TRT’NİN HAYATIMDAKİ YERİ
Yayın Tarihi: 13 Şubat 2012 Pazartesi Saat: 0:00Türkiye’nin ilk televizyon kanalı olarak TRT nin hayatımda önemli bir yeri vardır. Küçüklüğümden bu yana TRT deki yayınlanan küçük küçük anektotları , belgeselleri, ve müzik programlarını asla kaçırmaya çalışırım.
Çocukluğuma ait, bugün bu güzel duygulara sahipsem TRT’nin yayınladığı programlarda bunun çok büyük etkisi vardır. Bugün hala TRT izlemeye çalışıyorsam, iç dünyamı rahatlattığı içindir. Kısada olsa seyrettiğim programların çoğu yalın ve sade bir anlatımla sunulduğu için bir iç huzur yaşıyorum.
Yıllardır seyrettiğim Nuray Yılmaz’ın sunduğu “Gezelim Görelim” belgeselini kaçırmadan izlemeye çalışırım. Bilmediğimiz, görmediğimiz çoğu yerleri ve bilgileri de bu programdan öğrenme imkanım oldu.
Yazar Selim İleri’nin “Not Defteriden” adlı programı beğenerek ve her konuşmasından, anlatımından bir şeyler çıkararak, hayatın farklı bir yönünü keşfediyorum. Hatta huzur bile buluyorum. Onun anlatışından bir yerlere dalıp gidiyorum. Bu programı yazmayı ve okumayı seven herkese tavsiye derim. Yalın, dokunaklı, hüzünlü hasret kokan bir anlatım tarzıyla beni etkiler. Çoğunlukla bilmediğim yazarlar ve kitaplar hakkında bilgi edinmemi sağlıyor. Ve hayranlığım bir kat daha artar. Birçok eski Arapça ve Osmanlıca kelimeleri ondan duyuyorum. Her ne kadar aklımda kalmasalar da.
Derin kökler adlı kısa bir belgesel vardır. Bu belgeseli rastladıkça izlemekten keyif alırım. Kısa kısa hayata dair güzel anektotlar sunmaktadır.
Banu Avar’ın sunduğu “Kırılma Noktası” adlı belgeseli başka bir türlü izlerim. Tarihin ve zamanın farklı yönünü anlatmaktadır.
Balkan kökenli olduğum için Havva Karakaş’ın sunduğu “Balkan Havası” adlı türkü programını büyük bir zevkle izlerim. Kökenimin var olduğu topraklarının kıvrak nağmelerini, ezgilerini Havva Karakaş’ın ağzından dinlemek ve izlemek benim için büyük bir zevk olsa gerek.
Yıllardır o buğulu sesiyle ve duygulu anlatım biçimiyle izlediğimiz Tayfun Talipoğlu’nun “Bam Teli” programını bizlere sunmak için hazırlarken yolların tozunu dumana katarak aşındırdığını nasıl unatabilirim ki.
TRT, genci yaşlısı herkesin bugüne kadar gönlünün bir yerlerinde bir şeyler, izler mutlaka bırakmıştır bence. Bu yüzden TRT’ye beni bu yaşıma kadar, ruhumu çeşitli güzel duygularla süslediği için, bu programları hazırlayıp sunanların hepsine ve TRT’nin mutfağındaki kişilere de ayrı ayrı teşekkür ederim.
GRİ HAYATLARDA KAYBOLMAK
Yayın Tarihi: 02 Şubat 2012 Perşembe Saat: 3:00Yağmurlu bir akşamda, camdan dışarı bakıyorum. Karşımda duran bir ben var. Bana dikkatlice bakıyor. Gözlerini gözlerimden kaçırmadan. Ürkek, mahsun ve pişman bir şekilde. Ağlamak istediği gözlerinden belli oluyor. Gözleri dolmuş boncuk boncuk gözyaşları akmak üzere, gözpınarlarının ucunda bekliyor. Bakışlarında bir hüzün, bir mahsunluk ve bir pişmanlık var. Gözlerindeki hüzün içimi yakıyor. Sanki, neden diye sorguluyorlar. Birden boynunu büküp, dudak kıvrımları, gözlerindeki hüzne pişmanlıkla katılıyor. Çaresi olmak, ona yardım etmek, yüreğine dokunmak istiyorum. Ona doğru bakıyorum. Ben buradayım. Korkma, pişman olma diyorum. O, birden bana doğru bir bakış atıp, yarı alaycı şekilde gülümsüyor. İnanmadığı belli oluyor.
Karanlığa doğru bakıp, bir boşluğa bırakır gibi ruhunu bırakıyor. Mutsuz ve üzgün olduğu gözlerinden ve yüz ifadesinden net bir şekilde belli oluyor. Ama, o gözleri var ya, her şeyi bir bakışla anlatıyor. Aniden başını gökyüzüne doğru kaldırıp, karanlık içerisinde birbirine çarpan şimşeklerin sesinden irkiliyor. Havanın gri rengi, şimşeklerin çakmasıyla birlikte onu korkutuyor. Ve bana doğru tekrar bakarak, sende benim gibi korkuyor musun? Gri olmuş hayatlarda kaybolup gidiyor musun? Diyor. Ve gözpınarlarının ucunda bekleyen gözyaşları, yağmura karışıyor.
Tutamıyorum. Susturamıyorum onu. Akıp gitmesine izin veriyor. Ağlamasına daha fazla dayanamıyorum. Ağlama, yüreğin yansada ağlama diyorum. Birden bana doğru ağlamaklı gözlerle bakarak, pişmanlık ve çaresizlik karşısında, masumiyetimi yitirmek üzereyim. Bak sen de üzgünsün, seninde gözlerinde mahsunluk ve pişmanlık var. Sen neden ağlıyorsun. Ben dışarıdayım ve soğuktayım. Islandım ve üşüyorum. Sen ise, sıcacık evinde neden üşüyorsun? diyor. Şimdi senin odanı aydınlatan ışığın, bana doğru duruyor. Ben; karanlıktayken, aydınlığa doğru bakıyorum. Oysa sen, ışığın seninle birlikte var olduğu halde, karanlığa doğru bakıyorsun. Neden? Neden? Aydınlığa doğru dönüp bakmıyorsun? Ben karanlıklar içerisinde, bir yudum umut ararken, sen neden aydınlıkta umutlarını yitiriyorsun? Diyor.
Ve ellerini bana doğru uzatarak, ellerimi tut! Benim kaçırdığım aydınlıkları, sen karanlığa çevirme diyerek, beni düşüncelerimden uyandırıyor.
« Previous Entries Next Entries »