payday loans Car insurance

UNUTULAN YEMİNLER

Yayın Tarihi: 08 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 7:18

UNUTULAN YEMİNLER
Bir gün bekle geri döneceğim, yarım kalan yerden yeniden başlayacağız diyordu Fikret. Bilmiyordu Mualla bu sözlerle geleceğine gölgeler düşeceğini. Onu gitmekten vazgeçirmek için çok çabaladı. Ama gitmeliydi Fikret. Bu gidişin daha iyi olacağına inanıyordu. Döndüğünde bu ayrılığı mümkün olduğu kadar kaldığı yerden telafi etmek istiyor ve bunun için Mualla’ya ne yeminler, ne vaatler, ne aşk sözcükleri söylüyordu.

Aşkının bir bahar seli gibi sürüklenip elinden kayıp gitmesine göz göre göre göz mü yumacaktı Mualla. Fikret’in gidişini seyrederken sersemce ona bakıyordu. Fikret’in hakkı yoktu bunu ona yaşatmaya. Aşklarının en güzel çağında Fikret gitmek istiyordu. Ne yapabilirdi ki, Mualla. Gitmek isteyen biri için son gücüyle kal demek, neyi değiştirebilirdi ki? Fikret çoktan kararını vermişti.

Mualla onu uğurlarken haksızlık bu, en güzel yerinde neden bırakıp gidiyorsun diyordu. Çok söyledi, çok yalvardı ona. Hayat Fikret’e bilmediği bir kapıyı açıp önüne seçenek olarak sunmuştu. Bunu şans olarak görüyordu. İkinci bir şans hayat tarafından ona verilmeyebilirdi. Fikret, son bir kez arkasına doğru dönüp baktığında Mualla onu kaybettiğini orada anladı. O an düşündü hiçbir zaman Fikret onun olmamıştı. Nede o Fikretin. Bu düşünceyle gitmesine izin verdi. Birlikte yazıldığını sandıkları kaderlerini zorlamak olurdu, eğer bu ayrılığa izin vermeseydi. Son kez Fikret’e arkasından bakarken, hiçbir şey söylemeden sessizce geri çekildi. Geri dönecek, vazgeçtim diyecek diye hala onu bekliyordu. Fakat Fikret emin adımlarla yürümeye devam ederken gözden bir anda kayboldu. Mualla’nın onu son görüşü oldu bu.

Yüreği sanki bu yaşadıkları bir rüyaymış gibi can çekişiyor, bunun bir rüya olmasını öyle çok istiyordu ki, düşünemedi. Rüyalar bu kadar can acıtmazdı. Fikret’in ardından öylece yapayalnız kaldı. Gözyaşlarına söz geçiremiyor, Fikret’in bekle geleceğim, seni seviyorum sözü kulaklarında çınlıyordu. Evin açık kapısında diz çökmüş, bu hüzünlü havayı kokluyor, onsuz hayata kaldığı yerden nasıl tekrar edebileceğini düşünüyordu. Sevdiği adam ondan bir süreliğine uzaklaşmıştı. Bu kadar büyük bir hüzün yaşamamıştı yüreği. Fikret’in son zamanlarda hayatındaki seçeneklerden biri olamamış, onun hayatına güneş gibi doğamamıştı. Bu duygularla nefes almakta zorlanacağı geceler ve günler Mualla’yı bekliyordu. Geri döneceği günü iple çekiyor, onsuz geçen günleri bir bir sayıyordu.

Şimdiye kadar birlikte olduğu erkeklerden daha fazla önem, daha fazla değer vermişti ona. Fikret’in gitmeden önce söylediği sözleri, onun yaşamasına sebep oluyordu. Onun tarafından sevildiğini bilmek ve senin için geri döneceğim Mualla sözü ona yaşama sevinci veriyordu. Bir gün olsun aklına getirmemişti onsuzluğu. Uzun bir süre Fikret’in hayaliyle yaşadı. Evin dört bir tarafını Fikret’in resimleri süslüyor, evin içerisinde nereye dönse onun varlığını her yerde görüyordu.

Fikret’in kısa süreli ayrılığı yaklaştıkça Mualla kapı önünde duyduğu ayak seslerinin telaşı içinde, hep onun geldiğini ve ona nihayet kavuştuğunu sanıyordu. Yüreğindeki çığlık gittikçe yükselmeye, tedirgin olmaya başladı. Beklenen gün en sonunda geldi. Fikret o gün gelecekti. Söz vermişti Muallaya. Fakat gelmedi. Mualla korkudan telaşlandı. Sanki kötü bir şeylerin habercisi olacakmış gibi, içinde garip fırtınalar esmeye başladı. Günler, haftalar, aylar geçti. Ama Fikret gelmedi. Her ayak sesinde, beraber dinledikleri şarkılarda, güzel bir sözde hep onu aradı yüreği ve gözleri. Gözleri pencerelerde kaldı. Geçmek bilmeyen bu kavuşma sürecinde pencereler onun en yakın dostu olmuştu. Yavaş yavaş iyice ümidini yitirmeye başladı. Fikret’in sevgi sözleri ve yeminleri kulaklarında uğulduyor, bu bitmek bilmeyen hasreti vuslata çevirmek istiyordu. İçini gittikçe çığ gibi büyüyen korkular sarıyor, Fikret’e bir şey mi oldu düşüncesi beynini hep kurcalıyordu.

Fikret’i ne yapıp, ne edip bulmalıydı. Bu uğurda bilmediği bir şehre doğru yola çıktı. Nerede olduğunu tam olarak bilmiyordu. Sandığından daha uzun sürecekti bu arayış süreci. Çember gittikçe daralıyordu. Er ya da geç onu bulacaktı. Onun nerede olduğunu elindeki en sevdiği fotoğrafıyla, karşısına çıkan herkese soruyordu. İş başvurusu kabul edilen ve bildiği tek yer olan bir tekstil fabrikasına gitti. Buradan aldığı cevapla yıkıldı Mualla. Fikret, bir ay kadar burada çalışmış ve sonra izini kaybettirmişti. Fikret’in neden ona haber vermediğini anlayamadı. Bundan sonra ne yapacaktı. Aklına hiçbir şey gelmiyor, endişesi gittikçe artıyordu. Bir kişi bir gün onu tanıyacak umuduyla bilmediği bir şehrin, bilmediği sokaklarında günlerce gezerek onu aradı. İçgüdüsel olarak aralarındaki bağ, Fikret’i bulduracaktı buna inanıyordu. Bu arama süreci onu yorgun düşürmüştü.

Bir gün yorgun düşmüş vücudunu dinlendirirken, Fikret’le aralarında geçen bir konuşmayı hatırladı ve bir an durakladı. Fikret’in orada olabileceği düşüncesine kapıldı. Hiç vakit kaybetmeden onu bulabilme umuduyla oraya doğru yola çıktı. Fikret’e kavuşacağı hissini o kadar yakınında hissediyordu ki, karşılaşacağı acı gerçekle bütün hayatının altüst olacağından haberi yoktu. O yere vardığında evet Fikret oradaydı. Düşüncelerinde yanılmamıştı. Tam karşısında duruyordu. Mualla’nın gördükleri hoşuna gitmemişti. Fikret yanındaki bir bayanla eğleniyor ve gülüyordu. Bir an onun yanına gitmek isterken, iki küçük çocuğun “baba, baba” sesleriyle irkildi. Fikret Mualla’yı aldatmıştı. Evliydi. Bunu Mualladan saklamıştı.

Mualla gördüğü manzara karşısında yüreğinin sesine hakim olamıyor, kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki, boynundan şakaklarına kadar giden damarları neredeyse patlamak üzereydi. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, bir an aylarca süren hasret duygularına yenilecek ve koşarak onun boynuna atılacak diye çok korkuyor, Fikret’i karşıdan seyrediyordu. Bir yanı kalıp onu görmelisin, konuşmalısın, diğer yanı ihanetinin bedelini ödetmelisin diyordu. Bir an bu düşüncelerle kaçıp gitmek istedi.

Tam o sırada oradan ayrılırken, Fikret’in yüzündeki ifadeyi gördü. Fikret ona doğru bakıyordu. Görmüştü Mualla’yı. Ve yavaşça yerinden kalkıp ona doğru gelmeye başladı. Mualla’nın ayakları ileri gitmek istiyor, fakat hep geri geri gidiyordu. O kaçtıkça Fikret ona yaklaşıyordu. Bir telaş içerisindeydi. Hızlı bir kovalamaca sonunda Fikret, Mualla’nın kolundan yakaladı. Onun gözlerinin içine bakarak öylece sessiz kaldı.
- Mualla aylarca çektiğim acıyı, hasreti, ve sana bir şey olacakmış korkusunu hiç düşünmedin. Çok bencilmişsin Fikret dedi.
Fikret beni dinle dediyse de, bu Mualla’nın yüzüne söylediği son sözü oldu.

Mualla eliyle işaret ederek biliyor musun? Şimdi yapacağın tek şey oraya geri dönmek. Senin yerin orası dedi.
Mualla soluk soluğa onun yanından kaçarcasına ayrıldı. Tam Fikret’in gözlerinin önünden kaybolurken, Fikret bekle geleceğim, seni seviyorum diyerek ona yine bir vaat verdi. Mualla onun bu sözünün üzerine Fikret’ e öyle alaycı gülümsemeyle karşılık verdi ki, bütün yeminler ve verilen sözler o andan itibaren, sanki yüzyıllar öncesinde yaşanmış hüsranla ve yalanla biten aşkların unutulan yeminleri olarak mazide kalacaktı.

Melodi AKÇAY

Etiketler:

VUR KADEHE KIRILSIN

Yayın Tarihi: 08 Mayıs 2009 Cuma Saat: 6:49

VUR KADEHE KIRILSIN

Gidecek bir yeri olmadığı için huzursuzdu Neslihan. Bir tek kız kardeşi vardı bu şehirde yaşayan. Eşinden boşandığından beridir hep mücadele içerisinde geçti bu huzursuz dönemi. İnancını yitirmişti. Fakat her şeye rağmen hayata yeniden tutunmak için bir şeyler yapmalıydı.

Yüreğinde yaşadığı bütün bu sorunların sonunu getirecek bir gelişme oldu. Hayatındaki olumsuz dönem bu olayla kapanmak üzereydi. Her tarafı titriyordu. Karanlıkta ansızın yanan bir ışık gibiydi, Kuaför Aysel hanıma rastlaması.

Ailesi bu evden gelinliğinle çıkarsın ve kefeninle gelirsin demişti ona, diğer kardeşleri gibi. Bu yüzden yanlarına geri dönemiyordu. Bir mesleği olmadığı gibi, düzgün bir işi de yoktu. Düzensiz günü birlik iş bulup çalışması karşılığında aldığı para, ona yetmiyordu. Sokaklarda kalmıştı. Kocasını nefretle anıyordu. Diğer yandan da ailesine kızıyordu. Söyleyebilecek tek bir kelime bulamıyordu kocası ve ailesi hakkında. Onu sokağa düşüren ve girdaba sokan kocası olmuştu. Bütün sorumluluğu ona yüklüyordu.

Bir gece yarısı, kocası onu feci şekilde dövmüş, evden dışarıya atmıştı. Ertesi sabah, onu evlerinin önünde buldu kocası. Elinde beyaz bir kağıt ile onu boşanmaya zorladı. Ailesinin korkusundan dolayı boşanmak istemiyordu ama, bir an düşünüp ya ailemin elinde yok olacağım, ya da kocamın ellerinde. Hiçbir farkı olamayacaktı diye düşündü.. Bu yüzden imzaladı boşanma kağıdını. O geceden sonra ne o geceyi, ne de kocasının yaptıklarını hiç unutmadı Neslihan.

Ertesi sabah kız kardeşinin yanına gitti. Ona sığınmak istedi. Ama aldığı cevap kaderinin en büyük cilvesiydi. Bende kocamdan boşanıyorum. Gidecek hiçbir yerim yok. Bundan sonra yollarımız ayrılıyor. Kendi başının çaresine bak oldu.

Sinirden elleri titriyor, ara sıra kekeliyordu. Kocasının onun üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerden birisiydi bu davranışları. O geceden sonra sersefil sokakta kaldığında “ Ne zaman bitecek bu çile” diye bekledi. Sitemlerine hep sitem ekledi. Yoktu elinden tutanı. Kuaför Aysel hanıma rastladığı gün başladı ilk vuslatı.

İçinde sönen ışıklar yeniden yanmaya, istemediği düşüncelerden uzaklaşmaya, kaybettiği gururunu ve ayaklar altında ezilen onurunu o gün tekrar kazanmaya başladı.

Kuaför Aysel Hanım onu işe aldı. Tanışmaları yolda oldu. Sokakta görmüştü Aysel Hanım, Neslihan’ı. Perişan haline üzülmüş, yardım elini hiç çekinmeden omzuna kondurmuştu. Kısa bir tanışma yaptılar. Neslihan, niçin bu halde olduğunu anlattı Aysel hanıma.

Aysel Hanım elinden tuttuğu gibi götürdü onu kuaför dükkanına. Önce karnını doyurdu. Beraberce yemek yediler. Yemeklerle birlikte sohbet üstüne sohbet eklediler. Hayatlarında derin izler bırakan acı gerçekleri öğrendiler. Aysel Hanım teklifte bulundu ona. Benimle çalışır mısın? Burada yatar burada kalkarsın.
Kabul etti Neslihan. Mecbur ve çaresizdi. Çünkü düşünmek için yeterince zamanı olmuştu.

Aysel Hanım duymak istediklerim tam bunlardı. Artık geçmişinle ilgili bütün acı veren olayları burada kapatalım. İlk durağın bundan sonra yeniden kendini tanımak olacak. Bak gör tanıdıkça yeni yeni yönlerin ortaya çıkacak ve kendini daha bir seveceksin. Vur kadehi kırılsın Neslihancım diyerek sözünü bitirdi.

O konuşmadan sonra bir daha aralarında böyle konuşmalar geçmedi. Aysel Hanım bir anda Neslihan’ın kaderini zorlamıştı. Yeni kader yazabilmesi için ona şans olmuştu. Neslihan başını rahatça sokabilecek, korkusuzca uyuyabilecek bir yer bulmuştu kendine.

Nazik ve anlayışlı olan Aysel Hanım onun bütün sıkıntılarıyla yakından ilgileniyordu. Her zaman en iyinin, en güzelin peşindeydi. Sıkıntı, keder ve acının onun hayatında yeri yoktu. Söz vermişti bir zamanlar kendine. Geçmişinde oda Neslihan’a benzer olaylar yaşamıştı. Fakat Neslihan’dan tek farkı, onun maddi gücünün yerinde olmasıydı. Maneviyatını maddi imkanlarıyla ayakta sağlam tutabilmişti. Nasıl daha fazla mutlu olunabilir, hep onun yollarını araştırmıştı. Hayat, ona Neslihan kadar acımasız davranmamıştı.

Neslihan için artık her şey yolunda gidiyor ve böylece her şeyin düzeleceğine inanmaya başlıyordu.

Bir gün kuaför dükkanına, yüzündeki derin ve acılı bir ifade ile gelen Aysel Hanım, Neslihan’ın yüzüne bakamıyordu. Bir tuhaflık sezdi Neslihan. Ne oldu Aysel Hanım? İyi görünmüyorsun. Yüzünüz solgun. Sebebi nedir? Diye sordu.
Kelimeleri ağzından teker teker çıkarıyordu Aysel Hanım. Ne olduğunu hiç anlayamamıştı Neslihan.
Aysel Hanım bir süre sessizce öylece durdu, konuşmadı. Neslihan’la alakalı konular hakkında konuşmayacaktı, söz vermişti ona ama, olmadı.

- Biliyor musun? Dün sen malzeme almaya gittiğinde buraya kız kardeşin geldi. Evleniyormuş. En garip olanı eski eşinle evleniyormuş dedi. Hiçbir şey diyemedim ona. İçimden onu hırpalamak geldi ama, yapamadım.
Neslihan buna inanamadı. Demek oymuş: beni kocama dövdürüp dışarıya attıran ve sonunda evine de almayan. Her şey planlıymış demek ha. Çok acı. Kocamla aramda sorunlar olmaya başlamıştı. Düzelecek diye bekledim. Ama düzelmedi. Biri vardı hayatında, seziyordum. Kabul etmiyordu. Bende inanmak istedim. Fakat olmadı. Bütün çektiklerim onlar yüzündenmiş.

Neslihan kocası tarafından dövülüp, boşandığına mı yansın, yoksa kardeşinin ihanetine mi? Sıkışmıştı bu duygular arasında. Bir kez daha hayata yenildi orada. Hayat kardeşi ile son cilvesini oynamıştı ona. Fakat Aysel Hanım,

- Seni nasıl tanıdığımı çok iyi bilirsin. Sen beni, bende seni sevdikçe, beraber bu işte el ele verdikçe, sırtımıza yüklemeyeceğimiz ve kaldıramayacağımız ne sorun, nede mutluluk kalır. Başarı, seni esas bundan sonra bekliyor. Üzülme. Boşver Vur kadehi kırılsın Neslihancım… Ne dersin?

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler: