SÜRGÜN HAYATLAR

DENEME, DÜŞÜNCELERİM, GENEL Yorum Yok »

Umudun bittiği yerde hayaller başlar. Hayallerinle idare edersin. Belki bir gün dersin. Ellerini, ruhunu, yüreğini yani kısacası tüm benliğini Tanrıya açarsın. Umut bağladıklarına güvenirsin. Ama bir bakarsın hepsi yalanmış.

Ya sen körmüşsün, ya da tam enayi. Sonra ne olduğunu anlayamadığın duygular seni bir girdap gibi içine çekmektedir. Koca bir kaos ellerini boğazına dolamış seni sıkmaktadır. Nefes alman yavaşlar. Bu kaostan bir türlü kurtulamazsın. Sonunda kabul edemediğin bir yenilgi başlar içinde. Bunun adı pişmanlıktır.

Bir şeylerin seni öldürdüğünü sanırsın. Oysa sen ölmüşsün bunun farkına çok geç varırsın. Sarp kayalıklar ve uçurumlar hayatından hiç eksik olmaz. Sonunda, kendini koskoca bir boşluğa bırakırsın. Dirensen de, son nefesini bu uğurda versen de, kaçacak yerin yoktur artık. Pişmanlıklara doğru derin dalışlar yaparsın.

Hayallerinin bir parçası hala kaldıysa yüreğinde, bu dünyaya ve ruhuna şaşkınlıkla bakarsın. Uçurumun kenarında geriye dönüp baktığında, umuda doğru sık sık yaptığın yolculuklara ağlarsın. Kafandan geçenlere, bunca zaman hayatın sana öğrettiklerine ağlarsın.

Hayal meyal gelir aklına yaşadıkların. Anlarsın. Sen, koskoca bir ömrü tek başına yaşamışsın. Böyle durumlarda kaç kez? acaba kaç kez? hayatla karşı karşıya kalmışsındır. Fakat en sonunda yaşadığın kaos seni tutsak almıştır.

Hayat ve dostların sandığın kadar, senin onlara yarattığın fırsatları sana yaratmamışlardır. Anlarsın. Tekrar düşünürsün. Hayatın ve dostlarının sana yaşattıklarıyla içgüdüsel olarak geriye çekilirsin. Bir anda nefret edersin, bir anda gözlerini kapayıp açmak, bu gördüklerinin hepsinin bir rüya olduğunu bilmek ve kendini bu uğurda kandırmak istersin.

En sonunda konuşmamayı, susmayı tercih etsen de, sıkıştığın yerden ruhundaki yangını hafifletemezsin. Kalın gri bir bulut tabakası kaplar etrafını. Bulutların arasından gittikçe güneşi göremezsin.

Yıllarca bir balık gibi yem uğruna, sende güzel duyguların için avlanmaktan kurtulamamışsındır. Onu anlarsın. Oltasına takılırsın. Ne kadar çırpınsan da sonunda hareketsiz kalırsın. Sesin soluğun çıkmaz. Dayanılmaz bir korku ve dayanılmaz pişmanlıklarla acı içerisinde kıvranırsın.

Korku ve pişmanlıkla uçurumun kenarına gelirsin. Kalan birkaç damla gözyaşı gözlerinden dökülür. Ve sen, o an hiçbir şey bilmediğini anlarsın. Senin bildiklerin hayatın boyunca etkisiz kalmıştır. Yüreğindeki kapıları kaparsın. Ve önünde koskocaman bir boşlukla kaplı, çıkış kapısı olmayan büyük bir salona çıkarsın. Gördüğün manzara karşısında şaşırırsın.

Senin cennet diye bildiğin ve bu uğurda bütün ömrünü tükettiğin meğerse cehennemmiş. Farkına varırsın: İşte! O an ve o noktada Tanrıya yalvarırsın. Allah’ım bu dünya niye böyle, neler oluyor böyle.

Koşulsuz, hayatın ve dostlarının istediği yola gitmek zorunda kalırsın. Yüreğindeki ağırlaşan yük, sana sorular sormaktadır. Hata nerde? Doğru ben miyim? Yoksa onlar mı? Hangi yola gideceğine birden durup karar verirsin. İşte o an, yolun sonuna geldiğini artık anlarsın. Sürgün hayatlar senin için değildir.

Ot bürümüş yıkıntılarının arasından nereye gideceğini bilemeden yüreğini kenetlersin. Kendini savunacak silahında kalmamıştır artık. Bir bir indirilen darbeler karşısında güzel duygularını da kaybetmişsindir. Avuçlarına bakarsın. Kurşun gibi ağırdır yüreğin, taşıyamazsın.

Ne terk edebilirsin dostlarını, ne de kendini. Silip atamazsın. Ortada kalmış bir pervane gibi döner döner durursun. O andan itibaren yapacağın tek şey, yüreğindeki tarihi kalıntıları yeniden restore edebilmektir. Eğer arınabilirsen, öldüğünü sandığın duyguların yüreğinin bir yerlerinde yeniden filizlenecektir. Bunu başarabildiğin an sürgün hayatlardan kurtuldun demektir.

Yazan : Melodi AKÇAY

UNUTULAN YEMİNLER

AŞK, GENEL, HİKAYE 1 Yorum »


Bir gün bekle geri döneceğim, yarım kalan yerden yeniden başlayacağız diyordu Fikret. Bilmiyordu Mualla bu sözlerle geleceğine gölgeler düşeceğini. Onu gitmekten vazgeçirmek için çok çabaladı. Ama gitmeliydi Fikret. Bu gidişin daha iyi olacağına inanıyordu. Döndüğünde bu ayrılığı mümkün olduğu kadar kaldığı yerden telafi etmek istiyor ve bunun için Mualla’ya ne yeminler, ne vaatler, ne aşk sözcükleri söylüyordu.

Aşkının bir bahar seli gibi sürüklenip elinden kayıp gitmesine göz göre göre göz mü yumacaktı Mualla. Fikret’in gidişini seyrederken sersemce ona bakıyordu. Fikret’in hakkı yoktu bunu ona yaşatmaya. Aşklarının en güzel çağında Fikret gitmek istiyordu. Ne yapabilirdi ki, Mualla. Gitmek isteyen biri için son gücüyle kal demek, neyi değiştirebilirdi ki? Fikret çoktan kararını vermişti.

Mualla onu uğurlarken haksızlık bu, en güzel yerinde neden bırakıp gidiyorsun diyordu. Çok söyledi, çok yalvardı ona. Hayat Fikret’e bilmediği bir kapıyı açıp önüne seçenek olarak sunmuştu. Bunu şans olarak görüyordu. İkinci bir şans hayat tarafından ona verilmeyebilirdi. Fikret, son bir kez arkasına doğru dönüp baktığında Mualla onu kaybettiğini orada anladı. O an düşündü hiçbir zaman Fikret onun olmamıştı. Nede o Fikretin. Bu düşünceyle gitmesine izin verdi. Birlikte yazıldığını sandıkları kaderlerini zorlamak olurdu, eğer bu ayrılığa izin vermeseydi. Son kez Fikret’e arkasından bakarken, hiçbir şey söylemeden sessizce geri çekildi. Geri dönecek, vazgeçtim diyecek diye hala onu bekliyordu. Fakat Fikret emin adımlarla yürümeye devam ederken gözden bir anda kayboldu. Mualla’nın onu son görüşü oldu bu.

Yüreği sanki bu yaşadıkları bir rüyaymış gibi can çekişiyor, bunun bir rüya olmasını öyle çok istiyordu ki, düşünemedi. Rüyalar bu kadar can acıtmazdı. Fikret’in ardından öylece yapayalnız kaldı. Gözyaşlarına söz geçiremiyor, Fikret’in bekle geleceğim, seni seviyorum sözü kulaklarında çınlıyordu. Evin açık kapısında diz çökmüş, bu hüzünlü havayı kokluyor, onsuz hayata kaldığı yerden nasıl tekrar edebileceğini düşünüyordu. Sevdiği adam ondan bir süreliğine uzaklaşmıştı. Bu kadar büyük bir hüzün yaşamamıştı yüreği. Fikret’in son zamanlarda hayatındaki seçeneklerden biri olamamış, onun hayatına güneş gibi doğamamıştı. Bu duygularla nefes almakta zorlanacağı geceler ve günler Mualla’yı bekliyordu. Geri döneceği günü iple çekiyor, onsuz geçen günleri bir bir sayıyordu.

Şimdiye kadar birlikte olduğu erkeklerden daha fazla önem, daha fazla değer vermişti ona. Fikret’in gitmeden önce söylediği sözleri, onun yaşamasına sebep oluyordu. Onun tarafından sevildiğini bilmek ve senin için geri döneceğim Mualla sözü ona yaşama sevinci veriyordu. Bir gün olsun aklına getirmemişti onsuzluğu. Uzun bir süre Fikret’in hayaliyle yaşadı. Evin dört bir tarafını Fikret’in resimleri süslüyor, evin içerisinde nereye dönse onun varlığını her yerde görüyordu.

Fikret’in kısa süreli ayrılığı yaklaştıkça Mualla kapı önünde duyduğu ayak seslerinin telaşı içinde, hep onun geldiğini ve ona nihayet kavuştuğunu sanıyordu. Yüreğindeki çığlık gittikçe yükselmeye, tedirgin olmaya başladı. Beklenen gün en sonunda geldi. Fikret o gün gelecekti. Söz vermişti Muallaya. Fakat gelmedi. Mualla korkudan telaşlandı. Sanki kötü bir şeylerin habercisi olacakmış gibi, içinde garip fırtınalar esmeye başladı. Günler, haftalar, aylar geçti. Ama Fikret gelmedi. Her ayak sesinde, beraber dinledikleri şarkılarda, güzel bir sözde hep onu aradı yüreği ve gözleri. Gözleri pencerelerde kaldı. Geçmek bilmeyen bu kavuşma sürecinde pencereler onun en yakın dostu olmuştu. Yavaş yavaş iyice ümidini yitirmeye başladı. Fikret’in sevgi sözleri ve yeminleri kulaklarında uğulduyor, bu bitmek bilmeyen hasreti vuslata çevirmek istiyordu. İçini gittikçe çığ gibi büyüyen korkular sarıyor, Fikret’e bir şey mi oldu düşüncesi beynini hep kurcalıyordu.

Fikret’i ne yapıp, ne edip bulmalıydı. Bu uğurda bilmediği bir şehre doğru yola çıktı. Nerede olduğunu tam olarak bilmiyordu. Sandığından daha uzun sürecekti bu arayış süreci. Çember gittikçe daralıyordu. Er ya da geç onu bulacaktı. Onun nerede olduğunu elindeki en sevdiği fotoğrafıyla, karşısına çıkan herkese soruyordu. İş başvurusu kabul edilen ve bildiği tek yer olan bir tekstil fabrikasına gitti. Buradan aldığı cevapla yıkıldı Mualla. Fikret, bir ay kadar burada çalışmış ve sonra izini kaybettirmişti. Fikret’in neden ona haber vermediğini anlayamadı. Bundan sonra ne yapacaktı. Aklına hiçbir şey gelmiyor, endişesi gittikçe artıyordu. Bir kişi bir gün onu tanıyacak umuduyla bilmediği bir şehrin, bilmediği sokaklarında günlerce gezerek onu aradı. İçgüdüsel olarak aralarındaki bağ, Fikret’i bulduracaktı buna inanıyordu. Bu arama süreci onu yorgun düşürmüştü.

Bir gün yorgun düşmüş vücudunu dinlendirirken, Fikret’le aralarında geçen bir konuşmayı hatırladı ve bir an durakladı. Fikret’in orada olabileceği düşüncesine kapıldı. Hiç vakit kaybetmeden onu bulabilme umuduyla oraya doğru yola çıktı. Fikret’e kavuşacağı hissini o kadar yakınında hissediyordu ki, karşılaşacağı acı gerçekle bütün hayatının altüst olacağından haberi yoktu. O yere vardığında evet Fikret oradaydı. Düşüncelerinde yanılmamıştı. Tam karşısında duruyordu. Mualla’nın gördükleri hoşuna gitmemişti. Fikret yanındaki bir bayanla eğleniyor ve gülüyordu. Bir an onun yanına gitmek isterken, iki küçük çocuğun “baba, baba” sesleriyle irkildi. Fikret Mualla’yı aldatmıştı. Evliydi. Bunu Mualladan saklamıştı.

Mualla gördüğü manzara karşısında yüreğinin sesine hakim olamıyor, kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki, boynundan şakaklarına kadar giden damarları neredeyse patlamak üzereydi. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, bir an aylarca süren hasret duygularına yenilecek ve koşarak onun boynuna atılacak diye çok korkuyor, Fikret’i karşıdan seyrediyordu. Bir yanı kalıp onu görmelisin, konuşmalısın, diğer yanı ihanetinin bedelini ödetmelisin diyordu. Bir an bu düşüncelerle kaçıp gitmek istedi.

Tam o sırada oradan ayrılırken, Fikret’in yüzündeki ifadeyi gördü. Fikret ona doğru bakıyordu. Görmüştü Mualla’yı. Ve yavaşça yerinden kalkıp ona doğru gelmeye başladı. Mualla’nın ayakları ileri gitmek istiyor, fakat hep geri geri gidiyordu. O kaçtıkça Fikret ona yaklaşıyordu. Bir telaş içerisindeydi. Hızlı bir kovalamaca sonunda Fikret, Mualla’nın kolundan yakaladı. Onun gözlerinin içine bakarak öylece sessiz kaldı.
- Mualla aylarca çektiğim acıyı, hasreti, ve sana bir şey olacakmış korkusunu hiç düşünmedin. Çok bencilmişsin Fikret dedi.
Fikret beni dinle dediyse de, bu Mualla’nın yüzüne söylediği son sözü oldu.

Mualla eliyle işaret ederek biliyor musun? Şimdi yapacağın tek şey oraya geri dönmek. Senin yerin orası dedi.
Mualla soluk soluğa onun yanından kaçarcasına ayrıldı. Tam Fikret’in gözlerinin önünden kaybolurken, Fikret bekle geleceğim, seni seviyorum diyerek ona yine bir vaat verdi. Mualla onun bu sözünün üzerine Fikret’ e öyle alaycı gülümsemeyle karşılık verdi ki, bütün yeminler ve verilen sözler o andan itibaren, sanki yüzyıllar öncesinde yaşanmış hüsranla ve yalanla biten aşkların unutulan yeminleri olarak mazide kalacaktı.

Melodi AKÇAY

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim