya hayatımızda: İşte bu konunun da o ortamda belkilerle yer değiştirmesi gerekiyordu. Tabiî ki algılamak isterlerse. Yani işlerine gelirse. Tabiî ki birçoğunun işine gelmedi. Kimse sabitleşmiş fikrini değiştirmek istemiyor, fakat diğer yandan da öyle bir konu açılınca ağızlarının suları akarak bu konuyu dinliyor ve konuşuyorlardı. Sanki kendileri hep cici, karşıdaki ise hep kaka idi.
Aynanın yansıyan yüzünün yanında, birde görünmeyen yüzü vardı. Evliliklerde veyahut ikili aşk ilişkilerinde aldatma büyük bir sorun teşkil ettiği kadar, tek taraflı olmayacağının da bazı insanlar tarafından algılanması gerekiyordu. Yani sadece kadın tarafından olaya bakılmaması gerekiyordu. Hani bir kesim insanın, ağzından sürekli olarak düşürmediği kadın kadının kurdudur sözünün doğruluğu aynanın yansıyan tarafından değil de, öbür tarafından bakıldığında, işin değiştiği apaçık görülüyordu. Fakat ne yazık ki bu durum toplumumuzdaki bazı insanlar tarafından görülmek istenmeyen bir gerçekti.
Evet! Bir kadın bir kadının hayatını mahvedebiliyor. Bir erkekte bir erkeğin hayatını mahvedebiliyor. Bütün yaşanmışlıkları bir anda aşkım önemli deyip eşinden bin bir türlü sebeple boşanmasına, ondan vazgeçmesini sağlayıp sebep olabiliyor. O da nasıl bir aşk sa? Kadın kadının kurdudur ya da düşmanıdır sözü bu sözün doğruluğunu belki bir noktada doğru kılıyor. Fakat erkekte hiç suç yok mu? Bu niye genellikle görmezden geliniyor. Bazı kadınlar ve erkekler tarafından bu konu nedense hep es geçiliyor.
Çünkü toplumumuzda görülmek istenen ve günah keçisi ilan edilmek istenen ve bu yüzden yargılanan hep kadın oluyor. Peki! Olmaması gerektiği halde evli bir erkekle aşk yaşayan bir kadın aşığım dedi. Kendine göre bin türlü sebeple evli erkeği elde etti. Yani onların tabiriyle baştan çıkardı. Eğer, o erkeğin karakter yapısı güçlü olsa, evine ve evlilik kurumuna saygısı olsaydı bu olay gerçekleşir miydi? Hayır. Erkeğin mantığı nerede kaldı? Kadının mantığını neden sormuyorum. Çünkü, hep kadın suçlu ve erkekleri eşlerinden bilerek ve yine onların tabiriyle ayartarak ayırıyorlar ya, bu kanıksanmış. Yani bazı kadınların düşüncesi hep evli erkekleri eşlerinden boşandırma mantığı üzerine kurulu gibi bir anlam çıkıyor buradan. O yüzden bu konuyu sormuyorum.
Peki! Kadın bu kadar güçlü ve erkeğin üzerinde aşk konusunda iktidar sahibi olabilecek kadar etkense, eşini seven ve çocukları olan erkek neden hem eşi, hem de diğer ilişki yaşadığı kadın üzerinde karakter olarak bu kadar zayıf kalıyor.
Yine kadın üzerinden aynanın görünmeyen başka bir yüzünden bakarsak olaya, evli olan kadın ( yani genel tabirle kadın) neden eşinin yasak ilişki yaşadığı kadın kadar onun üzerinde etkili olamıyor? Erkek başka bir kadının etkisi altına girebilecek kadar güçsüzse, neden evli olduğu kadın üzerinde güçlü rolü oynuyor. Aldatan kadın kadınsa, evli kadın bostan korkuluğu mu? Bu soruya verilen cevap aldatma konusunda genellikle artık birbirlerine yetmedikleri, fikir çatışmaları, düşünce ayrılığı, aşklarının saygılarının bitmesi gibi sözlerle ifade edilse de neden bu olay bir erkeğin hayatına başka bir kadın girdiği zaman cereyan ediyor. Hiçbir zaman içgüdüsel dürtüler ağızlarından ön plana çıkmıyor. O güne kadar erkeğin aklı ve mantığı nerede sorusu sorulmaz mı adama?
Eğer kadın güçlüyse, başka bir kadın onu eşinden ayırdıysa yani hep kadın suçluysa peki neden evli olan kadın kocasına sahip çıkamıyor düşüncesi de hakimdir. Burada yine evli olan kadın da suçlanır. Bunca yıl bir şekilde aynı yastığa baş koyan insanlar beraber yaşamayı tercih etmişler. Birkaç çocuk sahibi olmuşlar. O güne kadar bunu başarmışlar. O güne kadar o zaman erkeğin aklı neredeydi? Demek ki biraz biti kanlandım erkekler önce eşlerini boşuyorlar.
Herkesin kadın ve erkek olarak hayata bakış açısı farklı olduÄŸu kadar iliÅŸkilerde de farklılıklar yaÅŸarlar. Burada aynanın görülmek istemeyen bir yüzü daha vardı. Erkek kiminle aldatır sorusu? Saçma bir soru olarak hep sorulur. Tabiî ki kadınla. Gidip hem cinsinle aldatacak deÄŸil ya. O zamanda baÅŸka konular, baÅŸka dedikodular çıkar ortaya….
Ve başka bir konu. Sanmayın unuttum. Kadınında erkeği aldatabileceği. Bu kısır döngü böyle devam eder gider. Eşlerini bir şekilde aldatan anne babaların çocukları da bir gün gelir onlarda bu kervana katılabilirler.
Aldatarak, ihanet ederek yuva üstüne yuva kurulmaz sözünün doğruluğu ne yazı ki bazı insanlarımız tarafından unutulduğu gibi, bir gün seni onunla aldatanın başka bir gün bir başkasıyla aldatma olasılığının çok yüksek olduğunu önümüzdeki yaşanmış örneklerle açık seçik belli olmaktadır.
Aldatma, ihanet konusunda ne kadınlar var erkeğin aklını başından alan ama, bir o kadarda saf ve temiz duygularınla oynanan kadınlarımız var. Bir şeyi sorgularken, günah keçisi ilan edilirken bununda göz önüne alınması gerekiyor. Aynalar çoğunlukla gerçekleri oldukları gibi yansıtmazlar, insanların görmek istedikleri şeyleri önlerine sunarlar. Fakat bazen görünmeyen ya da görülmek istenmeyen gerçeklerde vardır. Yani bu konu çok karışık bir konudur. Çevremize bakarsak rastlamayacağımız olaylar değildir. Dedikodu fabrikası, aynanın hep ön yüzünden bakmaya devam ederse, bu fabrikadan birçok at gözlüğüyle olaylara bakan insan modelleri çıkar.
Melodi AKÇAY
BİR YAZ RÜYASI
Yayın Tarihi: 15 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 10:36
Neşe aşık olmuştu. İlk defa kalbinde aşk kıvılcımlarını bu kadar güçlü ve etkileyici hissediyordu. Bir süre sonra yaşayacağı bu aşk ona tecrübe olacaktı.
Yaz tatilini geçirmek üzere ailesiyle birlikte Muğla’nın Bodrum ilçesine gelmişlerdi. Kumsal boyunca dolaşırken bir çift gözün ona dikkatlice baktığını fark etti. Bu gözlerin sahibi 22 yaşında Alp adında esmer bir delikanlıydı. Delici gözlerle tepeden tırnağa varana kadar Neşe’yi süzüyordu. Neşe, kaçamak gözlerle bakarak bu delikanlının bakışlarına karşılık veriyordu. Alp’in dikkatli bakışları onu etkilemişti. Bunun nedeni belki de; onun yaşındaki bütün arkadaşlarının, ondan önce bu duyguyu tatmış olmaları ve ona anlattıklarıyla kafasında bir aşk modelinin oluşması olabilirdi.
Bu gencin bakışları onun üzerinde yoğunlaştıkça bir ara rahatsızlık hissetti. Sürekli biri tarafından gözetlenmek, göz hapsinde olmak fikri onu rahatsız etmişti. Bir anda oturduğu yerden kalkarak ismini bilmediği bu gence doğru yöneldi. Kızgındı. O kızgınlıkla çok saçma şeyler söyledi. Bu delikanlının onun söyledikleri karşısında, ona verebileceği cevapları hafife almıştı. Alp eliyle sus işareti yaparak
- Bana hakaret etmene gerek yok. Ben haddimi bilirim dedi.
Birbirini hırçın bir şekilde öfkeli sözlerle tanımaya başlayan bu iki genç hırs ve öfkeyle birbirlerine bakarken, yüreklerinde kopacak aşk fırtınasının sessizce geldiğinden habersizdiler.
O sırada kumsalda gençler ateş yakmış eğlenirken diğer arkadaşları onların konuşmalarına şahit olur ve birbirlerini suçlamaktan vazgeçirmek için onları ikna çabalarına giderler. Neşe’nin bir kolundan tutarak onu ateşin etrafına doğru sürükleyen arkadaşları
– Her şeyi abartıyorsun Neşe. Bu olayı bu kadar fazla büyütmene gerek yok diyerek onu sakinleştirmeye çalışırlar.
Söz düellosuyla başlayan aşklarını o andan itibaren yaz boyunca sanki yüzyıllardır unutulmayan iki aşık gibi yaşayacaklardı. Her buluşmalarında birbirine meydan okuyan arena savaşçıları gibi, yorgun düştüğü zamanlarda olacaktı. Galibi belli olmayan aşklarını delice esen serseri rüzgarlar gibi yaşayacaklardı. Soluk soluğa, kovalamaca içerisinde geçen bir yaz rüyası hikayesi olacaktı onların aşkı.
Bir gece gençlerin buluştukları eğlence merkezinde diğer arkadaşlarıyla birlikte eğlenirlerken Neşe, Alp’e bakarak
- O anın etkisiyle beni aşkınla şaşkına çevirdin. Kim olduğumu ve bu yaşadığım şeyin ne olduğunu bilemiyorum dedi.
Neşe onun yanındayken hem mutlu, hem de sanki acı çeker gibiydi. Bir şeyler vardı Alp’le aralarında. Birbirlerini hem istiyor, hem de ara sıra nefret ediyorlardı. Onların aşkı sürekli patlamayı bekleyen bir volkan gibiydi. Öfkelendikleri zaman kendilerini kaybedecek kadar sinirli oluyorlar, birbirlerine güvendikleri an her zamankinden daha inançlı bir aşk yaşıyorlardı.
Baş başa yalnız kaldıkları bir an daha önce söylediklerine dikkat edemeyecek ve gözlerindeki hırsı göremeyecek kadar sesi soluğu çıkmayan, titrek sesleriyle konuşan iki aptal aşık gibiydiler.
Bu akşam eğlenirken epeyce içki içmişlerdi. Eğlence dönüşü evlerine giderken içkinin vermiş olduğu cesarete güvenen iki genç için artık fitilin ateşlenmesi demekti. Birbirlerine sonsuz aşk yeminleri edip duruyorlardı. İçkinin tesiriyle aşklarını sonu olmayan bir aşk olarak tanımlamaya başlamışlardı. Birbirlerine öyle alışmışlardı ki, bugüne kadar saçmaladıklarının farkına gözyaşları içinde vardılar. Yol boyunca evlerine doğru giderken birbirlerine söz verip duruyorlardı. Bir daha kavga etmek, sebepsiz yere küsmek yoktu. Bu konuda anlaştılar. Ertesi gün buluştuklarında bakışları birbirine değişti. Artık daha anlamlı ve tutkun dolu bakıyorlardı. Birbirlerine sevgi gösterilerini her buluşmalarında jestlerle yapıyor ve ne kadar şanslı olduklarını vurguluyorlardı.
İki gün sonra Neşenin kız arkadaşı Berrin, Bodrum’da yanında olacaktı. Yaz tatili bitmeden onu Bodruma davet etmişti Neşe. Yaz aylarının sonlarını arkadaşı Berrin ile geçirecek, ailesiyle birlikte yaşadığı şehre geri dönecekti. Sevinç ve heyecan içerinde Alp’in yanına koştu. Çocukluk arkadaşı Berrin’in geleceği müjdesini onunla paylaşmak istedi. Bir an önce Berrin’i aşık olduğu gençle tanıştırmak için sabırsızlanıyordu. Alp’ e en yakın arkadaşı Berrinin buraya geleceğini söyleyince Alp; – İyi o zaman mümkün olduğu kadar onu burada rahat ettirelim. Gezmedik ve görmedik bir yer bırakmayalım dedi.
Arkadaşı geleceği için sevinçten öyle titriyordu ki, iliklerine kadar mutlu olmuştu. Onu, günler sonra ilk defa bu kadar sevinçli ve mutlu görüyordu Alp. Sevgilisini bu kadar mutlu eden, neredeyse ayaklarını yerden kesecek olan Berrini bir an önce tanımak istiyordu. Her ikisi de bu bekleme sürecini geçirirken sahil kenarında, yakılan ateş etrafında aşka yelken açtıkları beyaz geceler geçiriyorlardı.
Uzun bir gece yolculuğundan sonra Berrin sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Bodrumda oldu. Arkadaşı sözünü tutmuş ve gelmişti. Neşe eğer gelmeseydi onu bu sefer cezalandıracaktı. Berrin pek sözünde durmazdı. Endişesi bu yüzdendi. Neşe onu otogarda karşılamaya tek başına gidecekti. Alp’te gelmek istemişti ama; bir an, iki arkadaşı bir süreliğine yalnız bırakma fikri ona daha cazip gelmişti. Bu düşünceyle gitmekten vazgeçti.
Uzunca bir zaman görüşmeyen iki arkadaş sarılıp hasret giderdiler. Yan yana, kol kola yol boyunca eve giderken Neşenin ayakları yerden kesilmişçesine, Alp’le olan bütün ilişkisine dair ne varsa onunla paylaşıyordu. Berrin’de Alp gibi onu merak etmişti. İlk defa aşkı bu kadar yakından tadan arkadaşını mutlu eden genci tanımak istiyordu. Neşenin yüzündeki gülücükler hiç bitmiyordu. Alp’i öyle bir anlatıyordu ki, Berrin endişelenmeye başladı. Bu kadar kısa bir zamanda ilk defa aşkı tatmış olan arkadaşının hüsranla karşılaşmasından endişe duyuyor ve aşık olduğu gencin sadece onun sevgisini hak edip edemeyeceğinden korkuyordu.
O gün iki arkadaş gençliklerinin en güzel günlerinde Alp’le buluşmak üzere kumsala indiler. Alp, büyük bir heyecan içerisinde gelen Berrinin kendi hakkındaki düşüncelerini merak ederek onları bekliyordu. Yol boyunca gelen iki arkadaş için gerçek öyle korkunçtu ki, zaman defteri karşılaştıklarında hala yaşanan bir aşkın sayfalarını teker teker önlerine sunacaktı. Nihayet kumsalın ilerisinden iki arkadaş göründü. Heyecan ve sevinç içerisindeydi Neşe. Berrin, hatta bu konuda arkadaşını uyarıyordu. Fazla belli ediyorsun kendini. Biraz sakinleş, ona tutkunu bu kadar belli etme diyordu.
Alp yeni tanışacağı Berrin için kafasında konuşmalar hazırlıyordu ki, güneş batmak üzereyken kumsal boyunca gelen Neşe ile Berrini gördü. Yavaş yavaş acı gerçek ortaya çıkmak üzereydi. Alp kumsalda oturuyor, onlara sırtını dönmüş, geldiklerini görmemiş bir halde iken arkasından aniden yaklaşan Neşe için, Alp’in aşk oyunu kaçınılmaz acı gerçekle son bulacaktı. Alp arkasına döndüğünde Berrinle göz göze geldi. Alp’in bir kız arkadaşı vardı ve o Berrin di. Berrinin iki ismi vardı. Alp onu Betül olarak biliyordu. İkinci isminden bir haberdardı. Hiç aklına gelmemişti, gelen kişin Betül olacağı.
Berrin yaz tatilini bir süreliğine Marmaris’te geçireceğini söyleyen aşkının Bodrumda ve en yakın kız arkadaşı ile beraber olduğunu görünce yıkılmıştı. O anda saçmalıklar yapıp yapmayacağına aldırmıyordu. Ve, Neşenin hiç ummadığı bir anda garip ve acı bir şekilde bu aldatmacalı, ihanet dolu aşk açıklık kazandı.
Berrin arkadaşının hayallerini yıkmak istememişti, fakat delicesine tutkun olduğu Alp’in gerçek kişiliğini onunda görmesini sağladı. Neşeye – tatlı bir hayale kapılmışsın bu yaz boyunca. Karşında gördüğün, aşkın zerresinden anlamayan bu aşağılık adam, sana bir yaz rüyası yaşatmış. Şimdi bu rüyadan birlikte uyanmamızın zamanı geldi. Rüyaların kabusa, yalanlar acıya dönüşmeden gerçekleri görme zamanın. Bunu bilmeni istiyorum.
Neşe şok olmuştu. Sevdiği genç, arkadaşının aşkıydı. Fakat Berrin altı aydır tanıdığı Alp’i Neşe ile tanıştırmamıştı. Bilmiyordu Neşe, arkadaşının aşkına aşık olduğunu. Gözlerine hüzün dolu bir ifade çöktü. Boğazına sanki taş gibi bir şeyler oturmuştu. Alp’in en başından niyetinin ne olduğunu bilseydi ona aşık olur muydu? Kader, onlara beklenmedik bir anda öyle bir sürpriz yaptı ki, Neşenin ilk defa tattığı aşk, acı bir tecrübeyle son buldu.
Neşe o kızgınlıkla Alp’e, beni birazda olsun sevdiğini sanıyordum. Senin yanındayken hem mutlu, hem de acı çekiyordum. Bütün bu hissettiklerim senin bana yaşatacağın hüsranın habercisiymiş. Fakat bu yaptığın affedilecek gibi değil dediği anda, Alp yalanın ve ihanetinin bedelini ondan ayrı geçecek zamanlarda öğrenecekti. Fakat Neşe, hiçbir zaman o vakitten sonra Alp in onu gerçek aşk duygularıyla sevdiğini bilmeyecekti.
Yazan : Melodi AKÇAY
« Previous Entries Next Entries »