ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR HAYATI ESERLERİ

GENEL, TÜRK EDEBİYATI YAZARLARI Yorum Yok »

Türk Edebiyatı Roman Yazarı Abdülhak Şinasi Hisar 1888 yılında İstanbul’da Rumelihisarı’nda doğmuştur. Galatarasay Lisesini Mekteb-i Sultani iken bitirdi. 1905 yılında Paris’e gitti. 1908 yılına kadar Ecole des Selences Politique’te (siyasal bilgiler okulu) okudur. İstanbul’a dönerek özel şirketlerde çalıştı. 1939 sıralarınd Balkan Birliği cemiyeti genel sekreterliğine ve Hariciye Vekaleti müşavirliğine getirildi. Bir yandan da Dergah dergisine ” kitaplar ve Muharrirler” başlığı altında eleştiriler yazıyordu. Sonraları Yarın, Varlık dergileri ile İleri ve Medeniyet gazetelerinde yazdı. Milletlerarası Barış Konferansı için Amerika’ya gitti (1945). Ankara’ya döndüğünde rahatsızlığı dolayısıyla müşavirlikten ayrılarak 1948 yılında İstanbul’a yerleşti. Abdülhak Şinasi Hisar 3 Mayıs 1963 yılında İstanbul Cihangir’de vefat etti.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın ” mensur şiir” niteliğinde bir düzyazısı vardır. Kişiyi şaşırtan bir anı zenginliği görülür. O, geçmişte yaşayan adamdır. Her anılarını dile getirir. Anlaşılması pek güç olmayan içi içe cümlelerle yazar. Çocukluk yıllarına Boğaziçi’nde geçen gençlik anılarına sıkı sıkya bağlı olduğu için çevresini saran büyük toplum olaylarına, savaşlara, devrimlere ilgisiz görünür.

Geçmiş özlemi ” mazi köyünde hatıralar gölgesinde”dir. Yapıtlarında çoğunlukla hayatın geçiciliği, hiçliği ve her şeyin bir gün yok olacağı görüşünü yansıtır. İstanbul’a özgü ulusal, yerli yaşanatılarımızı zengin hayal gücüyle şaşırtıcı bir gzölemle anlatır. Yirminci yüzyıl başlarındaki rahat İstanbul’u, mutluluk dolu çocukluk, gençlik yıllarını o zamanlardaki köşkleri, yalıları, mehtapları, saz alemlerini, şehrayinleri, paşaları, beyleri, ünlü kişileri ve her türlü insanlar ile çekici bir üslubla bambaşka ve derin bir gözle ” geçmiş zaman havası” içinde anlatır.

“Boğaziçi Mehtapları”nda şöyle der:

Boğazda mehtap görülen her şeyi yumuşatıyor, hülyalaştırıyor, güzelleştiriyordu. üstlerine garip bir füsun ile ışıklar dökülmüş bu menekşe renkli dümdü sular, bu çiçek tarlası gibi koklanan mavi hava ve gökleri azad eden bu musiki güya derin bir aşk için hazırlanmış oluyordu. Bütün bu kayık ve sandal kafilesindeki insanlar uyuşmuş, aşka ve onun verdiği melale düşerek bir vuslat umar gibi o intizar havasını teneffüs ettiklerini, o mucizenin büyük gölgesi ile kendilerine sirayet ettiğini duyuyorlardı.

Abdülhak Şinasi Hisar; anı, makale monografi, hikaye ve roman türlerinde eserler verdi.

ESERLERİ :

Fahim Bey ve Biz (roman, 1941)
Boğaziçi Mehtapları (1943)
Çamlıcadaki Eniştemiz (roman, 1944)
Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği (roman, 1952)
Boğaziçi Yalıları (anı, 1954)
Aşk İmiş Her Ne Var Alemde (1955)
Geçmiş Zaman Köşkleri (anı, 1956)
Geçmiş Zaman Fıkraları (1958)

MONOGRAFİ :

İstanbul ve Pierre Loti (1958)
Yahya Kemal’e Veda (1959)
Ahmet Haşim Şiiri ve Hayatı (1963)

SADECE BİR HAYVAN

GENEL, KÖŞE YAZISI, MAKALELER Yorum Yok »

Bir filmin sahnesiydi beni “ Sadece bir hayvan” sözünün anlamına götüren. Çok duyduğumuz ve bu sözü söyleyenlerle sıkça karşılaştığımız bir sözdü. Ve, bu sözün üzerine bir şeyler yazmak istedim. Genel olarak hayvan ve insan arasındaki bunca zaman bize öğretilen tek farkın dışında, birkaç cümle ile bu sözü daha da genişletmek üzere önce hayvan nedir?, sonra da insan nedir?in kısa bir araştırmasına giriştim. Ve dilim döndüğünce bu sonuçlarını buldum.

HAYVAN : Bitkilerden farklı olarak hareket yeteneği ve duyarlılığı olan, organik maddelerle beslenebilen örgütlenmiş canlı varlık.

İnsandan farklı olarak eklemli bir dili olmayan canlı varlık.

Bağlamına göre evcil hayvan.

Kaba davranışlarından ve varlığından hoşlanılmayan, hayvanca davranışlarda bulunan akılsız, sinirlenilen birine karşı söylenilen bir azarlama, aşağılama sözü.

İNSAN : Memelilerden iki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı varlık.

Ve ahlak ve vicdan yönünden olumlu özelliklere sahip kişi.

Bu kelimelerin anlamlarını az çok bildiğimiz halde buradan bir farklı konuya çıkmak istedim. Oda beni hayvanlar ve insanlar arasındaki tek ortak noktalarının ve en önemli ortak noktaları olduğuna inandığım “CANLI VARLIK cümlesiyle buluşturdu.

Sonuçta hani bizlere öğretilen, sürekli olarak kulaklarımıza aşina olan insanla hayvan arasındaki fark nedir cevabının sadece insanın düşünür ve konuşur; hayvanın ise düşünme yeteneğinin olmadığından farklı olarak her ikisinin de “CANLI VARLIK” kavramı adı altında birleşen bir anlamda yer aldığını gördüm; bu düşüncelerin tersine.

“ Sadece Bir Hayvan” sözünün gereksiz ve vicdani duyguların yitirilmesi sonucu söylenen bir söz olduğunu ve bu sözün ne yazık ki, canlı hayatına değer veren insanlar tarafından aşağılayıcı, önemsiz olduğunu vurgulayan bir söz olarak kullanıldığına tekrar şahit olmak üzücü bir durumdu.

İnsan hakları, hayvan hakları diye dünyayı ayağa kaldıran insanlar yeri geldiği zaman insan ve hayvanları ortak noktada buluşturan “CANLI” kelimesini ve canlı hayatının değerli olduğunu unutup, “SADECE BİR HAYVAN” sözünü kullanabiliyorlar.

Dünyaya insanlık dersleri vermeye kalkan, insaflı olun diye yalvaran, insafsızca davranışlar sergileyen, hayvani davranışlarda bulunan, hayvanlaşma diye bu kelimeyi beyinlerimizin içine sokan, yine biz insanlar değil miyiz?

Gerektiğinde vicdani dersler veren, vicdanları sorgulayan ve öyle bir an geldiğinde de “CANLI” kelimesi içindeki yaşayan bir varlığa “SADECE BİR HAYVAN” sözünü sarf edebiliyor; onu yaşamda önemsiz ve yaşama hakkı yokmuş gibi değersiz konuma getirebiliyoruz.

Çok sevdiği köpeğini, kendinden bir parçaymış gibi gördüğü kedisini kaybeden insanların gözyaşlarını görüp onlara “aaaa salağa bak! O sadece bir hayvan, ya da o sadece bir köpek, kedi. Niye ağlıyorsun ki?” vs gibi hem insanı, hem de hayvan hayatını aşağılayıcı cümleler kurup, onun üzüntüsüyle alay ederek kendine mutluluk çıkaran insanlarla dolu bu dünya.

Merhamete ve vicdana dayanan yüreğimizi karşıdaki bir canlının yaşamının değerli ve bedeninin de canlı olduğunu unutup, haksızca onu görmemezlikten gelebiliyoruz?

İnsan bu mu?
İnsanlık bu mu?
İnsanlık bu davranışları ve bu sözümü gerektirir?

Bizden ayrıcalıklı olarak düşünme yeteneği olmayan, saldırgan ve yabani hayatta yaşayan; fakat bizlerle yine bir ortak noktası “duyarlılığı” olan hayvanlardan acaba daha güzel ve daha insani olarak mı toplum içerisinde bir düzen halinde yaşayabiliyoruz soruyorum sizlere?

Yazan : Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim