UNUTULAN YEMİNLER

AŞK, GENEL, HİKAYE Yorum Yap


Bir gün bekle geri döneceğim, yarım kalan yerden yeniden başlayacağız diyordu Fikret. Bilmiyordu Mualla bu sözlerle geleceğine gölgeler düşeceğini. Onu gitmekten vazgeçirmek için çok çabaladı. Ama gitmeliydi Fikret. Bu gidişin daha iyi olacağına inanıyordu. Döndüğünde bu ayrılığı mümkün olduğu kadar kaldığı yerden telafi etmek istiyor ve bunun için Mualla’ya ne yeminler, ne vaatler, ne aşk sözcükleri söylüyordu.

Aşkının bir bahar seli gibi sürüklenip elinden kayıp gitmesine göz göre göre göz mü yumacaktı Mualla. Fikret’in gidişini seyrederken sersemce ona bakıyordu. Fikret’in hakkı yoktu bunu ona yaşatmaya. Aşklarının en güzel çağında Fikret gitmek istiyordu. Ne yapabilirdi ki, Mualla. Gitmek isteyen biri için son gücüyle kal demek, neyi değiştirebilirdi ki? Fikret çoktan kararını vermişti.

Mualla onu uğurlarken haksızlık bu, en güzel yerinde neden bırakıp gidiyorsun diyordu. Çok söyledi, çok yalvardı ona. Hayat Fikret’e bilmediği bir kapıyı açıp önüne seçenek olarak sunmuştu. Bunu şans olarak görüyordu. İkinci bir şans hayat tarafından ona verilmeyebilirdi. Fikret, son bir kez arkasına doğru dönüp baktığında Mualla onu kaybettiğini orada anladı. O an düşündü hiçbir zaman Fikret onun olmamıştı. Nede o Fikretin. Bu düşünceyle gitmesine izin verdi. Birlikte yazıldığını sandıkları kaderlerini zorlamak olurdu, eğer bu ayrılığa izin vermeseydi. Son kez Fikret’e arkasından bakarken, hiçbir şey söylemeden sessizce geri çekildi. Geri dönecek, vazgeçtim diyecek diye hala onu bekliyordu. Fakat Fikret emin adımlarla yürümeye devam ederken gözden bir anda kayboldu. Mualla’nın onu son görüşü oldu bu.

Yüreği sanki bu yaşadıkları bir rüyaymış gibi can çekişiyor, bunun bir rüya olmasını öyle çok istiyordu ki, düşünemedi. Rüyalar bu kadar can acıtmazdı. Fikret’in ardından öylece yapayalnız kaldı. Gözyaşlarına söz geçiremiyor, Fikret’in bekle geleceğim, seni seviyorum sözü kulaklarında çınlıyordu. Evin açık kapısında diz çökmüş, bu hüzünlü havayı kokluyor, onsuz hayata kaldığı yerden nasıl tekrar edebileceğini düşünüyordu. Sevdiği adam ondan bir süreliğine uzaklaşmıştı. Bu kadar büyük bir hüzün yaşamamıştı yüreği. Fikret’in son zamanlarda hayatındaki seçeneklerden biri olamamış, onun hayatına güneş gibi doğamamıştı. Bu duygularla nefes almakta zorlanacağı geceler ve günler Mualla’yı bekliyordu. Geri döneceği günü iple çekiyor, onsuz geçen günleri bir bir sayıyordu.

Şimdiye kadar birlikte olduğu erkeklerden daha fazla önem, daha fazla değer vermişti ona. Fikret’in gitmeden önce söylediği sözleri, onun yaşamasına sebep oluyordu. Onun tarafından sevildiğini bilmek ve senin için geri döneceğim Mualla sözü ona yaşama sevinci veriyordu. Bir gün olsun aklına getirmemişti onsuzluğu. Uzun bir süre Fikret’in hayaliyle yaşadı. Evin dört bir tarafını Fikret’in resimleri süslüyor, evin içerisinde nereye dönse onun varlığını her yerde görüyordu.

Fikret’in kısa süreli ayrılığı yaklaştıkça Mualla kapı önünde duyduğu ayak seslerinin telaşı içinde, hep onun geldiğini ve ona nihayet kavuştuğunu sanıyordu. Yüreğindeki çığlık gittikçe yükselmeye, tedirgin olmaya başladı. Beklenen gün en sonunda geldi. Fikret o gün gelecekti. Söz vermişti Muallaya. Fakat gelmedi. Mualla korkudan telaşlandı. Sanki kötü bir şeylerin habercisi olacakmış gibi, içinde garip fırtınalar esmeye başladı. Günler, haftalar, aylar geçti. Ama Fikret gelmedi. Her ayak sesinde, beraber dinledikleri şarkılarda, güzel bir sözde hep onu aradı yüreği ve gözleri. Gözleri pencerelerde kaldı. Geçmek bilmeyen bu kavuşma sürecinde pencereler onun en yakın dostu olmuştu. Yavaş yavaş iyice ümidini yitirmeye başladı. Fikret’in sevgi sözleri ve yeminleri kulaklarında uğulduyor, bu bitmek bilmeyen hasreti vuslata çevirmek istiyordu. İçini gittikçe çığ gibi büyüyen korkular sarıyor, Fikret’e bir şey mi oldu düşüncesi beynini hep kurcalıyordu.

Fikret’i ne yapıp, ne edip bulmalıydı. Bu uğurda bilmediği bir şehre doğru yola çıktı. Nerede olduğunu tam olarak bilmiyordu. Sandığından daha uzun sürecekti bu arayış süreci. Çember gittikçe daralıyordu. Er ya da geç onu bulacaktı. Onun nerede olduğunu elindeki en sevdiği fotoğrafıyla, karşısına çıkan herkese soruyordu. İş başvurusu kabul edilen ve bildiği tek yer olan bir tekstil fabrikasına gitti. Buradan aldığı cevapla yıkıldı Mualla. Fikret, bir ay kadar burada çalışmış ve sonra izini kaybettirmişti. Fikret’in neden ona haber vermediğini anlayamadı. Bundan sonra ne yapacaktı. Aklına hiçbir şey gelmiyor, endişesi gittikçe artıyordu. Bir kişi bir gün onu tanıyacak umuduyla bilmediği bir şehrin, bilmediği sokaklarında günlerce gezerek onu aradı. İçgüdüsel olarak aralarındaki bağ, Fikret’i bulduracaktı buna inanıyordu. Bu arama süreci onu yorgun düşürmüştü.

Bir gün yorgun düşmüş vücudunu dinlendirirken, Fikret’le aralarında geçen bir konuşmayı hatırladı ve bir an durakladı. Fikret’in orada olabileceği düşüncesine kapıldı. Hiç vakit kaybetmeden onu bulabilme umuduyla oraya doğru yola çıktı. Fikret’e kavuşacağı hissini o kadar yakınında hissediyordu ki, karşılaşacağı acı gerçekle bütün hayatının altüst olacağından haberi yoktu. O yere vardığında evet Fikret oradaydı. Düşüncelerinde yanılmamıştı. Tam karşısında duruyordu. Mualla’nın gördükleri hoşuna gitmemişti. Fikret yanındaki bir bayanla eğleniyor ve gülüyordu. Bir an onun yanına gitmek isterken, iki küçük çocuğun “baba, baba” sesleriyle irkildi. Fikret Mualla’yı aldatmıştı. Evliydi. Bunu Mualladan saklamıştı.

Mualla gördüğü manzara karşısında yüreğinin sesine hakim olamıyor, kalp atışları o kadar hızlanmıştı ki, boynundan şakaklarına kadar giden damarları neredeyse patlamak üzereydi. Birbirlerine o kadar yakındılar ki, bir an aylarca süren hasret duygularına yenilecek ve koşarak onun boynuna atılacak diye çok korkuyor, Fikret’i karşıdan seyrediyordu. Bir yanı kalıp onu görmelisin, konuşmalısın, diğer yanı ihanetinin bedelini ödetmelisin diyordu. Bir an bu düşüncelerle kaçıp gitmek istedi.

Tam o sırada oradan ayrılırken, Fikret’in yüzündeki ifadeyi gördü. Fikret ona doğru bakıyordu. Görmüştü Mualla’yı. Ve yavaşça yerinden kalkıp ona doğru gelmeye başladı. Mualla’nın ayakları ileri gitmek istiyor, fakat hep geri geri gidiyordu. O kaçtıkça Fikret ona yaklaşıyordu. Bir telaş içerisindeydi. Hızlı bir kovalamaca sonunda Fikret, Mualla’nın kolundan yakaladı. Onun gözlerinin içine bakarak öylece sessiz kaldı.
- Mualla aylarca çektiğim acıyı, hasreti, ve sana bir şey olacakmış korkusunu hiç düşünmedin. Çok bencilmişsin Fikret dedi.
Fikret beni dinle dediyse de, bu Mualla’nın yüzüne söylediği son sözü oldu.

Mualla eliyle işaret ederek biliyor musun? Şimdi yapacağın tek şey oraya geri dönmek. Senin yerin orası dedi.
Mualla soluk soluğa onun yanından kaçarcasına ayrıldı. Tam Fikret’in gözlerinin önünden kaybolurken, Fikret bekle geleceğim, seni seviyorum diyerek ona yine bir vaat verdi. Mualla onun bu sözünün üzerine Fikret’ e öyle alaycı gülümsemeyle karşılık verdi ki, bütün yeminler ve verilen sözler o andan itibaren, sanki yüzyıllar öncesinde yaşanmış hüsranla ve yalanla biten aşkların unutulan yeminleri olarak mazide kalacaktı.

Melodi AKÇAY

“UNUTULAN YEMİNLER” için 1 Yorum

  1. merve diyor ki:

    ya hayatta ne insanlar var ya ama şunu bilki resimlerini çok beğeniyorum müth,iş resimlerin var allah nur içinde yatırsın inşallah allah rahmet eylesin rahmet içindede yatırsın AMİN…

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sitelerim: En Yeni Yemek Tarifleri En Yeni Dantel ornekleri Not Defterim