payday loans Car insurance

Çocuklarda Yalan

Yayın Tarihi: 12 Ağustos 2011 Cuma Saat: 0:54

Çocuklarda Yalan

Çocuklarda görülen yalan söylemenin bir davranış bozukluğu olarak adlandırmadan önce çocuğun hangi yaş grubunda olduğu ve yalanı neden nasıl söylediğine bakmak gereklidir. 

Ana babaların birçoğu, çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler.Oysa 3 yaş çocuğunun -inanılmayacak öyküler-uydurması ve taklit oyunlarında hoşlanması doğaldır.Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur.

Öykü uydurma ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve bunu engelliyici hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.Öykü uydurmaktan ayrı olarak,kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmanın küçük bir çocukla doğaldır ve bu tür yalan çocuğun eğlenmeyi sevmenin,birine takılmaktan hoşlanmasının, doğal övünme arzusunun,arkadaşlarından geri kalmama isteğini ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur.Ayrıca,ana babanın üzerinde durdukları da çocuk bu bir yalana başvurmuş olabilir.

Yaşamın ilk 5 yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur.Gerçeğe sadık kalma çocukta giderek gelişen bir olgudur.Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak yanlıştır.Çocuk açıkça anlaşılan bir yalan söylediği zaman endişeyle karşılanmamalıdır.Ancak çocuk 4 yaşına geldiğinde,yalan salt övünmekten öte bir amaçla söylenmişse,düş gücü ürünü ya da bir şaka değilse,o zaman annenin çocuğa,eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilmeyeceğini söylemesi yeterlidir.Sert cezalar suçlanmadan kaçmak için çocuğun yalan söylemesine yol açar .

YALAN SÖYLEYEN ÇOCUKLARIMIZA NASIL DAVRANMALIYIZ?

1. Çocuğun yalan söylemesiyle etkili bir mücadele için öncelikle yalanın ne tür olduğu bilinmelidir.

2. Küçük çocuğun (sözde) yalanların ahlakı bir hata gibi görülmemelidir. Böyle bir davranış karşısında değer yargılarını anlatmak ya da kızgınlıkla cezalandırmak yanlış olur. Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.

3. Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında, çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidirler. Patolojik yalan karşısında hem psikolojik durum, hem de eğitsel etkenler üzerinde durulması gerekir. Öncelikle nöro-biyolojik muayene yapılmalıdır. Örneğin, iç salgı bezlerinin işlevleri, metabolik düzensizlikler, ansefalik bozukluklar araştırılmalıdır. Bunun yanı sıra, yeniden eğitime başvurulmalıdır..

4. Sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri çocuklara anlattırılmalı, çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri ve hataları sorulmalıdır. Artık yalan söylemedikleri saptanınca, yeniden eğitimde doğruyu söylemenin gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Aşırı duygusal (hiperemotive) çocuğun kaygı ve çekingenlik yüzünden yalan söylemesi nedeniyle ona güven verilmeli, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır.

5. Oluşmuş bir yalan karşısında mücadele, kötünün iyisini yapmaktan başka bir şey değildir.Yalan söyleme davranışını iyileştirmek önlemekten daha zordur. Önemli olan, çocuğu yalana itecek durumlara meydan vermemektir.

6. Çocuklarının kendileriyle birlikte ya da kendi yerlerine yalan söylemelerini isteyen ailelerin sayısı, ne yazık ki, az değildir. Bunlar,davranışlarının sonuçlarını küçümser, haklı nedenler gösterirler, hatta bununla eğlenirler. Çoğunlukla yalan böyle bir örnekten kaynaklanır.

7. Yalanın engellenme biçimi çocukta gerilim yaratabilir. Aşırı kızgınlık, çocuğun yalanını engellemek açısından olumsuz bir davranıştır. Bu yolla yaratılan suçluluk duygusu, çocuğu yalandan uzaklaştıracak yerde, daha çok yaklaştırır.

8. Genelde yalan bir hata gibi görülür ve suçluluk duygusu itirafla son bulur. Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olmalıdır.Ancak çocuğu kendisi ve çevresiyle barıştırmazsa,itirafı değeri yoktur.

9. Yalan söyleyen çocuk bu mücadeleyi anlamlı, onun iyiliği için böyle davranıldığını bilmelidir. Burada bir güç gösterisi değil, yardım söz konusu olmalı ve ona güven vermelidir.

10. Yalan kişiliğin bir eksikliği, bencilliğe ve kolacılığa doğru bir çıkış, bireyi diğer insanlardan soyutlayıcı bir kendini reddetmedir. Yalanla mücadele yeterli değildir, aynı zamanda dürüstlük, açık yüreklilik, içtenlik ve sevgi için de savaşım verilmelidir. Bunlar bireye denge ve mutluluk getirirler.

11. Kısaca,yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Önce çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran nedenlerin bulunması gerekir. Sonra da aile çevresiyle işbirliği yapılır, çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve avantajlar elle tutulur biçimde öğretilmelidir.

Öneriler

1. Çocuğun yalan söylemesiyle etkili bir mücadele için öncelikle yalanın ne tür olduğu bilinmelidir.

2. Küçük çocuğun (sözde) yalanların ahlakı bir hata gibi görülmemelidir. Böyle bir davranış karşısında değer yargılarını anlatmak ya da kızgınlıkla cezalandırmak yanlış olur. Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.

3. Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında, çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidirler. Patolojik yalan karşısında hem psikolojik durum, hem de eğitsel etkenler üzerinde durulması gerekir. Öncelikle nöro-biyolojik muayene yapılmalıdır. Örneğin, iç salgı bezlerinin işlevleri, metabolik düzensizlikler, ansefalik bozukluklar araştırılmalıdır. Bunun yanı sıra, yeniden eğitime başvurulmalıdır..

4. Sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri çocuklara anlattırılmalı, çeşitli bahanelerle davranışlarının nedenleri ve hataları sorulmalıdır. Artık yalan söylemedikleri saptanınca, yeniden eğitimde doğruyu söylemenin gerekliliği üzerinde durulmalıdır. Aşırı duygusal (hiperemotive) çocuğun kaygı ve çekingenlik yüzünden yalan söylemesi nedeniyle ona güven verilmeli, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır.

5. Oluşmuş bir yalan karşısında mücadele, kötünün iyisini yapmaktan başka bir şey değildir.Yalan söyleme davranışını iyileştirmek önlemekten daha zordur. Önemli olan, çocuğu yalana itecek durumlara meydan vermemektir.

6. Çocuklarının kendileriyle birlikte ya da kendi yerlerine yalan söylemelerini isteyen ailelerin sayısı, ne yazık ki, az değildir. Bunlar,davranışlarının sonuçlarını küçümser, haklı nedenler gösterirler, hatta bununla eğlenirler. Çoğunlukla yalan böyle bir örnekten kaynaklanır.

7. Yalanın engellenme biçimi çocukta gerilim yaratabilir. Aşırı kızgınlık, çocuğun yalanını engellemek açısından olumsuz bir davranıştır. Bu yolla yaratılan suçluluk duygusu, çocuğu yalandan uzaklaştıracak yerde, daha çok yaklaştırır.

8. Genelde yalan bir hata gibi görülür ve suçluluk duygusu itirafla son bulur. Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olmalıdır.Ancak çocuğu kendisi ve çevresiyle barıştırmazsa,itirafı değeri yoktur.

9. Yalan söyleyen çocuk bu mücadeleyi anlamlı, onun iyiliği için böyle davranıldığını bilmelidir. Burada bir güç gösterisi değil, yardım söz konusu olmalı ve ona güven vermelidir.

10. Yalan kişiliğin bir eksikliği, bencilliğe ve kolacılığa doğru bir çıkış, bireyi diğer insanlardan soyutlayıcı bir kendini reddetmedir. Yalanla mücadele yeterli değildir, aynı zamanda dürüstlük, açık yüreklilik, içtenlik ve sevgi için de savaşım verilmelidir. Bunlar bireye denge ve mutluluk getirirler.

11. Kısaca,yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele alınmalıdır. Önce çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran nedenlerin bulunması gerekir. Sonra da aile çevresiyle işbirliği yapılır, çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve avantajlar elle tutulur biçimde öğretilmelidir.

Etiketler:

SÜRGÜN HAYATLAR

Yayın Tarihi: 21 Haziran 2009 Pazar Saat: 7:20

                      SÜRGÜN HAYATLAR

Umudun bittiği yerde hayaller başlar. Hayallerinle idare edersin. Belki bir gün dersin. Ellerini, ruhunu, yüreğini yani kısacası tüm benliğini Tanrıya açarsın. Umut bağladıklarına güvenirsin. Ama bir bakarsın hepsi yalanmış.

Ya sen körmüşsün, ya da tam enayi. Sonra ne olduğunu anlayamadığın duygular seni bir girdap gibi içine çekmektedir. Koca bir kaos ellerini boğazına dolamış seni sıkmaktadır. Nefes alman yavaşlar. Bu kaostan bir türlü kurtulamazsın. Sonunda kabul edemediğin bir yenilgi başlar içinde. Bunun adı pişmanlıktır.

Bir şeylerin seni öldürdüğünü sanırsın. Oysa sen ölmüşsün bunun farkına çok geç varırsın. Sarp kayalıklar ve uçurumlar hayatından hiç eksik olmaz. Sonunda, kendini koskoca bir boşluğa bırakırsın. Dirensen de, son nefesini bu uğurda versen de, kaçacak yerin yoktur artık. Pişmanlıklara doğru derin dalışlar yaparsın.

Hayallerinin bir parçası hala kaldıysa yüreğinde, bu dünyaya ve ruhuna şaşkınlıkla bakarsın. Uçurumun kenarında geriye dönüp baktığında, umuda doğru sık sık yaptığın yolculuklara ağlarsın. Kafandan geçenlere, bunca zaman hayatın sana öğrettiklerine ağlarsın.

Hayal meyal gelir aklına yaşadıkların. Anlarsın. Sen, koskoca bir ömrü tek başına yaşamışsın. Böyle durumlarda kaç kez? acaba kaç kez? hayatla karşı karşıya kalmışsındır. Fakat en sonunda yaşadığın kaos seni tutsak almıştır.

Hayat ve dostların sandığın kadar, senin onlara yarattığın fırsatları sana yaratmamışlardır. Anlarsın. Tekrar düşünürsün. Hayatın ve dostlarının sana yaşattıklarıyla içgüdüsel olarak geriye çekilirsin. Bir anda nefret edersin, bir anda gözlerini kapayıp açmak, bu gördüklerinin hepsinin bir rüya olduğunu bilmek ve kendini bu uğurda kandırmak istersin.

En sonunda konuşmamayı, susmayı tercih etsen de, sıkıştığın yerden ruhundaki yangını hafifletemezsin. Kalın gri bir bulut tabakası kaplar etrafını. Bulutların arasından gittikçe güneşi göremezsin.

Yıllarca bir balık gibi yem uğruna, sende güzel duyguların için avlanmaktan kurtulamamışsındır. Onu anlarsın. Oltasına takılırsın. Ne kadar çırpınsan da sonunda hareketsiz kalırsın. Sesin soluğun çıkmaz. Dayanılmaz bir korku ve dayanılmaz pişmanlıklarla acı içerisinde kıvranırsın.

Korku ve pişmanlıkla uçurumun kenarına gelirsin. Kalan birkaç damla gözyaşı gözlerinden dökülür. Ve sen, o an hiçbir şey bilmediğini anlarsın. Senin bildiklerin hayatın boyunca etkisiz kalmıştır. Yüreğindeki kapıları kaparsın. Ve önünde koskocaman bir boşlukla kaplı, çıkış kapısı olmayan büyük bir salona çıkarsın. Gördüğün manzara karşısında şaşırırsın.

Senin cennet diye bildiğin ve bu uğurda bütün ömrünü tükettiğin meğerse cehennemmiş. Farkına varırsın: İşte! O an ve o noktada Tanrıya yalvarırsın. Allah’ım bu dünya niye böyle, neler oluyor böyle.

Koşulsuz, hayatın ve dostlarının istediği yola gitmek zorunda kalırsın. Yüreğindeki ağırlaşan yük, sana sorular sormaktadır. Hata nerde? Doğru ben miyim? Yoksa onlar mı? Hangi yola gideceğine birden durup karar verirsin. İşte o an, yolun sonuna geldiğini artık anlarsın. Sürgün hayatlar senin için değildir.

Ot bürümüş yıkıntılarının arasından nereye gideceğini bilemeden yüreğini kenetlersin. Kendini savunacak silahında kalmamıştır artık. Bir bir indirilen darbeler karşısında güzel duygularını da kaybetmişsindir. Avuçlarına bakarsın. Kurşun gibi ağırdır yüreğin, taşıyamazsın.

Ne terk edebilirsin dostlarını, ne de kendini. Silip atamazsın. Ortada kalmış bir pervane gibi döner döner durursun. O andan itibaren yapacağın tek şey, yüreğindeki tarihi kalıntıları yeniden restore edebilmektir. Eğer arınabilirsen, öldüğünü sandığın duyguların yüreğinin bir yerlerinde yeniden filizlenecektir. Bunu başarabildiğin an sürgün hayatlardan kurtuldun demektir.

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: