SÜREYYA PLAJINDA BİR KIZ

ANILAR, GENEL, HİKAYE Yorum Yok »

1970 yılının güneşli sıcak bir yaz günüydü. O sabah iş arkadaşlarıyla birlikte Süreyya Plajında güzel bir gün geçirmeye hazırlanıyordu Nihal. Korkuyordu denize girmekten. O günün gecesinde tümüyle kendini bu eğlenceye hazırlamaya çalışıyordu. Yastığa başını koyar koymaz içini, çocukluğundaki deniz korkusu tekrar sardı. Nihal çocukken ailesiyle gittiği deniz kenarında suda boğulma tehlikesi, atlatmıştı. Boğulma korkusu onu yaşanmaz hale getiriyordu. O gün bugündür Nihal, su ile ilgili her şeyden korkuyordu. Ne kadar bastırmaya çalışsa da bu duygusunu içinde, aklına geldikçe ve karşılaştıkça yorgun düşüyordu.

Bilmiyordu arkadaşları onun bu korkusunu. Teklifte bulunmuşlardı ona, izin günlerini birlikte geçirmek istemişlerdi. Nihal korkuya kapıldı bu teklifle ama, gitmeliydi. Onları kıramazdı. Arkadaşlarıyla geçirebileceği güzel bir gün ve iş yorgunluğunu üzerinden rahatça atabileceği bir olaydı bu eğlence. Fakat Nihal için bir sorun vardı. Deniz. Denizden ve sudan öyle korkuyordu ki, bu korkunun hep gölgesinde yaşıyordu. Arkadaşlarına söyleyememiş, cesaret edememişti. Alaycı bakışlarını ve sözlerini üzerinde toplayacak endişesi duyuyordu. Onun için kritik bir dönemdi. Hayatında, çocukluğundan sonra ilk defa denize gidecekti. Kendini o kadar kötü hissediyordu ki, gideceğine hala inanamıyor, neredeyse bu davetten vazgeçmek üzereydi. Nasıl anlatacaktı arkadaşlarına, onların yüzlerindeki alaycı ifadeyi nasıl görmemezlikten gelecekti. Daha şimdi onların yüz ifadelerini görür gibi oluyordu içinde.

Herkes gelmişti. Arkadaşları kısa kısa şortlar, ince bluzlar ve ayaklarında sandaletlerle Süreyya Plajında bir yaz gününü geçirmeye hazırdılar. Ellerinde çiçekli sepetleri ile onu karşıladılar. Kendini tanıyamıyordu Nihal. Acınacak bir haldeydi. Hayatında, korktuğu bir gerçeğe doğru yola çıkmak üzereydi. Sarsılmıştı. Bir an vazgeçmek istedi. Ama yapamadı. Onun için bir tecrübe olacaktı bu izin günü. Birden kendini toparladı. Arkadaşlarına bu korkumu itiraf etmeliyim, söylemeliyim diye düşündü içinden. Ama sustu. Ona inanmayacaklar, deniz korkusunu hiçe sayacaklar diye hiçbir şey söyleyemedi.

17 yaşında bir genç kız için arkadaşları arasında alay konusu olacaktı bu durum. İzin gününün felakete dönüşeceğinden korkuyordu. Sonunda karşı koyacak gücü kalmadı ve kendini bile bir anda utandırarak arkadaşlarıyla birlikte Süreyya plajına doğru yola çıktı.

Ağustos ayının Pazar günüydü. İstanbul sıcaktan kavruluyor, insanlar deniz kenarlarına akın ediyorlardı. Arkadaşı Levent’in arabasıyla yolculuk boyunca giderken hiç konuşmuyordu. Hep sustu. Derin derin nefes alıp veriyor, korkusunu yenmeye çalışıyordu. Endişeyle geçen kısa bir yolculuktan sonra nihayet Süreyya Plajına vardılar. Bütün İstanbul halkı neredeyse Süreyya Plajındaydı. Plaj iğne atsan yere düşmez misali, bir tek ayak basacak yer bulunmayan konumdaydı. Çevre halkı ve çalışan İstanbul halkı bugün burada buluşmuşlardı.

Güzel genç kızlar ve yakışıklı genç erkekler plajda son model mayolarıyla bir görsel şöleni andırıyordu. Hasır örgülü şapkalar kızların başında dikkati çekiyordu. Deniz kenarında yürüyen genç kızlar ve erkekler birbirlerine fiyaka satıyorlardı.

İş arkadaşları bu eşsiz manzarayı ve bir günlük tatil keyfini kaçırmamak için koşarcasına kumların üzerine uzandılar. Cıvıl cıvıl çocuk sesleri geliyordu etraftan. Nihal bir an geriye dönmek istedi. Arkadaşı Hilmi ve Zerrin yolculuk boyunca yüzündeki telaşı görmüşler ve suskunluğunu anlamış olacaklar ki, Nihal’i kolundan tutarak kumların üzerine oturttular. Arkadaşları, Nihal’in düşündüğünün tam tersine onun bir şeylerden çekindiğini, korktuğunu anlamışlardı.

Birkaç dakika sonra bütün gençler için artık denizin keyfini çıkarma zamanıydı. Rengarenk mayolarıyla denize doğru koştular. Nihal, hala üzerindeki kıyafetleri çıkaramamıştı. Denize bakamıyordu. Bu yüzden arkasını denize doğru döndü. Birkaç arkadaşı
- Haydi gel Nihal! denize girelim deyince onu bir telaş bir heyecan sardı. Derin derin nefes alıp veriyor, güneşten dolayı kıstığı gözlerini açmaya çalışıyor, küçük bir cesaret ederek denize doğru bakmaya çalışıyordu. Baktıkça deniz sanki onu çağırıyormuş gibi geliyordu. Soluk alması sıklaşmıştı. Kalbi küt küt atıyordu. Neredeyse fenalaşmak üzereydi. Son bir hamle yapıp, bütün gücünü toplayarak ayağa kalktı. Üzerindeki kıyafetleri çıkarırken bembeyaz teni kırmızı mayosundan sırıtıyordu. Bu cesareti çılgınca bir karar bir dönüm noktasıydı onun için.

Bu sahne karşısında kız ve erkek arkadaşları, hatta neredeyse bütün plaj halkı bu altın gibi sapsarı saçları, mavi gözleri ve bembeyaz teni olan kıza bakışlarını bir anda çevirdiler. Hiç denize girmemiş olduğu beyaz teninden belli oluyordu. Plajdaki insanların bakışları onun üzerindeydi. Bir tek o bembeyaz tenliydi. Güneşten kapkara olmuş insanların arasından kırmızı mayosu ve beyaz teniyle sırıtıyordu. Arkadaşları ve plaj halkı güzelliği karşısında ona hem imrenerek bakıyorlardı, hem de beyaz teninden dolayı yüzlerindeki alaycı ifadeleri onun gözünden kaçmıyordu. Bu ağır ve yoğun bakışlar altında denize girip girmemek arasında bir an tereddüt etti. Bu olay onun için bir kaçış kapısı olmak üzereydi.

O sırada kız arkadaşlarından Nefise, Nihal’e neredeyse onu dövecekmiş gibi bir bakış attı ve ağzından
- Bu plajda bir tane güzele yer var. O da sen değilsin benim deyiverdi. Nefise, Nihal’i kıskanmıştı. Alışmıştı hep arkadaşları tarafından güzelsin denilmeye. Pof poflanmak hoşuna gidiyordu. Nefise bugün Nihal’in gölgesinde kalmıştı ve bunu kabul edemiyordu. Nihal bir anda arkadaşının bu tavrından dolayı denize girmemekten vazgeçti. Bugün tartışacak hiç hali yoktu. Çünkü eğlenmeye ve deniz korkusunu yenmeye gelmişti.

Arkadaşlarından Halil, Nihal’i kolundan tuttuğu gibi denize doğru sürükledi. Nihal korkuyordu. Halil ise onun bu korkusunu fark ettiği için
- Gel! belime sarılırsan sana yüzmeyi öğretirim diyordu.
Nihal canhıraş halde gitmemek için çok çaba sarf etti. Ama, ayaklarının suya ilk değişiyle deniz suyunun buz gibi oluşu onu bu sıcakta biraz olsun rahatlatmıştı. Halil Nihal’i aldatmıştı. Bağırışlarıyla denizin ortasına kadar yüzme öğretirim bahanesiyle onu götürdü. Nihal gözlerini bir türlü açamıyordu, vücudunun yarısına kadar gelen sudan öyle irkiliyordu ki, çığlıkları bütün plajda yankılanıyordu.

Halil - Lütfen Nihal sakinleş. Belime sarıl ben sana yüzmeyi öğreteceğim diyordu. Nihal’i sakinleştirmek vahşi bir atı sakinleştirmekten daha zordu. Çırpınış ve haykırışlar içerisinde Nihal en sonunda sakinleşmeyi başardı. Gözlerini açtığında arkadaşı Halil bir kayanın üzerinde oturuyordu. Halil’in yanında olmadığını görünce bir çığlık daha attı. Suyun kaldırma gücünden ve dalgadan faydalanarak kendini telaş içerisinde kumsalda buldu. Halil, kayanın üzerinde kılı kıpırdamadan oturuyor ve gülüyordu. Bütün arkadaşları için bu durum bir alay, eğlence konusu olmuştu. Nihal’in düşündüğü başına gelmişti. O kızgınlıkla arkadaşlarının yanından ayrılmak üzere eşyalarını toplarken Halil yanında bitiverdi.

-Lütfen kızma Nihal. Gitme, kal! Dedi
Nihal kızgın, kırgın bir tavırla gününü mahveden bu genç adamı affedip affetmemek arasında kalmıştı. Arkadaşları ona gitmemesi için yalvarıyor, binlerce kere özür diliyorlardı. Nefise yine son bir hamle yapıp
- Bırakın gitsin, canı ne istiyorsa onu yapsın deyiverdi.
Halil ve diğer arkadaşları Nefise için ona
- Boşver sen ona bakma. Her zamanki kıskançlığı yine tutu. Kendisini dev aynasında görüyor deyiverdiler.
Nihal, Nefise’ye bir cevap vermiyordu. Nefise’nin bu sözü üzerine o sinirle gitmekten vazgeçti. Ve kalıyorum dedi.

Deniz gençleri yormuştu ve hepsinin karnı acıkmıştı. Plaja dışarıdan yiyecek getirmek yasak olduğu için, plaja girerken plaj görevlisine bıraktıkları yiyecekleri alıp çimenlerin ve bir ağacın gölgesi altında sohbetleriyle birlikte yemeklerini yerken yanlarında getirdikleri ufak bir radyoda çalan

Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz
Hep el ele vererek hayaller kurduÄŸumuz
Kimi üzgün, kimi gün neşeyle dolduğumuz
O ağacın altını şimdi anıyor musun? O güzel günler için. Bilmem, bilmem yanıyor musun?
Şarkısı ile Halil, eğer bir gün ayrılırsak birbirimizi bu şarkıyla hatırlayalım deyiverdi. Ve bu şarkı Nihal’in hayatında anılarla dolu unutulmayan şarkılar arasına katılacaktı.

Nihal’in deniz korkusu o gün orada bitmedi. Arkadaşlarının bu tutarsız davranışları daha da perçinlemişti bu korkusunu. Yıllar sonra bir gün, bir başka şehirde çocuklarının hatırına bir kere daha denize girmeyi denedi. Çocuklarının yardımıyla denize girerken bu girişin bir daha son olacağını bilmiyordu. Nihal denize bu son girişinden birkaç sene sonra, artık engelli biri olarak hayatına devam edecekti. Ve, ne zaman o ağacın altını şimdi bilmem anıyor musun? şarkısını duysa aklına Süreyya plajında geçirdiği o gün ve arkadaşları gelecekti. Ve bu şarkı o günün tek yadigarı olacaktı.

Yazan: Melodi AKÇAY

Ünlü besteci Yusuf Nalkesen’in O AÄŸacın Altını Åžimdi Anıyor musun? ÅŸarkısını Emel Sayın’ın yorumuyla hikayemi tamamlamak ve Nihal hanımı böylece anmak istiyorum….

FIRTINADAN ÖNCEKİ SESSİZLİK

DENEME, GENEL Yorum Yok »

Hayallerin hayal, umutların umut olmadığı bir sahil kenarındaki büyüklü, küçüklü kayaların üzerine oturdum. Hırçın esen, yüzüme çarpan rüzgarla savaşıyorum. Sırılsıklam olmuşum yükselip alçalan dalgalarla boğuşuyorum.

Fırtınadan önceki sessizliği yaşıyorum. Film şeridi gibi dizildi anılarım gözümün önüne. İçimdeki bu sessizlik, bu suskunluk hiç hayra alamet değil, korkuyorum.

Birden ellibeş yıllık hayatımdaki ilk hüsran sahnesiyle karşılaşıyorum. Ve perde açılıyor. Göz göze geliyorum yaşanmışlıkların derin izler bırakan acılarıyla. Tekrar farkına varıyorum. İçimde birikmişliklerin acısı gömüldüğü yerden, anılarımdan gün yüzüne çıkıyor.

İlk yürek yangınım, ilk hayallerimin suya gömülüşü, ilk umutlarımın beni apansız terk edişi ve gençliğimin solan yüzü karşı karşıya duruyor. İlk, baharın gelişini hissedememem, kuşların cıvıldaşmalarını duyamamam, sımsıkı tuttuğum çocukluğumun elimi ilk bırakışı, hüzün rüzgarlarıyla savrulup hüsrana yelken açacağım ilk yolculuğum. İşte! Hayatın ilk ve güçlü sahnesi yeniden başlıyor.

Birden gökyüzünü gri bulutlar kaplıyor. Hava alacakaranlık. Üşüyorum. Kapandığını, solup gittiğini sandığım anılarımla tekrardan yüzleşmek, benim bu hayat savaşında yeni ufuklara merhaba diyemeyişimin habercisiymiş. Yıllarca bitmeyecek hüsran sahnesinde aynı rolü oynamam.

İşte! o gün kendimle ilk kavgam, ilk keşkelerim, kadere ilk isyanım,
Hayallerimin beni ilk terk ediÅŸi
Polyannacılık oynamaktan ilk vazgeçişim
Pembe panjurlu evlerin olmayışına ilk inanışım
Külkedisinin Sindirella olmayışı
Alice’nin hiç harikalar diyarında olmayışı
Süperman diye bir kahramanın gerçekte olmayışı
Noel babanın bacadan giremeyeceğine ilk inanışım.
Beni terk etmeyecek sandığım çocukluk saflığımı ilk kaybedişim. Ve böylece hayatın ağlarına ilk takılışım. Ördükçe ördü hayat ağlarını üzerimde

İki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş sözüne ilk inanmayışım
Bir kuru ekmek, soğan yeter bana kelimelerinin sadece sözden ibaret oluşuna ilk inanışım
Yanıp küle dönen yüreklerin yeniden küllerinden doğuşuna ilk inanmayışım
Gerçek hayatın filmlerdeki gibi aynı mutlu sahneyle son bulmayışı
Hayallerimle yolculuğa çıkmak istediğim anda, yeryüzünden gökyüzüne kadar uzanan bir merdivenin ya da sarmaşığın olmayışına ilk inanışım

Şimdi yüreğimde ilk umutlarımı, ilk hayallerimi kaybettiğim zaman diliminle tekrardan buz gibi ıslak bir kayanın üzerinde, deli gibi esen lodos rüzgarları ile karşılaşmak, umutlarımı bir oluktan hızlıca akan yağmur sularının alması gibi bir şey

Çocukluğumun beni ilk terk edişi ile orta yaşım arasında sıkıştım kaldım. İçimdeki bu fırtınalar, bu sorgulamalar kasırgaya dönüşmek üzere.

Yıllarca kırmızı başlıklı kız masalına inandım durdum. Ama ne yazık ki ben hiç kırmızı başlıklı kız olamadım. Benim masalımda kırmızı başlıklı kız masalındaki gibi tek gerçek kurt idi. Tom ve Jerry gibi, hayatım hep bir kovalamaca içinde geçti. Bazen Jerry gibi bir peynir uğruna kendimi umutlarım için kaptırdım kafese.

Bir şeyler hep eksik kaldı. O çocukluğumun saflığı artık yoktu içimde. Bir kıvılcım, ufacık bir mutluluk yeterdi mutlu olmaya. Hayaller, düşler ve umutlar çizgi filmlerle masallarla yol alırdı gerçeğini sonradan göreceğim hayata doğru.

Kendimden korkuyorum. Rest çektim artık hüsran dolu bu hayat sahnesine. Ya bir gün hayat, ansızın bir gece yarısı çocuk saflığımla dolu umutlarımı geri getirecekti ya da tamamıyla benden vazgeçecekti.

Umutsuzlukla, inançsızlıkla ve hayal kırıklığıyla yan yana yürümekten yoruldum. İnandığım her şeyin bir anda Sindirella’nın bal kabağı arabasının saat gece yarısı oniki’yi vurduğu zaman tekrardan bal kabağına dönüşmesi misali, bir deniz kenarında dalgalarla birlikte fırtınadan öncesindeki sessizliği yaşarken korkuyordum.

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim